<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Makaleler arşivleri - Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</title>
	<atom:link href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/category/makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/category/makaleler/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Mar 2020 10:02:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Üç Aylar Hakkında &#8211; 1</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-hakkinda-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2020 09:58:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2211</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı mekânlar emsaline göre daha mukaddes, bazı insanlar akranına nisbetle daha muhterem olduğu gibi, bazı zamanlar da benzerlerine nazaran daha kudsî,</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-hakkinda-1/">Üç Aylar Hakkında &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> Bazı mekânlar emsaline göre daha mukaddes, bazı insanlar akranına nisbetle daha muhterem olduğu gibi, <strong>bazı zamanlar da benzerlerine nazaran daha kudsî, daha mukaddes, daha mübarek kılınmıştır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Makalemizin başında şunu belirtelim ki, <strong>25 Şubat 2020 Salı</strong> günü, <strong>“Üç aylar”</strong> diye adlandırılan mübarek zaman dilimine girmiş bulunuyoruz.<strong>Dinî literatürümüzde</strong>, aylarla ilgili <strong>3 önemli terim</strong> vardır: Bunlardan birincisi: <strong>“Eşhür-i hurum”</strong> denilen <strong>“Harâm aylar”</strong> Kur’ân-ı kerimde buyuruluyor ki: <strong>“Allah’ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram </strong>[hürmetli]<strong> olan aylardır…..”</strong> [Tevbe, 36]Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: <strong>“Haram aylar, Muharrem, Receb, Zilka’de ve Zilhicce aylarıdır.”</strong> [İbn-i Cerîr]Dinî terimlerden ikincisi: <strong>“Eşhürü’l-hac”</strong> denilen <strong>“Hac ayları”</strong>dır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir: <strong>“Hac (ayları), bilinen aylardadır…..” </strong>[el-Bakara, 197] Yani <strong>“Şevvâl”, “Zil-ka’de”</strong> ve <strong>“Zil-hicce”</strong> aylarıdır.Üçüncüye gelince, bugünkü konumuzla esas ilgili olan terim odur. O da, <strong>“Eşhür-i selâse = Şühûr-i selâse”</strong> ya’nî <strong>“Üç ay”</strong>lar terimi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Halkımız arasında <strong>“Üç Ay”</strong>lar diye anılan <strong>“Recebü’l-ferd”, “Şa’bânü’l-muazzam” </strong>ve<strong> “Ramazânü’l-mübârek” </strong>aylarının, İslam dininde özel yerleri vardır.İçerisinde 2 mübârek gecenin <strong>[“Regâib” ve “Mi’râc” kandillerinin]</strong> bulunduğu ve Âdem aleyhisselamdan beri tazîm ve hürmet edilen bir ay ve üç ayların ilki olan <strong>Recep ayı [01 Recebü’l-ferd 1441]</strong>, <strong>25 Şubat 2020 Salı günübaşladı</strong>. <strong>Geçtiğimiz perşembeyi cumaya bağlayan gece de, mübarek “Regâib Kandili” idi. </strong>Bu ayı takib eden şa’bân ayı da, içerisinde <strong>“Berât”</strong> kandilinin bulunduğu bir aydır. O [yani <strong>Şa’bân ayı]</strong> da, <strong>25 Mart 2020 Çarşamba günü başlayacaktır.</strong>24 Nisan 2020 Cuma günü başlayacak olan <strong>Ramazan ayı</strong> ise, Yüce Rabbimiz tarafından <strong>ayların sultânı</strong> kılınmıştır.Bilindiği üzere, bazı mekânlar emsâline göre daha mukaddes, bazı insanlar akrânına nisbetle daha muhterem olduğu gibi, <strong>bazı zamanlar da benzerlerine nazaran daha kudsî, daha mukaddes, daha mübarek kılınmıştır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli demek olan “mübarek” sıfatıyla sıfatlanan ve İslâm dininin kıymet verdiği on gece vardır ki,</strong>&nbsp;bunlar kronolojik sıraya yani hicrî-kamerî sene içerisindeki yerlerine göre&nbsp;<strong>Muharremin 1. Gecesi (Hicrî Yılbaşı&nbsp;</strong>Gecesi<strong>), Aşûre</strong>&nbsp;(10 Muharrem) Gecesi,&nbsp;<strong>Mevlid</strong>&nbsp;Gecesi [12 Rebîul-evvel gecesi],&nbsp;<strong>Regâib Gecesi [Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesi],</strong><strong>Mi&#8217;râc&nbsp;</strong>Gecesi&nbsp;<strong>[Receb-i şerîfin 27. gecesi],</strong><strong>Berât</strong>&nbsp;Gecesi [Şa’bân-ı muazzamın 15. gecesi],&nbsp;<strong>Kadir</strong>&nbsp;Gecesi,&nbsp;<strong>Ramazân Bayramı</strong>&nbsp;Gecesi,&nbsp;<strong>Arefe</strong>&nbsp;Gecesi [Zilhiccenin 9. gecesi],&nbsp;<strong>Kurbân Bayramı</strong>&nbsp;Gecesi [Zilhiccenin 10. gecesi]dir.Yukarıda bildirilen on geceden başka,&nbsp;<strong>Ramazân ve Kurbân bayramlarının diğer geceleri, Zil-hicce ayının ilk on gecesi, Muharremin ilk on gecesi ve her Cuma ve Pazartesi gecesi</strong>&nbsp;de mübârektir.[Cenâb-ı Hak, hepimize, mübârek üç ayların, hem günlerinin, hem de gecelerinin feyiz ve bereketlerinden layıkı vechile istifade etmeyi nasip buyursun.]

