<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeni arşivleri - Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</title>
	<atom:link href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/category/yeni/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/category/yeni/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Mar 2020 10:15:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Ana-baba Hakları</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-baba-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2020 09:36:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2197</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ana-babası günâh işleyen evlâd, sert konuşmadan, bunlara bir defa nasîhat ederler. Kabul etmezlerse susarlar. Onlara dua ederler”  “Dînimizde ana-babanın hakları çok</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-baba-haklari/">Ana-baba Hakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ana-babası günâh işleyen evlâd, sert konuşmadan, bunlara bir defa nasîhat ederler. Kabul etmezlerse susarlar. Onlara dua ederler”</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Dînimizde ana-babanın hakları çok önemli olduğu için, onların sözlerini dinlemezsem günâha girmiş olur muyum?” diye suâl soranlar oluyor.Hemen belirtelim ki, dîne uymayan ve çocuğunu İslâmiyet&#8217;e uygun yetiştirmeyen ana-babanın, evlâdı üzerinde, dînimizin bildirdiği ana-babalık hakkı yoktur. Sâdece büyütme, yedirip içirme gibi hakları vardır.Mukaddes dînimizde, İslâm âlimlerinin kitaplarında<strong>, “Ana-baba kâfir iseler, onları kiliseden, meyhâneden, sırtta taşıyarak bile, geri getirmek gerekir” </strong>deniliyor. Onların iyiliği için, <strong>“Kiliseye gitmeniz yanlıştır. Ben getirmem, gittiğiniz gibi geri gelin”</strong> denilmez.Yine dîn kitaplarında, <strong>“Ana-babası günâh işleyen evlâd, sert konuşmadan, bunlara bir defa nasîhat ederler. Kabul etmezlerse susarlar. Onlara dua ederler”</strong> buyuruluyor.Onların iyiliğine diye, sık sık ikaz yapılmazlar. Ana-babanın iyiliği için, onlara sert davranan, rızâlarını almış olmaz, aksine onları üzmüş olur. Tâbiîn-i kirâmın en büyüklerinden olan büyük âlim ve velî Hasan-ı Basrî hazretleri, <strong>“Âlim bir evlâdın ana-babası kâfir olsalar, kuyudan su çekmeleri için ona muhtaç olsalar, o da birkaç kova çektikten sonra, öf dese, bu sebeple bütün amellerinin sevâbı yok olur”</strong> buyuruyor. Şu hâlde, ana-babanın iyiliği için de, onlara sert davranmak câiz değildir.Ana-baba zâlim olup, evlâda zulmetseler de, günâh işlemeyi emretseler de, yine onları üzmek câiz olmaz. Günâh olan emirleri yapılmaz, ama yine de onlara sert konuşmak, üzmek câiz olmaz. </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Eshâb-ı kirâmdan Alkame’nin menkıbesinde, Peygamber Efendimiz, onun annesine, oğluna hakkını helâl etmezse, Cehennemde azap çekeceğini bildiriyor. Ama ebedî azaptan bahsedilmiyor. Sâlih ana-babaya isyân etmek harâmdır, ama küfür değildir. İşlenen her günâh, Allahü teâlâya bir isyândır. Günâh işlemekle insan kâfir olmaz.Son nefesinde Kelime-i şehâdet getiremeyen de kâfir olarak ölmez. Ehl-i Sünnet itikâdında, amel îmândan bir parça değildir, yani insan ne kadar büyük günâh işlerse işlesin, kâfir olmaz. Zerre kadar îmânı olan, sonunda Cennete girer.Kalb krizi, trafik kazası, bir bombanın patlaması gibi sebeplerle Kelime-i şehâdet getiremeden veya uyurken ölen Müslümân, îmânsız ölmüş olmaz. Ânîden ölüp de, son sözünün Kelime-i şehâdet olmaması ona zarar vermez. İki hadîs-i şerîf meâli şöyledir:<strong>“Ânîden ölmek, müminlere rahmet, fâcirlere ise üzüntüdür.”</strong> [Beyhekî]<strong>“Ânî ölüm, müminlere râhat, kâfirlere ise azaptır.”</strong> [Taberânî]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fâcir, yani kötü kişi, ânîden ölmeyip de, hastalık çekerek ölürse, günâhlarına tevbe etme imkânı vardır. Kâfir olan da, îmâna gelebilir. Onun için, kâfirlere ve fâcirlere ânî ölüm, iyi değildir. Fakat sâlihlerin ansızın ölmeleri, onlar için bir nimet olur. Aylarca veya yıllarca hasta yattıktan sonra ölmek çok sıkıntılı olur. Ama bu sıkıntılar, çoğunun sonsuz saâdetine sebep olabilir. </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-baba-haklari/">Ana-baba Hakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ana-babaya Saygı Ne Demektir?</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-babaya-saygi-ne-demektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2020 09:39:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sâlih ana-babayı râzı eden, Allahü teâlâyı râzı eder. Allahü teâlânın rızâsı, sâlih ana-babanın rızâsındadır.  Allahü teâlâ, bir âyet-i kerîmede (meâlen)</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-babaya-saygi-ne-demektir/">Ana-babaya Saygı Ne Demektir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Sâlih ana-babayı râzı eden, Allahü teâlâyı râzı eder. Allahü teâlânın rızâsı, sâlih ana-babanın rızâsındadır. </strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Allahü teâlâ, bir âyet-i kerîmede (meâlen) şöyle buyurmaktadır:<strong>“Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi, senin yanında yaşlanırlarsa, kendilerine öf bile deme, azarlama (ağır söz söyleme), onlarla yumuşak (ve tatlı) konuş! Onlara acı, tevuzu kanadını ger. &#8216;Rabbim, küçükken onlar beni yetiştirdikleri gibi, sen de onlara merhamet et&#8217; diye duâ et.”