</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-hakkinda-1/">Üç Aylar Hakkında &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç aylar hakkında -2-</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-hakkinda-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2020 09:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2208</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cuma, bayram ve kandil günleri ve geceleri, Müslümanların mübarek gün ve geceleridir. Bu gün ve gecelere kıymet veren şüphesiz ki</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-hakkinda-2/">Üç aylar hakkında -2-</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Cuma, bayram ve kandil günleri ve geceleri, Müslümanların mübarek gün ve geceleridir. Bu gün ve gecelere kıymet veren şüphesiz ki Allahü teâlâdır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Dünkü makalemizde, bazı mekânların emsaline göre daha mukaddes, bazı insanların akranına nispetle daha muhterem oldukları gibi, <strong>bazı zamanların da benzerlerine nazaran daha kutsi, daha mukaddes, daha mübarek kılındığını ifade etmiş ve mübarek zamanları zikretmiştik. Bugün de diğer ikisine temas edelim:Mukaddes mekânların başında</strong>, <strong>Mekke-i mükerreme</strong> ve “<strong>Mescid-i Harâm”,Medîne-i münevvere</strong> ve <strong>“Mescid-i Nebevî”</strong>, <strong>Kuds-i şerîf</strong> ve <strong>“Mescid-i Aksâ”,“Mescid-i Kubâ”</strong> olmak üzere, Allahü teâlâya ibadet edilen bütün cami ve mescitler, onun emir ve yasaklarının öğretildiği yerler gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Muhterem insanların başında Hâtemül-Enbiyâ ver-Rusül olan Sevgili Peygamberimiz, diğer“Ülü&#8217;l-azm”Peygamberler, “Resûl”ler ve “Nebî”ler </strong>gelmektedir. Bunlardan sonra, <strong>üstünlük sırasında Sahâbe-i kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn başta olmak üzere diğer âlim ve veliler bulunmaktadır.</strong>Nasıl ki, altın madeni bakır, demir, kömür gibi madenlerden çok daha üstün ise, yine yakut taşı diğer normal taşlardan çok daha kıymetli ise, <strong>bazı geceler de diğer normal gecelerden çok üstündürler.</strong>Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibadet yapmaları, dua ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hülâsa olarak söylemek gerekirse, Cuma, bayram ve kandil günleri ve geceleri, Müslümanların mübarek gün ve geceleridir.Bu mübarek gün ve gecelere kıymet veren şüphesiz ki Allahü teâlâdır.Yine bunun gibi, Peygamberler de birer insandırlar; ancak Allahü teâlâ onları kıymetlendirmiş, kendilerine güzîde mevkiler ihsan etmiştir.</strong>Bütün mübarek gün ve geceleri, bilhassa idrakiyle şereflendiğimiz receb ayını ve onu takip eden şaban ayını, keza on bir ayın sultanı olan ramazan ayını birer ganimet bilmeli, bu fırsatları iyi değerlendirmelidir.<strong>Bilindiği gibi bu dünya bir imtihan yeridir.</strong> Bu imtihanda muvaffak olmak için, İslamiyetin emrettiği gibi inanmak ve farz kılınan ibadetleri yapmak, yasaklanan şeylerden kaçınmak lazım ve şarttır.Yüce Rabbimiz Kur&#8217;ân-ı kerîmde, Mülk sûre-i celîlesinin 2. âyet-i kerîmesinde: <strong>&#8220;Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihan edip ortaya çıkarmak için ölümü de, hayatı da yaratan O&#8217;dur…&#8221;</strong> buyurmuştur.<strong>Hakikatte, bütün insanların yaratılmalarındaki maksat, Allahü teâlâya ibadet etmeleridir.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîminde, Zâriyât sûresinin 56. âyet-i celîlesinde mealen: <strong>“Cinnîleri ve insanları ancak </strong>(beni bilmeleri, tanımaları)<strong> bana ibadet etmeleri için yarattım”</strong> buyurmuştur.Yine Allahü teâlâ buyuruyor ki: <strong>“</strong>(Ey Resûlüm!)