</strong> [İsrâ, 23-24]Peygamber Efendimiz de, bir hadîs-i şerîfinde (meâlen) şöyle buyuruyor:<strong>“Rabbin rızâsı, ana-babanın rızâsında, gazabı da, ana-babanın gazabındadır.” </strong>[Buhârî]Sâlih ana-babanın ana-babalık hakkı vardır. Çünkü doğru îmânımızı ilk olarak, sâlih ana-babamızdan öğrendik. Onlar bizim ilk mürşidimizdirler. Onun için, sâlih ana-babanın hakkı çok büyüktür. Sâlih ana-babayı râzı eden, Allahü teâlâyı râzı eder. Allahü teâlânın rızâsı, sâlih ana-babanın rızâsındadır. Hadîs-i şerîflerde, <strong>“Rabbin rızâsı, babanın rızâsındadır” </strong>ve <strong>“Cennet, anaların ayakları altındadır”</strong> buyurulmuştur.Ana-baba hakkı çok önemlidir. Neden? Ananın-babanın, günâh olmayan emirlerine itâat etmek farz-ı ayndır. Sâlih ana-babanın, dîne uygun emirlerini dinlemeyen evlâd, günâha girerler. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber Efendimiz bildiriyor ki: <strong>“Allahü teâlâ, Mûsa aleyhisselâma, &#8216;Âsî olanın sözünün ağırlığı, dünyâdaki bütün kumların ağırlığına eşittir&#8217; buyurunca, Mûsâ, &#8216;Yâ Rabbî, bu âsî kimdir&#8217; dedi. Allahü teâlâ, &#8216;Ana-babasının sözünü dinlemeyendir&#8217;buyurdu.” </strong>[Ebû Nuaym]Zengin evlâdın, fakîr olan Müslümân ana-babaya nafaka vermesi farzdır. Evlâd, zengin babaya bakmaya mecbûr değildirler. Fakîr evlâdın, fakîr babasına nafaka vermeleri farz değildir. Fakat fakîr olan ana-babasını kendi evine alıp, birlikte geçinirler. <strong>(Fetâvâ-i Hayriyye)“Şir’atül-İslâm Şerhi”nde, “Ana-babaya saygı” </strong>konusunda, “Ana-babanın önünden yürümek, uygun değildir. Ana-babasının önünden yürüyen, itâatsiz ve âsîdir. Ancak, yolda eziyet veren şeyler varsa, onları kaldırıp yol açmak için veya başka bir yardım için önlerinden yürünebilir<strong>” </strong>denilmektedir&#8230;Kâfir veya sapık yahut fâsık ana-babanın, ana-babalık hakkı olmaz; onları büyütme, normal hizmet etme hakkı olur.Ana-babaya, ana-baba hakkını veren Allahü teâlâdır. Ancak onlara, kendi emrine aykırı bir hak vermemiştir. Meselâ onların <em><strong>“Namaz kılma”</strong></em> deme hakları yoktur. Anne ve baba, çocuklarına, <em><strong>“Namaz kılma, oruç tutma, tesettüre riâyet etme, biraz içki iç”</strong></em> diyemezler. Bunları yapmazlarsa, bedduâ edeceklerini söyleseler, ehemmiyeti yoktur.  <strong>Allah&#8217;a isyân olan bir işte, kula yani ana-babaya ve âmire itâat edilmez. </strong>Onların haksız olarak ettiği bedduâlar da geçerli olmaz.[Yarın da inşâallah ana-baba haklarından bahsedelim.] </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-babaya-saygi-ne-demektir/">Ana-babaya Saygı Ne Demektir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mescid-i Aksâ Kudüs&#8217;te değil mi?</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/mescid-i-aksa-kuduste-degil-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Feb 2020 10:04:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2216</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bütün İslâm âlimleri, Mescid-i Aksâ’nın Kuds-i şerifte olduğunu kitaplarında yazmışlardır. Bunun aksini söyleyen bir İslâm âlimi yoktur. Kur’ân-ı kerîmde İsrâ sûre-i celîlesinin 1. âyet-i</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/mescid-i-aksa-kuduste-degil-mi/">Mescid-i Aksâ Kudüs&#8217;te değil mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Bütün İslâm âlimleri, Mescid-i Aksâ’nın Kuds-i şerifte olduğunu kitaplarında yazmışlardır. Bunun aksini söyleyen bir İslâm âlimi yoktur.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Kur’ân-ı kerîmde <strong>İsrâ sûre</strong>-i celîlesinin <strong>1. âyet</strong>-i kerimesinde <strong>“el-Mescidü’l-Aksâ” </strong>ve birçok hadîs-i şerifte de <strong>“Beytü’l-Makdis”</strong> şeklinde zikredilen <strong>“Mescid-i Aksâ”</strong>, İslâmiyetin bidâyetinden itibâren hicrî 2. seneye kadar, biz Müslümânların 14 sene müddetle <strong>ilk kıble</strong>si ve Sevgili Peygamberimizin <strong>“Mirâc”</strong> mucizesinin de başlangıç noktası olan, çok kıymetli bir mekândır. Yeryüzünde fazîlette, üstünlükte <strong>Mescid-i Harâm</strong> ve <strong>Mescid-i Nebevî</strong>’den sonra, 3. sıradadır.<strong>“Mescid-i Aksâ=Beytül-Makdis”</strong>, şek ve şüphe yoktur ki, <strong>Kuds-i şerîftedir.</strong> İşte bundan dolayıdır ki, <strong>Kur’ân-ı kerîmin ifâdesiyle “etrâfı mübârek kılınan” Kudüs</strong>’ün, biz Müslümânların kalplerinde çok husûsî bir yeri vardır.<strong>[İsrâ ve mi’râc bir mucizedir.</strong> Bu mucize, Kur’ân-ı kerîmin kıymetli tefsîrlerinde de, başta Sahîh-i Buhârî olmak üzere, pekçok hadîs-i şerîf kitâbında da tafsîlâtıyla anlatılmaktadır.]Peygamber Efendimiz, <strong>“Benim bu Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harâm müstesnâ olmak üzere, diğer mescidlerde kılınan 1.000 namazdan daha hayırlıdır” </strong>buyurmak suretiyle <strong>“Mescid-i Nebevî”</strong>nin fazîletini ortaya koymuştur. <strong>“Mescid-i Harâm”</strong>da kılınan namaz da, onun 100 katıdır, yani orada kılınan bir namaz, başka yerlerde kılınan 100.000 namazdan efdaldir. Hadîs-i şerifte <strong>“Mescid-i Aksâ”</strong>da kılınan bir namazın da, başka yerlerdeki 500 namazdan efdal olduğu ifâde buyurulmuştur&#8230; </p>