<strong> De ki: Duânız </strong>[îmânınız, ibâdetiniz, kulluk ve yalvarmanız]<strong> olmasa, Rabbim size, ne diye değer versin? </strong>(Ey inkârcılar! Resûl&#8217;ün size bildirdiklerini)<strong> kesinkes yalan saydınız; onun için, azap yakanızı bırakmayacaktır!&#8221;</strong> [Furkân, 77] </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-hakkinda-2/">Üç aylar hakkında -2-</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuds-i Şerîf Hakkında&#8230;</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/kuds-i-serif-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Feb 2020 10:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2213</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kudüs, Hazret-i Ömer&#8217;in hilâfeti zamanında fethedildi. Halife, 638 yılında Medine-i münevvereden Kuds-i şerîfe gelerek şehri teslîm aldı. Kuds-i şerîf, Müslümânlar tarafından, Hulefâ-i</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/kuds-i-serif-hakkinda/">Kuds-i Şerîf Hakkında&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Kudüs, Hazret-i Ömer&#8217;in hilâfeti zamanında fethedildi. Halife, 638 yılında Medine-i münevvereden Kuds-i şerîfe gelerek şehri teslîm aldı.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kuds-i şerîf,</strong> Müslümânlar tarafından, Hulefâ-i râşidînin 2.si olan <strong>Hazret-i Ömer</strong> (radıyallahü anh)in hilâfeti zamanında fethedildi. <strong>Aşere-i mübeşşereden Ebû Ubeyde ibül-Cerrâh</strong> (radıyallahü anh)in başkumandânlığındaki İslâm ordusu, Bizans İmparatoru Heraklius’un ordularıyla yaptığı muhârebelerde, onları mağlûb edip Şâm, Gazze, Nablus ve Yafa şehirlerini fethettiler.<strong>Amr bin Âs</strong> (radıyallahü anh)’ın ordusu ise, Rûm ordusunu perişân edince, Kudüs’ün teslîm edilmesi için haber gönderdi. Ama Kudüs’ün ileri gelenleri, <strong>Halîfe’nin bizzât kendisinin gelip temînât vermesi şartıyla,Kudüs’ü teslîm edebileceklerini</strong> bildirdiler. İşte bundan dolayı, <strong>Hazret-i Ömer</strong> (radıyallahü anh), <strong>638 yılında Medine-i münevvereden Kuds-i şerîfe gelerek şehri teslîm aldı.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Emevîler, Abbâsîler, Tolunoğulları, İhşîdîler, Fâtımîler, Selçûklular, Zengîler, Eyyûbîler, Memlûklüler</strong> ve nihâyet <strong>Osmânlılar</strong>ın hâkimiyetinde (Müslümânlarda) toplam <strong>1.200 sene</strong> kalan Kudüs, <strong>88 sene haçlılar</strong>ın işgâline uğramış, büyük sultân Salâhaddîn-i Eyyûbî’nin 1187’de orayı tekrâren fethetmesiyle, yeniden Müslümânların eline geçmiştir.<strong> İslam devletleri, oraya çok güzel hizmetler yapmışlardır.Yavuz Sultân Selîm Hân’ın Mısır’ı fethetmesiyle,</strong> Memlûklülerden <strong>1516 yılı sonunda Kudüs de alınmış ve tâm 401 sene Osmânlı Devleti&#8217;nin hâkimiyetinde kalmıştır.</strong> Osmanlının son dönemlerinde, 17.100 kilometrekare yüzölçümüne sâhip müstakil bir sancak idi. Doğrudan Dâhiliye Nezâretine bağlı olarak merkezden tayîn edilen bir <strong>“Kuds-i şerîf Mutasarrıfı” </strong>tarafından idâre edilirdi. Bu dört asır zarfında, Müslümânlar oraya çok saygı göstermişler, orada sâdece Müslümânlar değil, Hıristiyânlar da, Yahûdîler de, huzur ve refâh içerisinde yaşamışlardır. Osmânlılar, Kudüs’e gerekli bütçeyi fazla fazla ayırıp oraları çok güzel bir şekilde devamlı surette imâr etmişlerdir.<strong>Osmânlı Devleti, 11 Aralık 1917’de Kudüs’ten çıkıp İngilizler oraya girince, 1.200 senelik bu mübârek İslâm beldesindeki dört asırlık Osmânlı dönemindeki huzûr da maalesef sona ermiştir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">