<p class="wp-block-paragraph">

Şimdi gelelim, bu kıymetli mescidin nerede olduğu konusuna?&nbsp;<strong>Mescid-i Aksâ,</strong>&nbsp;şek ve şüphe yoktur ki,&nbsp;<strong>“Kuds-i şerîf”</strong>tedir. En hafîf ifâdeyle söyleyecek olursak, bazı câhiller, Mescid-i Aksâ’nın Mekke-i mükerremede veya Ci’râne’de, yahut oralara yakın bazı yerlerde olduğunu iddiâ ediyorlar.Allahü teâlâ, Kur’ân-ı hâkîminde,&nbsp;<strong>“Her türlü noksânlıktan münezzeh olan O Allah’tır ki, kulunu&nbsp;</strong>(Peygamberi Hazret-i Muhammed aleyhisselâmı)<strong>, bir gece, Mescid-i Harâmdan&nbsp;</strong>(Mekke-i mükerremeden alıp)<strong>, o etrafını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya kadar götürdü; bunu, ona âyetlerimizden&nbsp;</strong>(kudretimize delâlet eden acîbliklerden)<strong>&nbsp;gösterelim diye yaptık. Muhakkak ki O, Semî&nbsp;</strong>(her şeyi işiten)<strong>&nbsp;ve Basîr&nbsp;</strong>(her şeyi gören)<strong>dir.”</strong>&nbsp;(İsrâ, 1)<strong>Bütün İslâm âlimleri, Mescid-i Aksâ’nın Kuds-i şerifte olduğunu yüzlerce, binlerce kitâbında yazmışlardır.</strong>&nbsp;Bunun aksini söyleyen, sözü muteber hiçbir İslâm âlimi yoktur. Böyle bir iddiâ, Yahûdîlerin ve Hıristiyânların değirmenlerine su taşımaktır. Bu sakat görüş, bir kimsenin çıkıp Süleymâniye Câmii İstanbul’da değil, Selîmiye Câmii Edirne’de değil, Ulucâmi de Bursa’da değil demesinden daha abestir.&nbsp;<strong>Bırakın ilim ehli insanları, aklı başında herhangi bir Müslümânın dahî buna inanması mümkün değildir.</strong><strong>Peki, eğer Peygamber Efendimiz, Mekke-i mükerreme’den Kuds-i şerîfe gidip geldiğini anlatmamış olsaydı, bütün kitaplarda yazıldığı gibi, müşrikler niçin Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimize gelip de, Mekke ile Kudüs arasında ne kadar mesâfe olduğunu sorsunlar?</strong><strong>Mescid-i Aksâ&nbsp;Kudüs&#8217;te değil mi?</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/mescid-i-aksa-kuduste-degil-mi/">Mescid-i Aksâ Kudüs&#8217;te değil mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâmın Temeli Güzel Ahlâktır</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/islamin-temeli-guzel-ahlaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2020 10:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2220</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah’a kavuşamaz.” Her binânın bir temeli vardır. İslâmın temeli de güzel</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/islamin-temeli-guzel-ahlaktir/">İslâmın Temeli Güzel Ahlâktır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah’a kavuşamaz.”</strong> Her binânın bir temeli vardır. İslâmın temeli de güzel ahlâktır. Dünkü makâlemizde bir nebze bahsettiğimiz <strong>edep</strong> ve <strong>hayâ</strong>nın dînimizdeki yeri çok mühimdir. Kur&#8217;ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: <strong>“İmân edenler arasında hayâsızlığın, kötülüğün yayılmasını isteyenler (ve sevenler) için dünyâda da, âhirette de elîm bir azap vardır.”</strong> [Nûr, 19]Allahü teâlâdan utanmak, îmânın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da îmânın zayıf olduğuna alâmettir. Hadîs-i şerîfte, <strong>“Hayânın azlığı küfürdendir”</strong> buyuruldu. Yani hayâsız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Hayâ, îmânın esasındandır. Hayâsı olan Allah’tan utandığı için, günâhtan çekinir. İnsanlardan utanmayan Allah’tan da utanmaz. İnsanlardan utanarak günâhı gizlemek de hayâdandır. İnsanlardan utananın, Allahü teâlâdan da utandığı anlaşılır. Çünkü hadîs-i şerîfte, <strong>“Allah’tan sakınan, insanlardan da sakınır”</strong> buyuruluyor. Hayâsız olan mürüvvetsiz olur.Müminin, önce Allahü teâlâdan hayâ etmesi gerekir. Bunun için, ibâdetlerini sıdk ile, ihlâs ile yapmalıdır. Hayâ, günâhlarını, kabâhatlerini göstermemeye denir. İbâdetlerini başkalarına göstermekten hayâ etmek câiz değildir. Bunun için, vaaz vermekten ve emr-i marûf ve nehy-i münker yapmaktan [Ehl-i sünnet kitaplarını yaymaktan] hayâ etmek câiz değildir. <strong>“Hayâ îmândandır” </strong>hadîs-i şerîfindeki hayâ, kötü, günâh şeyleri göstermekten utanmak demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü teâlânın verdiği bütün nimetlerde, nimeti vereni görmeli, dâimâ O’nun huzûrunda olduğunu düşünmeli, mesela otururken, yatarken edebe riâyet etmelidir. Yerken, içerken, konuşurken, okurken, yazarken ve her çeşit iş yaparken, bütün bunların Allahü teâlânın kudretiyle yapıldığını, bütün işlerde, O’nun emrine uyup yasak ettiklerinden sakınmayı düşünmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm-ı Rabbânî hazretleri,<strong> “Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah’a kavuşamaz”</strong> buyuruyor. Burada Allah’a kavuşmak ne demektir? Evliyâ olamaz demektir. Dîn büyüklerinin yolu, baştan sona edeptir. Hattâ namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzîhî bir mekrûhtan sakınmak bile; zikir, fikirden [tefekkürden] daha üstündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Güzel ahlâk hakkında bazı İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: </strong>Güzel ahlâk; güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir. Güzel ahlâkın en azı, meşakkatlere göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır. Güzel ahlâk, Yaratandan dolayı, yaratılanları hoş görüp, onların eziyetlerine sabırdır. Bir Müslümâna çatık kaşla bakmak harâmdır. Güler yüzlü olmayan, mümin sıfatlı değildir. Herkese karşı güler yüzlü olmalı. Kısacası Müslümân, hasreti çekilen insân demektir.Dün zikrettiğimiz hadîs-i şerîflere ilâveten, makâlemizin hacmi nisbetinde 2-3 hadîs daha zikredelim:<strong>“Hayâ, îmânın nizâmıdır. Bir şeyin nizâmı bozulunca, parçaları da bozulur.” </strong>[Mâverdî]<strong>“Hayâ ile îmân, ikiz kardeştir. Biri giderse, diğeri de gider.”</strong> [Ebû Nuaym]<strong>“İmân çıplaktır, elbisesi takvâ, süsü hayâ, sermâyesi fıkıh, meyvesi ameldir.” </strong>[Deylemî] </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/islamin-temeli-guzel-ahlaktir/">İslâmın Temeli Güzel Ahlâktır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebin Dinimizdeki Yeri&#8230;</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/edebin-dinimizdeki-yeri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Feb 2020 10:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2225</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dînimiz, baştan sona edeptir. Edep, kulun kendisini Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine tâbi kılması, güzel ahlâklı olmasıdır. “Edeb”, güzel terbiye, iyi davranış, güzel</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/edebin-dinimizdeki-yeri/">Edebin Dinimizdeki Yeri&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Dînimiz, baştan sona edeptir. Edep, kulun kendisini Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine tâbi kılması, güzel ahlâklı olmasıdır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Edeb”, güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, hayâ, nezaket, zarafet </strong>gibi manalara gelir. Bir hadîs-i şerîfte, <strong>“Evlâdınızı edepli, terbiyeli yetiştirin”</strong> buyurulmuştur.Dînimiz, baştan sona edeptir. <strong>Edep, kulun kendisini Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine tâbi kılması, güzel ahlâklı olması</strong>dır. Hadîs-i şerîfte, <strong>“Sizin en iyiniz, ahlâkı en güzel olandır”</strong> buyuruldu.Yine<strong> “Edeb”</strong>, <strong>haddini bilmek, sınırı aşmamak</strong> demektir. Dînimiz, herkesin sınırını bildirmektedir. Her hususta, dînimiz ne emrediyorsa, onu öğrenip, ona göre hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. Mesela âilede, iş yerinde, cemiyette/toplumda herkesin bir sınırı vardır. <strong>Bütün sıkıntı ve geçimsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanmaktadır.</strong> Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela, evin erkeği de, hanımı da, kendi sınırlarını bilip ona göre hareket ederlerse, o ev cennet gibi olur. O zaman ne kavga, ne geçimsizlik, ne de savaş olur. Dünya, güllük-gülistânlık olur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<strong>“Hayâ, baştan başa hayırdır.” </strong>[Müslim]<strong>“Allahü teâlâdan hayâ edin! Allah’tan hayâ eden, kötü düşünceden uzak durur, midesine girenleri kontrol eder, ölümü hâtırlar.” </strong>[Tirmizî]<strong>“Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, çirkin söz söylemez ve hayâsız değildir.”</strong> [Tirmizî]<strong>“Her dînin bir ahlâkı vardır. İslâmiyet’in ahlâkı da hayâdır.” </strong>[İbn-i Mâce]<strong>“Hayâsız olan hep kötülük eder.” </strong>[İbn-i Mâce]<strong>“Hayâ îmândandır. Hayâsızın, îmânı yok demektir.”</strong> [İbn-i Hibbân]<strong>“Hayâ ile îmân bir aradadır. Biri giderse, öteki de durmaz.” </strong>[Hâkim]<strong>“Hayâ insan olsaydı, sâlih biri; fuhuş insan olsaydı, kötü biri olurdu.” </strong>[Taberânî]<strong>“İnsan, sâlih iki komşusundan utandığı gibi, gece-gündüz kendisiyle berâber olan, yanındaki iki melekten de utanmalıdır.” </strong>[Beyhekî]<strong>“Hayâsız olan, emânete hıyânet eder, hâin olur, merhamet duygusu kalmaz, dînden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.” </strong>[Deylemî]<strong>“Hayâsızın dîni olmaz ve hayâsız kişi Cennete giremez.” </strong>[Deylemî]<strong>Hazret-i Ebû Bekir</strong> (radıyallahü anh), <strong>“Hayâsız insan, halk içinde çıplak oturan kimse gibidir”</strong> buyurdu. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hazret-i Ömer</strong>&nbsp;(radıyallahü anh) de,&nbsp;<strong>“Edep, ilimden önce gelir”</strong>&nbsp;buyurdu. Çok heybetli olmasına rağmen, edebinden, hayâsından Resûlullahın huzûrunda çok yavaş konuşurdu.Ebû Saîd Hudrî hazretleri,&nbsp;<strong>“Resûlullahın hayâsı, bâkire İslâm kızlarının hayâsından çoktu”</strong>&nbsp;buyurmuştur. Peygamber Efendimiz, bir kimsenin yanında iki diz üzerine oturur, ona saygı olsun diye, mübârek bacağını dikip oturmazdı.<strong>Abdullah İbn-i Mübârek</strong>&nbsp;hazretleri, “Bütün ilimleri bilenin, eğer edebinde noksânlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli bir kimse ile görüşemesem üzülürüm” buyurmuştur.<strong>Her zaman her yerde edepli, hayâlı olmaya çalışmalıdır.</strong>&nbsp;Peygamber Efendimiz buyurdu ki:&nbsp;<strong>“Hayâsızlık, insanı küfre düşürür.”</strong>&nbsp;Hayâ, bir binâyı tutan direk gibidir. Direksiz binânın durması kolay olmadığı gibi, hayâsız kimsenin de îmânını muhâfaza etmesi zordur.