Em. Kd. Bnb. Müh. Dr. Târihçi İbrâhîm Pâzân’ın da ifâde ettiği gibi:“1917’de&nbsp;<strong>İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur Balfour,</strong>&nbsp;Siyonist lider Baron Edmond de&nbsp;<strong>Rothschild</strong>’e yazdığı mektupta,&nbsp;<strong>Filistîn’de bir Yahûdî devletinin kurulmasını İngiltere’nin destekleyeceğini bildirdi.</strong>&nbsp;Bu deklarasyona güvenen Yahudiler, Filistîn topraklarına süratle yerleşmeye başladılar.&nbsp;<strong>1922 yılında, Filistîn’deki Yahûdî nüfusu, 83 binden 467 bine çıktı.</strong><strong>1947 yılına gelindiğinde,</strong>&nbsp;bölgeyi elinde tutan İngiltere, Filistîn toprakları üzerindeki çatışmaları sonlandırmak için,&nbsp;<strong>BM’ye mürâcaatta bulundu.&nbsp;</strong>Kurulan&nbsp;<strong>Filistîn Özel Komisyonu, Filistîn’in en verimli kısımlarını oluşturan %55’lik kısmını Yahûdîlere,</strong>&nbsp;geri kalan verimsiz toprakları ve çölleri ise Araplara bırakan bir plan teklîf etti.Bu arada İngiltere, BM’deki oylamayı beklemeden,&nbsp;<strong>15 Mayıs 1948’de Filistîn manda idâresinin sona ereceğini deklare etti.</strong>&nbsp;Bunun hemen akabinde,&nbsp;<strong>14 Mayıs 1948’de Yahûdîler İsrâîl devletinin kurulduğunu ilân ettiler.”</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/kuds-i-serif-hakkinda/">Kuds-i Şerîf Hakkında&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Üç Ay”Lar Ve İçerisindeki “Mübârek Geceler”</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-ve-icerisindeki-mubarek-geceler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Mar 2019 20:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=398</guid>

					<description><![CDATA[<p>[KEPENEK DERGİSİNİN 1. SAYISI İÇİN: 20 Nisan 2015 &#8211; 01 Recebü&#8217;l-ferd 1436 Pazartesi]&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Prof. Dr. Ramazan Ayvallı M. Ü. İlâhiyat</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-ve-icerisindeki-mubarek-geceler/">“Üç Ay”Lar Ve İçerisindeki “Mübârek Geceler”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>[KEPENEK DERGİSİNİN 1. SAYISI İÇİN: 20
Nisan 2015 &#8211; 01 Recebü&#8217;l-ferd 1436 Pazartesi]</strong><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Prof. Dr. Ramazan Ayvallı </strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>M. Ü. İlâhiyat Fakültesi Öğr. Üyesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Halkımız
arasında <strong>“Üç Ay”</strong>lar diye anılan <strong>“Recebü’l-ferd”, “Şa’bânü’l-muazzam” </strong>ve<strong>
“Ramazânü’l-mübârek” </strong>aylarının, İslâm dîninde özel yerleri vardır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Mübârek <strong>“üç ay”</strong>ların birincisi, her
ümmetin saygı gösterdiği, içerisinde muhârebe etmenin günâh olduğu, Âdem
aleyhisselâmdan beri kıymetli bir ay olan, <strong>“mu’azzam, muhterem, kıymetli”</strong>
demek olan <strong>“Recebü’l-ferd” </strong>ayı<strong>,</strong> bu sene, <strong>20 Nisan 2015 Pazartesi </strong>günü başlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili
Peygamberimiz, Receb-i şerîf ayının başında, <strong>“Ey Allah’ım! Receb ve Şa’bân
aylarında bize bereketler ihsân eyle, [bu ayları bizlere bereketli kıl] ve bizi
Ramazân ayına da ulaştır” </strong>meâlindeduâ buyururlardı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">[Cenâb-ı
Hakk’ın, bu aylarda, bizlere de bereketler lutfetmesini ve ayların sultânı olan
<strong>“Ramazânü’l-mübârek”</strong> ayına da ulaştırmasını diliyoruz.]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MÜBÂREK “ÜÇ AY”LARDAN RECEB AYI [20
Nisan 2015 – 01 Receb 1436 Pazartesi] </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İslâm
âlimlerinin kitaplarında, içerisinde mübârek “<strong>Regâib”</strong> ve <strong>“Mi&#8217;râc</strong>”
kandillerini barındıran ve Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli, hürmet edilen
bir ay olan “<strong>Recebü’l-ferd”</strong> ayının afv ve mağfirete, bu ayı ta’kîb eden
“<strong>Şa’bânü’l-muazzam”</strong> ayının şefâate, “<strong>Ramazanü’l-mübârek”</strong> ayının
da sevâpların kat kat verilmesine mahsûs aylar olduğu bildirilmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine <strong>Recep</strong>
ayının tevbe, hürmet ve ibâdet ayı; <strong>Şa’bân</strong> ayının muhabbet ve hizmet
ayı; üç ayların üçüncüsü ve bütün ayların da sultânı olan <strong>Ramazân</strong> ayının
ise yakınlık ve ni’met ayı olduğu ifâde edilmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Meşhûr
velîlerden <strong>Zünnûn-i Mısrî </strong>(rahmetullahi aleyh): <strong>“Recep ayı tohum
ekme, Şa’bân ayı sulama, Ramazân ayı ise hasâd ayıdır” </strong>buyurmuştur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ayların her üçüne de hürmet
etmelidir. <strong>Hürmet etmek ise, günâhlardan uzaklaşmakla ve ibâdetleri yapmakla
olur.</strong> Hürmet edip, saygı gösteren, kat kat karşılığını görecektir. <strong>Fakat,
bu mübârek zamanlarda va’dedilen sevâplara kavuşabilmek için, her şeyden önce
i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. Doğru İlmihâl bilgilerini öğrenmek ve yaşayışını
bunlara uygun hâle getirmek gerekir.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca çok tevbe ve istiğfâr etmeli,
kazâya kalmış namazlarını, oruçlarını, zekâtlarını, sadaka-i fıtırlarını,
kurbânlarını hemen kazâ etmeye başlamalıdır. Bir an önce bu borçlardan
kurtulmak için çalışmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Receb ayı,</strong> 4
harâm ya’nî dört kıymetli, hürmete lâyık aydan biridir. Bir âyet-i kerîme meâli
şöyledir: <strong>“Allah’ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı
on ikidir. Bunlardan dördü, harâm </strong>[hürmetli]<strong> olan aylardır…..”</strong>
[Tevbe, 36] </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Harâm aylar, Muharrem, Receb,
Zilka’de ve Zilhicce aylarıdır.”</strong> [İbn-i Cerîr] </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Cennette öyle köşkler vardır ki,
onlara ancak Receb ayında oruç tutanlar girerler.”</strong>
[Deylemî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Receb ayında, takvâ üzere bir gün
oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip, </strong>“Yâ Rabbî, onu
mağfiret et” <strong>derler.”</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Allahü teâlâ, Receb ayında oruç
tutanları mağfiret eder.”</strong> [Gunyetü’t-tâlibîn]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Bir gün Receb-i şerîfin başında,
bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş
gibi sevâb verilir.”</strong> [Miftâhu’l-cenne]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Allahü teâlâ, Receb ayında hasenâtı
kat kat eder. Bu ayda bir gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş gibi sevâba
kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennemin 7 kapısı kapanır. 8 gün oruç tutana
Cennetin 8 kapısı açılır. 10 gün tutana, Allahü teâlâ istediğini verir. 15 gün
oruç tutana, bir münâdî, </strong>‘Geçmiş günâhların afv oldu’ <strong>der.&nbsp;
Allahü teâlâ, Nûh aleyhisselâmı Receb ayında gemiye bindirdi. O da, Receb ayını