</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/edebin-dinimizdeki-yeri/">Edebin Dinimizdeki Yeri&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıl, Neleri Ne Kadar Anlayabilir?</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/akil-neleri-ne-kadar-anlayabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 07:16:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://demo.themegrill.com/colormag/?p=49</guid>

					<description><![CDATA[<p>En akıllı denilen kimse bile, sadece din işlerinde değil, uzman olduğu dünya işlerinde de çok hata eder. Çok yanılan bir akla nasıl</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/akil-neleri-ne-kadar-anlayabilir/">Akıl, Neleri Ne Kadar Anlayabilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><strong>En akıllı denilen kimse bile, sadece din işlerinde değil, uzman olduğu dünya işlerinde de çok hata eder. Çok yanılan bir akla nasıl güvenilebilir?</strong></div>
<div></div>
<div>Makâlemizin başında, bir mukaddime olmak üzere belirtelim ki, her şeyin yaratıcısı olan Allahü teâlâ, bütün insanlar için, çok kıymetli vücut uzuvları (organları) yarattığı gibi; <strong>hakkı bâtıldan, îmânı küfürden, hidâyeti dalâletten, nûru zulmetten, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan ayırt eden bir meleke</strong> olarak, o uzuvların üstünde bulunan <strong>aklı</strong> da yaratmıştır. Zâten iyiyi kötüden ayırabilen akla, <strong>“akl-ı selîm=selîm, sağlam, doğruyu bulabilen, anlayabilen akıl”</strong> denir.</div>
<div>Hemen belirtmek lâzımdır ki, <strong>akıl yalnız başına, faydalı-zararlı şeyleri, genellikle maneviyyâtı anlayamamaktadır.</strong> Şu bir vâkıadır ki,<strong> hak ile bâtıl, iyi ile kötü, ancak, </strong>bütün mahlûkâtı yoktan var eden<strong> Cenâb-ı Hakk’ın bildirmesiyle bilinip anlaşılabilmektedir.</strong></div>
<div></div>
<div>İşte bundan dolayı <strong>Allahü teâlâ, insanların, akıllarından faydalanmaları için, Peygamberleri, kitapları, dîni göndermiştir. </strong>Kullarına çok acıyıp, onların rahat ve huzur içerisinde yaşamalarını istediğinden, <strong>her asırda insanlar arasından seçtiği en üstün, en iyi kimseleri Peygamber yapmış, bunlara çok kıymetli kitaplar göndererek sırât-ı müstekîmi, doğru yolu, huzur ve saâdet yolunu göstermiştir. Dünyâ ve âhirette rahat etme yolunu, Cennete giden yolu, Peygamberler bildirmeselerdi, şüphesiz ki o yol, sâdece akılla bulunamazdı.</strong></div>
<div></div>
<div><strong>AKLIN MÂHİYETİ NEDİR?</strong></div>
<div></div>
<div><strong>Mukaddes dînimiz İslâmiyet, akla çok önem veren bir dindir; akıl medâr-ı tekliftir (mükellef olma sebebidir). Akıl bir ölçü âletidir; ama her işte ve hele dînî işlerde, ölçü olamaz, sırf akla güvenilemez.</strong> Zîrâ akıl, göz gibidir; İslâmiyet de ışık gibidir. <strong>Gözümüz, maddeleri, cisimleri karanlıkta göremez. Allahü teâlâ, gözümüzden faydalanmamız için, güneşi, ışığı yaratmıştır.</strong> Güneşin ve çeşitli ışık kaynaklarının nûrları olmasaydı, gözümüz işe yaramazdı. Bizler, tehlikeli cisimlerden, zararlı yerlerden kaçamaz, faydalı şeyleri bulamazdık.</div>
<div></div>
<div>Dîn işleri, akıl üzerine kurulamaz. Çünkü akıl, bir karârda kalmaz. Akıl, insanlar arasında da eşit olarak bulunmaz. <strong>En yüksek akıl ile en aşağı akıl arasında binlerce derece vardır. </strong>Herkesin aklı, birbirine uymadığı gibi, hattâ aynı kişinin, selîm olmayan aklı da, bazen doğruyu bulur, bazen de yanılır ve yanılması daha çok olur.</div>
<div>En akıllı denilen kimse bile, sadece din işlerinde değil, uzman olduğu dünya işlerinde de çok hata eder. Çok yanılan bir akla nasıl güvenilebilir? <strong>Devamlı, sonsuz olan âhiret işlerinde, nasıl olur da, akla uyulur?</strong></div>
<div></div>
<div>Akıl, insandan insana değiştiği için, bazı insanlar dünya işlerinde isâbet ettiği hâlde, bazıları yanılabilir. <strong>Şek ve şüphe yoktur ki, aklın belli bir sahası vardır. Bunun dışındakileri ölçmeye, anlamaya onun gücü yetmez. Bundan dolayı akıl, Allahü teâlâya âit bilgilerde ve dînî konularda ölçü olamaz. Yalnız akla uymak, gecenin koyu karanlığında, bilinmeyen yerlerde, pervâsızca yürümeye ve engin denizde, acemi kaptanın, pusulasız yol almasına benzer</strong> ki, her an uçuruma, girdâba düşebilirler.