oruçlu geçirip oradakilere oruç tutmalarını emretti.”</strong> [Taberânî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bilindiği üzere, bazı mekânlar
emsâline göre daha mukaddes, bazı insanlar akrânına nisbetle daha muhterem
kılındığı gibi, bazı zamanlar da benzerlerine nazaran daha kudsî, daha mukaddes
ve daha mübârek kılınmıştır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mukaddes mekânların başında</strong>,
Mekke-i mükerreme, içindeki Ka’be-i muazzama ve etrâfındaki Mescid sâhası ya’nî
meşhûr ismiyle “<strong>Mescid-i Harâm”,</strong> Medîne-i münevvere ve içindeki <strong>“Mescid-i
Nebevî”</strong>, Kuds-i şerîf ve içindeki <strong>“Mescid-i Aksâ”,</strong> yine Medînedeki <strong>“Mescid-i
Kubâ”</strong> olmak üzere, Allahü teâlâya ibâdet edilen bütün câmi ve mescidler,
O&#8217;nun emir ve yasaklarının öğretildiği yerler gelir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Muhterem insanların başında</strong>,
[üstünlük sırasına göre] <strong>Nebîlerin ve Resûllerin sonuncusu olan Hazret-i
Muhammed (aleyhis-selâm), Hazret-i İbrâhîm, Hazret-i Mûsâ, Hazret-i Îsâ,
Hazret-i Âdem ve Hazret-i Nûh (aleyhimüs-selâm)</strong> bulunmaktadır ki bunlara <strong>“Ülü&#8217;l-azm”</strong>
Peygamberler denilir. Bunlardan sonra, 313 (üçyüzonüç) <strong>“Resûl”</strong>
gelmektedir. Bunlardan sonra da, <strong>“Nebî”</strong> adı verilen 124 binden ziyâde
olduğu bildirilen Peygamberler gelir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peygamberlerden sonra ise,</strong><strong>
üstünlük sırasında “Sahâbe-i kirâm”, “Tâbiîn” ve “Tebe-i Tâbiîn” başta olmak
üzere diğer âlim ve velîler bulunmaktadır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Seyyidü’l-eyyâm”</strong>
(günlerin efendisi) <strong>Cuma</strong> günü, “<strong>efdalü’l-leyâlî”</strong> (gecelerin en
fazîletlisi) <strong>Kadir</strong> gecesi, “<strong>sultânü’ş-şühûr”</strong> (ayların sultânı)
ise <strong>Ramazân</strong> ayıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MÜBÂREK REGÂİB GECESİ [23 Nisan 2015
– 04 Receb 1436 Perşembe]&nbsp; </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü teâlâ, kullarına çok merhamet
ve şefkat ettiği, acıdığı için bazı gecelere, günlere ve aylara kıymet vermiş,
bu gece, gün ve aylardaki duâ, tevbe, namaz ve oruç gibi ibâdetleri kabûl
edeceğini bildirmiştir. Aslında kulların çok ibâdet yapmaları, duâ ve tevbe
etmeleri için böyle gece, gün ve aylar birer sebep kılınmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği
gibi, Receb ayının her gecesi kıymetlidir; her Cum’a gecesi de kıymetlidir; bu
iki kıymetli gece bir araya gelince, dahâ da kıymetli olmaktadır. <strong>Receb
ayının ilk Cuma gecesi “Regâib Gecesi”dir.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Reğâib”:</strong> <strong>rağîbetler,
ihsânlar, ikrâmlar</strong> demektir. <strong>“Regâib Gecesi”, </strong>Cenâb-ı Hakk’ın ihsân
ve ikrâmlarının Nisan yağmuru gibi indiği bir gecedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bereketli, hayırlı, faydası bol,
feyizli demek olan “mübârek” sıfatıyle sıfatlanan ve İslâm dîninin kıymet
verdiği on husûsî gece vardır ki,</strong> bunlar kronolojik sıraya ya’nî
hicrî-kamerî sene içerisindeki yerlerine göre Muharremin 1.<strong> [müslümânların
hicrî yılbaşı] </strong>gecesi,10 Muharrem(<strong>Aşûre</strong>) gecesi, 12
Rebîulevvel [<strong>Mevlid]</strong> gecesi, Receb ayının ilk Cuma [<strong>Regâib] </strong>gecesi,
Recebayının 27.<strong> [Mi&#8217;râc] </strong>gecesi, Şa’bânın 15. [<strong>Berât]</strong>
gecesi, <strong>Kadir</strong> gecesi, <strong>Ramazân Bayramı</strong> gecesi, Zilhiccenin 9. [<strong>Arefe]</strong>