</div>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/akil-neleri-ne-kadar-anlayabilir/">Akıl, Neleri Ne Kadar Anlayabilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Murâd-ı Kazânî&#8217;nin Arapça&#8217;ya Tercüme Ettiği İki Kitap</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/murad-i-kazaninin-arapcaya-tercume-ettigi-iki-kitap/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Mar 2019 07:52:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://demo.themegrill.com/colormag/?p=117</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şeyh Muhammed Murâd-ı Kazânî;&#160;&#8220;Reşehât&#8221;&#160;kitabını İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin&#160;“Mektûbât”ını Farsça&#8217;dan Arapça&#8217;ya&#160;tercüme etmiştir&#8230; Geçen hafta yazdığımız 2 makâlemiz ile dünkü makâlemizde kendisinden bahsettiğimiz</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/murad-i-kazaninin-arapcaya-tercume-ettigi-iki-kitap/">Murâd-ı Kazânî&#8217;nin Arapça&#8217;ya Tercüme Ettiği İki Kitap</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Şeyh Muhammed Murâd-ı Kazânî;&nbsp;&#8220;Reşehât&#8221;&nbsp;kitabını İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin&nbsp;“Mektûbât”ını Farsça&#8217;dan Arapça&#8217;ya&nbsp;tercüme etmiştir&#8230;</strong></div>
<div></div>
<div>Geçen hafta yazdığımız 2 makâlemiz ile dünkü makâlemizde kendisinden bahsettiğimiz Murâd-ı Kazânî’ye, son hocası<strong>&nbsp;Mevlânâ Seyyid Muhammed,</strong>&nbsp;icâzet ve hilâfet verince; tevâzuundan, irşâd makâmına geçmek istemedi; fakat o makâma geçmesi emredildi. Öğrendiği ilimleri ve kazandığı hâlleri, insanlara sundu. Hep büyüklerin mektuplarını, kitaplarını ve hayât hikâyelerini okur ve anlatırdı.</div>
<div>Büyük âlim ve velî, mürşid-i kâmil, şeyh Muhammed Murâd-ı Kazânî&nbsp;(rahmetullahi aleyh)&nbsp;h. 1302 [m. 1884] senesinde, yüzlerce velînin hayâtlarını ve menkıbelerini anlatan&nbsp;<strong>&#8220;Reşehât&#8221;&nbsp;</strong>kitabını Farsça&#8217;dan Arapça&#8217;ya tercüme etti.</div>
<div></div>
<div>Şimdi burada,<strong>&nbsp;“Reşehât”&nbsp;</strong>kitâbıyla alâkalı kısa bir malumat verelim:</div>
<div><strong>&#8220;</strong><strong>Reşehâtu Ayni&#8217;l-Hayât li&#8217;ş-Şeyh Alî bin Hüseyin el-Vâız el-Herevî&nbsp;</strong>(rahmetullahi aleyhimâ)<strong>&#8221;&nbsp;</strong>başlığını taşıyan kitap,&nbsp;<strong>Hüseyin Vâız-ı Kâşifî&#8217;</strong>nin oğlu olan&nbsp;<strong>Alî Bin Hüseyin</strong>&#8216;in eseridir.<strong>&nbsp;Alî bin Hüseyin</strong>, 1462-1533 [(h. 867-939)-Hirât] &nbsp;yılları arasında yaşamış olup Fahrüddîn ve Safî lakapları ile meşhûrdur.<strong>&nbsp;Onun Fârisî eserleri arasında, &#8220;Reşehât&#8221; kitâbı çok kıymetlidir.&nbsp;</strong>Osmanlı Devleti&#8217;nde, Üçüncü Murâd Hân zamânında, h. 993&nbsp; [m. 1584] senesinde,&nbsp;<strong>Muhammed Şerîf-i Abbâsî</strong>&nbsp;tarafından Arapça&#8217;dan da Türkçeye tercüme edilmiştir.</div>
<div></div>
<div><strong>H. 1291&#8217;de İstanbul&#8217;da harekeli olarak taşbasması yapılan eserin kenarında ve sonunda, bazıları kitap, bazıları risâle çapında 12 kıymetli eser vardır.</strong></div>
<div></div>
<div>İstanbul-Dâru&#8217;l-Fünûn müderrislerinden (eski İstanbul Üniversitesi Profesörlerinden) Seyyid&nbsp;<strong>Abdülhakîm bin Mustafâ Arvâsî Efendi, &#8220;Reşehât okumak, insanın ihlâsını arttırır</strong>&#8221; buyurmuştur.</div>
<div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;***</div>
<div>Yukarıda mezkûr hocası, onun<strong>&nbsp;“Reşehât”</strong>ı Arapçaya tercüme ettiğini görüp, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin&nbsp;<strong>“Mektûbât”</strong>ını da Arapçaya çevirmesini emretti.</div>
<div><strong>“Bu, çok zor bir iştir hocam”</strong>&nbsp;diyerek, üstlenmekten çekindi ise de, hocası ona;&nbsp;<strong>“Allahü teâlâ, büyüklerin hürmetine, sana elbette yardım eder”&nbsp;</strong>buyurdu.</div>
<div>Bu emre uyarak,&nbsp;<strong>Mektûbât&#8217;</strong>ı da Arapçaya çevirdi. Gerçekten çok güzel bir tercüme oldu ve&nbsp;<strong>“ed-Dürerül-Meknûnât”&nbsp;</strong>adını verdi ve o da basıldı. Bu eserinin birinci cildinin kenârına, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin hayâtını, ikinci cildinin kenârına da&nbsp;<strong>&#8220;Mebde ve Meâd&#8221;&nbsp;</strong>adlı eserinin ve diğer bazı risâlelerinin Farsça&#8217;dan Arapça&#8217;ya tercümelerini yazdı.</div>
<div></div>
<div>Derin âlim, büyük velî, müctehid, İslâm âlimlerinin gözbebeği, tasavvuf bilgilerinin mütehassısı, âlimlerin önderi, velîlerin baş tâcı olan<strong>&nbsp;İmâm-ı Rabbânî</strong>&nbsp;Ahmed bin Abdülehad&#8217;in [1563-1624 (h. 971-1034)-Serhend]&nbsp;<strong>&#8220;Mektûbât&#8221; kitâbı, üç cild olup, 536 (beşyüzotuzaltı) mektûbunun toplanmasından meydâna gelmiştir. Kelâm, fıkıh bilgilerini ve Resûlullahın güzel ahlâkını açıklayan bir deryâdır.&nbsp;</strong>[Cenâb-ı Hak, burada mezkûr büyüklerin hepsine rahmet eylesin ve bizlere de şefâatçı kılsın.]</div>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/murad-i-kazaninin-arapcaya-tercume-ettigi-iki-kitap/">Murâd-ı Kazânî&#8217;nin Arapça&#8217;ya Tercüme Ettiği İki Kitap</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhammed Murâd-ı Kazânî&#8217;nin Tahsili</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/murad-i-kazaninin-tahsili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 15:53:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://demo.themegrill.com/colormag/?p=53</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhammed Murâd-ı Kazânî​,&#160;ilk tahsîline&#160;altı yaşında&#160;memleketinde başladı.&#160;Önce babasından ve annesinden Kur&#8217;ân-ı kerîm okumayı öğrendi&#8230; Geçen haftaki 2 makâlemizde kendisinden birazcık bahsettiğimiz&#160;Muhammed</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/murad-i-kazaninin-tahsili/">Muhammed Murâd-ı Kazânî&#8217;nin Tahsili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Muhammed Murâd-ı Kazânî​,&nbsp;ilk tahsîline&nbsp;altı yaşında&nbsp;memleketinde başladı.&nbsp;Önce babasından ve annesinden Kur&#8217;ân-ı kerîm okumayı öğrendi&#8230;</strong></div>
<div></div>
<div>Geçen haftaki 2 makâlemizde kendisinden birazcık bahsettiğimiz&nbsp;<strong>Muhammed Murâd,</strong>&nbsp;<strong>ilk tahsîline&nbsp;</strong>altı yaşında&nbsp;<strong>memleketinde başladı.&nbsp;</strong>Önce babasından ve annesinden Kur&#8217;ân-ı kerîm okumayı öğrendi. Sonra&nbsp;<strong>bulunduğu diyârın meşhur âlimi İsmâîl Kaşgârî&#8217;nin en meşhûr talebesi olan dayısı Şeyh Molla Hüsâmeddîn&#8217;den okudu.</strong>&nbsp;On sekiz yaşına kadar dayısından ders alıp&nbsp;<strong>nahiv, mantık, ahlâk ve fıkıh ilimlerini okudu.&nbsp;</strong>Dayısına yardımcı müderris, asistan oldu. Bu yardımcılığı, okuduğu dersleri iyice anlamasına ve hazmetmesine sebeb oldu.</div>
<div></div>
<div>İyi bir medrese tahsîli görerek, medrese tahsîlini bitirdikten sonra,&nbsp;<strong>Kazan&#8217;a gitti.</strong>&nbsp;Oradan bir seyyâh ile 1875 [h. 1293]&#8217;de&nbsp;<strong>Buhârâ&#8217;</strong>ya ve&nbsp;<strong>Mâverâünnehr</strong>&#8216;e gitmek üzere yola çıktı.&nbsp;<strong>Troyski</strong>&#8216;de iki sene kaldı. Burada&nbsp;<strong>Molla Şerefüddîn</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Molla Muhammed Cân</strong>&nbsp;medreselerinde&nbsp;<strong>&#8220;Şerh-i Akâid&#8221;&nbsp;</strong>kitâbını okudu ve aklî ilimleri tahsîl etti.</div>
<div></div>
<div>Daha sonra&nbsp;<strong>Taşkent</strong><strong>&nbsp;ve Buhârâ</strong>’da bulunan meşhûr âlimlerden ders aldı. Taşkent üzerinden&nbsp;<strong>Buhârâ&#8217;ya giderken, iki ay Taşkent&#8217;te kaldı.</strong>&nbsp;Orada &#8220;<strong>Şerh-i Akâid&#8221;&nbsp;</strong>ile &#8220;<strong>Şerh-i Hikmeti&#8217;l-Ayn&#8221;&nbsp;</strong>adlı eserleri bazı âlimlerden tekrar okudu.</div>
<div></div>
<div>Sonra&nbsp;<strong>Buhârâ</strong>&#8216;ya gitti. Orada dört sene kalıp, tanınmış âlimlerden ders aldı. Ancak Buhârâ&#8217;nın eski havasını bulamadı. Oradan tekrâr&nbsp;<strong>Taşkent</strong>&#8216;e gitti. O civârdaki âlimlerden de iki sene ders aldı. Taşkent&#8217;te kalacak yeri yoktu. Bir tekkede kaldı ve ilim öğrenmekle meşgul oldu.</div>
<div></div>
<div>Kendi ifadesine göre, bu dönemde, Tasavvuf ile ilgili temel eserleri, bilhassa Muhyiddîn İbn-i Arabî’nin El-Fütûhâtü&#8217;l-Mekkiyye’sini, Fusûsu&#8217;l-Hikem’i ve bu eserlerin şerhlerini okudu; Muhyiddîn İbn-i Arabî’nin görüşlerine vâkıf oldu.</div>
<div></div>
<div>Kaldığı tekkede, Arapça ve Farsça çok kıymetli tasavvuf ve siyer kitapları vardı. Büyük bir heves ve zevkle bunların hepsini okumaya koyuldu. Onları okudukça hâlleri ve düşünceleri çok değişti. Tasavvufa meyli arttı. O zamana kadar geçirdiği vakte esef etti.&nbsp;<strong>Siyer kitaplarını okurken, Peygamber Efendimizi rüyâda gördü.</strong>&nbsp;Bu sırada bir şeyhe tâbi oldu.</div>
<div>Sonra Buhârâ&#8217;ya dönmek istediyse de, bâzı dostları, hacca gitmesini söylediler. Bunun üzerine seçkin bir yolcu kâfilesi ile hacca gitmek üzere, Taşkent&#8217;ten ayrıldı.</div>
<div></div>
<div>Buralardaki tahsîlini de tamamlayıp 1878 [h. 1295]&#8217;de&nbsp;<strong>Hindistân</strong>&#8216;a ve daha sonra hac için&nbsp;<strong>Hicâz</strong>’a gitti.&nbsp;<strong>Semerkant, Belh, Celâlâbâd, Peşâver, Lahor, Mültan, Haydarâbâd ve Karaçi</strong>&#8216;ye uğradılar. Ramazan ayında Karaçi&#8217;de kaldılar. Bayramdan sonra gemiyle on sekiz günde Cidde&#8217;ye vardılar.</div>
<div><strong>Hac ibâdetini yaptıktan sonra&nbsp;</strong><strong>Medîne-i münevvereye gitti. Medîne’de Emîn Ağa Medresesi</strong>ne dâhil oldu. Sonra&nbsp;<strong>Şifâ Medresesi</strong>ne, daha sonra da&nbsp;<strong>Mahmûdiye Medresesi</strong>ne girdi. Oralarda çeşitli ilimleri okudu ve okuttu. Aynı sene Kur&#8217;ân-ı kerîmi ezberledi. Medîne-i münevvere âlimlerinden ilimde icâzet (diploma) aldı.&nbsp;[İnşallah yarın da, Muhammed Murâd-ı Kazânî’den bahsedelim.]</div>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/murad-i-kazaninin-tahsili/">Muhammed Murâd-ı Kazânî&#8217;nin Tahsili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Felsefeciler Hangi Konularda Yanılmaktadırlar?</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/felsefecileri-hangi-konularda-yanilmislardir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2016 07:47:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://demo.themegrill.com/colormag/?p=114</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan gayretinin, akla dayanarak ortaya koyduğu düşünce ve görüşlerin tamamına&#160;“felsefe”&#160;denir. Felsefeden maksadın,&#160;“her şeyin aslını aramak”&#160;olduğu kabul edilir. İlk ve Orta</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/felsefecileri-hangi-konularda-yanilmislardir/">Felsefeciler Hangi Konularda Yanılmaktadırlar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan gayretinin, akla dayanarak ortaya koyduğu düşünce ve görüşlerin tamamına&nbsp;“felsefe”&nbsp;denir. Felsefeden maksadın,&nbsp;“her şeyin aslını aramak”&nbsp;olduğu kabul edilir.</strong></p>
<div>İlk ve Orta Çağ filozoflarının,&nbsp;<strong>“varlıkların, prensiplerin ve sebeplerin ilmi”</strong>&nbsp;şeklinde târif ettikleri, Yunanca&nbsp;<strong>“philos” (sevgi)</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>“sofia” (hikmet)</strong>&nbsp;kelimelerinden meydâna gelmiş bir terim olan&nbsp;<strong>“Philosophie (Felsefe)”</strong>, kelime manası itibarıyla,&nbsp;<strong>“hikmet sevgisi”</strong>&nbsp;demektir. Bu durumda,<strong>&nbsp;madde-hayat-yaratılış-kâinat-rûh-ölüm-ölüm sonrası</strong>&#8230;&nbsp;gibi konularda, insan gayretinin, akla dayanarak ortaya koyduğu düşünce ve görüşlerin tamamına&nbsp;<strong>“felsefe”</strong>&nbsp;denir. Felsefeden maksadın,&nbsp;<strong>“her şeyin aslını aramak”</strong>&nbsp;olduğu kabul edilir.</div>
<div></div>
<div>Günümüzün genel târifi ise;&nbsp;<strong>“Felsefe: Madde ve hayatı, kâinat, cemiyet, rûh gibi varlıkları, dîn ve tanrı</strong>&nbsp;konularını inceleyen düşünce gayreti ve bunun neticeleri” şeklindedir.</div>
<div></div>
<div>Eski Yunanistan’da bütün ilimler, felsefe içinde incelenirdi. Filozoflar,&nbsp;<strong>ahlâk, mantık, metafizik</strong>&nbsp;gibi asıl konularının yanı sıra;&nbsp;<strong>astronomi, fizik, tabiat tarihi</strong>&nbsp;gibi bilim dallarıyla da uğraşırlardı.</div>
<div><strong>Fen bilgilerine,</strong>&nbsp;İslâm âlimlerinin çalışmaları neticesinde, zamanla&nbsp;<strong>müşâhede (gözlem), tedkîk (inceleme), tecrübenin (deneyin)</strong>&nbsp;girmesiyle, bu bilgiler felsefeden ayrıldı.</div>
<div>Eski Yunan filozoflarından&nbsp;<strong>Eflâtun</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Aristo</strong>’nun, daha sonra gelen filozoflar üstündeki tesirleri daha uzun ömürlü olmuştur.</div>
<div>Bugünkü felsefeyi,&nbsp;<strong>İngiliz filozofu Francis Bacon</strong>&nbsp;ile&nbsp;<strong>Fransız filozofu René Descartes</strong>’in kurduğu kabul edilir. Bu iki filozofun, felsefede&nbsp;<strong>“metod”</strong>&nbsp;üstüne görüşleri, kendilerinden sonra gelenleri de etkilemiştir.</div>
<div></div>
<div>Her çağda gelen filozoflar, bir öncekilerin görüşlerinin eksik ve yanlışlarını göstererek, onları, kısmen veya tamamen reddetmişler ve bu sorulara, kendileri yeni baştan cevaplar aramışlardır.</div>
<div></div>
<div><strong>Felsefenin tek dayanağı akıldır.</strong>&nbsp;Filozoflar, akılları ile her şeyi çözmeye çalışmışlar, çeşitli bilgilerini, akıllarıyla&nbsp;bir düzene sokarak, yukarıdaki sorulara cevap vermek istemişlerdir. Fakat, gerek zamanla,&nbsp;<strong>tecrübî bilgilerin değişmesi ve gerekse başka bir insanın aklının, bir önceki filozoftan daha farklı bir yapıya sahip</strong>&nbsp;olması sebebiyle,&nbsp;<strong>kurdukları felsefî sistemler, şu veya bu oranda ve bazen tamamen değişmiştir.</strong>&nbsp;Böylece&nbsp;<strong>ortaya çıkan çeşitli felsefe okulları, birbirlerini devamlı reddetmişlerdir.&nbsp;</strong></div>
<div>Bunlar arasında, târih boyunca,&nbsp;<strong>stoacılık, epikurosçuluk, şüphecilik, yeni Eflâtun&#8217;culuktan başka ampirizm, doğmatizm, pragmatizm, pozitivizm, materyalizm, iskolatizm, transandantalizm, determinizm, realizm, idealizm, nihilizm, egzistansiyalizm, mistisizm</strong>&#8230;&nbsp;gibileri de parlayıp sönmüştür.</div>
<div></div>
<div>MÖ&nbsp;600 yıllarında yaşayan&nbsp;<strong>Tales (Thales)</strong>, ilk filozof olarak kabul edilir. Mensubu olduğu İyon felsefe okulu;&nbsp;<strong>“Dünya&nbsp;neden yapılmıştır?”</strong>&nbsp;sorusuna cevap aramıştır. Bu soruya, çeşitli görüşler öne sürerek cevap verenlere;&nbsp;<strong>“Nereden biliyorsunuz?”</strong>&nbsp;suâli sorulmuş, bunlara&nbsp;<strong>“sofistler”</strong>&nbsp;denilmiş ve bunlar eşyânın hakîkatini de inkâr etmişlerdir&#8230;</div>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/felsefecileri-hangi-konularda-yanilmislardir/">Felsefeciler Hangi Konularda Yanılmaktadırlar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