gecesi, Zilhiccenin 10. [<strong>Kurbân Bayramı]</strong> gecesidir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bildirilen bu on geceden başka,
Fıtır (Ramazân) ve Kurbân bayramlarının diğer geceleri, Zil-hicce ayının ilk on
gecesi, Muharremin ilk on gecesi ve her Cum’a ve Pazartesi gecesi de
mübârektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MÜBÂREK Mİ&#8217;RÂC GECESİ [15 Mayıs 2015
– 26 Receb 1436 Cuma]</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği gibi, mukaddes dînimiz
İslâmiyette kıymet verilen,<strong> “bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli”</strong>
demek olan <strong>“mübârek”</strong> sıfatıyle sıfatlanan <strong>“on gece”</strong> vardır. <strong>Recep
ayının 27. gecesi olan “Mi’râc gecesi” </strong>bunlardan biridir ki, Sevgili
Peygamberimizin <strong>“İsrâ”</strong> ve <strong>“Mi’râc”</strong> mu’cizesiyle şereflendiği, <strong>göklere
çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü</strong> ve Allahü teâlâ ile konuştuğu
gecedir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah
Efendimiz, 11 yılı aşkın bir zamandan beri, Allahü teâlânın dînini, insanlara
teblîğ ediyordu. Ama Mekke halkı, kendilerini dünyâ ve âhirette mes’ûd ve
bahtiyâr kılacak olan bu yüce esâslara îmân etmiyor, üstelik Peygamberimize ve
müslümânlara da çok sıkıntı veriyorlardı. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sevgili Peygamberimiz, hicretten bir yıl önce,
52 yaşında idi.</strong> Resûlullah’ın hem kendisine, hem de Eshâbına
uygulanan baskılar, boykotlar, ezâ ve cefâlar haddi aşmıştı. İşkenceye tahammül
edemeyen bazı müslümânlar, Resûlullah’tan aldıkları izinle, Habeşistân’a hicret
etmişlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mekke
müşriklerine karşı kendisini himâye eden <strong>amcası Ebû Tâlib, bu senede vefât
etti.</strong> Bir müddet sonra, <strong>25 yıllık biricik hanımı ve en yakın destekçisi
Hazret-i Hatîce vâlidemizi de kaybetti.</strong> Hattâ bunlardan dolayı, bu seneye <strong>“Senetü’l-hüzün=Âmü’l-hüzün=Hüzün
yılı” </strong>denilir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Resûlullah
</strong>(aleyhisselâm), yanına Zeyd bin Hârise&#8217;yi de (radıyallahü anh)
alarak Tâif&#8217; e gitti ve oradaki insanlara bir ay nasîhat eyledi. Onlardan da
hiçbir kimse îmân etmedi, bil’akis alay ettiler. Üstelik onları, çocuklara
taşlattılar. Bu da Resûlullah Efendimizi çok üzdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ne
kadar enteresan bir durumdur ki, başka hiçbir Peygambere nasip olmayan “İsrâ ve
Mi&#8217;râc Mu’cizesi”</strong>, <strong>Tâif seferinden müteessir olarak dönen Peygamber Efendimizin,
iki yakınını da kaybettiği, kendisini en yalnız ve en çok üzgün hissettiği bir
zamanda olmuştur.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Allahü
teâlâ, Sevgili Peygamberini, 52 yaşında iken, Recep ayının 27. gecesi, melekût
âlemini, kâinâtın hârikalarını seyir ve temâşâ etmesi için da&#8217;vet buyurdu.</strong> Gecenin
muayyen bir sâatinde Cebrâîl aleyhisselâm gelip Peygamberimizi önce, Mekke-i
Mükerreme’deki <strong>“Mescid-i Harâm”</strong>dan, Kudüs’teki <strong>“Mescid-i Aksâ”</strong>ya
götürmüştür. Bilâhare Sevgili Peygamberimiz, oradan da göklere, bilinmeyen
yerlere yükseltilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu <strong>“mu&#8217;cize”</strong>yi,
zaman ve mekân mefhûmlarıyle açıklamak ve akıl ile îzâh etmek mümkün değildir. <strong>İlâhî
kudretin ve Peygamberlik mertebesinin ne demek olduğunu idrâk edebilenler, bu
hâdisede de bir garîplik görmezler. Allah ve Resûlüne inananlar, mu&#8217;cizelere de
inanırlar.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili
Peygamberimizin, Mescid-i Harâm ile Mescid-i Aksâ arasındaki seyâhatleri,
geceleyin vukû&#8217; bulduğu için, <strong>“gece yolculuğu yaptırılması”</strong> ma&#8217;nâsında
bu olaya <strong>&#8220;İsrâ</strong>&#8221; denmiş, bu mübârek kelime, aynı olayı anlatan
âyetle başlayan <strong>&#8220;İsrâ&#8221;</strong> sûresinin de adı olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Mi&#8217;râc”</strong>
ise, sözlük ma’nâsı itibâriyle <strong>“merdiven”</strong> ve <strong>“yükseğe çıkmak”</strong>
gibi ma&#8217;nâlara gelmekle beraber, Resûl-i Ekrem Efendimizin, <strong>“varlık
ufuklarının üstüne, yüce makâmlara yükselmesi”</strong> demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim
Resûlullah Efendimiz, <strong>“Mi&#8217;râc hadîsleri”</strong>nde <strong>“yükseğe çıkarıldım”</strong>
buyurduklarından, bu hâdise <strong>“Mi&#8217;râc Hâdisesi”</strong> diye anılmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah
Efendimiz, 1. kat semâda Hazret-i Âdem’i (aleyhisselâm), 2. kat semâda iki
teyze oğlu Hazret-i Îsâ ve Hazret-i Yahyâ’yı (aleyhime’s-selâm), 3. kat semâda
Hazret-i Yûsuf’u (aleyhisselâm), 4. kat semâda Hazret-i İdrîs’i (aleyhisselâm),
5. kat semâda Hazret-i Hârûn’u (aleyhisselâm), 6. kat semâda Hazret-i Mûsâ’yı
(aleyhisselâm), 7. kat semâda arkasını <strong>“el-Beytü’l-Ma’mûr”</strong>a dayamış
Hazret-i İbrâhîm (aleyhisselâm) ile el-Beytü’l-Ma’mûr’u gördü. Sonra Cebrâîl
(aleyhisselâm) onu, <strong>“Sidretü’l-Müntehâ”</strong>ya götürdü. (Müslim)</p>



<p class="wp-block-paragraph">İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: <strong>“Mi’râc, rûh ve ceset ile
birlikte oldu. Peygamberimizin Mekke&#8217;den Kudüs&#8217;e götürüldüğü, âyet-i kerîme ile
[İsrâ, 1] sâbit olduğundan, Mi’râcın bu kısmına inanmayan kâfir olur. Göklere,
bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem),<strong> Mi’râc’ta Cennet’i, Cehennem’i, sayısız şeyleri görüp,
Kürsî, Arş ve Rûh âlemlerini de geçerek, bilinmeyen, anlaşılamayan,
anlatılamayan şekilde, mekânsız, zamânsız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü
teâlâyı da gördü.</strong> <strong>Hiçbir mahlûkun
bilemeyeceği, anlayamayacağı ni’metlere kavuşup bir anda, Kudüs&#8217;e ve oradan da
Mekke-i Mükerreme’ye geldi.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mi’râc
gecesini tâât u ibâdâtla, meselâ tevbe-istiğfâr etmekle, kazâ namazları
kılmakla, Kur’ân-ı kerîm ve kıymetli İlmihâl kitaplarını okumakla, tesbîhâtla,
salevât-ı şerîfe getirmekle, duâ, münâcât, tazarru’ ve niyâzla….., gündüzünü de
oruçla geçirmelidir. </p>



<h5 class="wp-block-heading">&nbsp;</h5>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MÜBÂREK ŞA&#8217;BÂN AYININ FAZÎLETİ [19
Mayıs 2015 – 01 Şa’bân 1436 Salı]</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İçerisinde
&#8220;<strong>Regâib&#8221;</strong> ve <strong>&#8220;Mi&#8217;râc</strong>&#8221; kandillerinin
bulunduğu ve kıymetli bir ay olan Recebü’l-ferd ayı çabucak geçiveriyor. İslâm
dîninde özel yeri bulunan ve <strong>“üç aylar”</strong>ın ikincisi olan <strong>“Şa&#8217;ban” ayı,
“Peygamber Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) ayı”</strong> olarak
anılmaktadır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir
hadîs-i şerîfte: <strong>“Recep ayı, Allahü teâlânın ayı; Şa’bân benim ayım, Ramazân
da benim ümmetimin ayıdır. Şa’bân ayı, günâhlar için keffâret ayı, Ramazân ayı
ise, günâhların temizleyicisi olan bir aydır”</strong> buyurulmuştur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Şa’bân-ı
şerîf, hayırların çoğaldığı, bereketlerin indiği, hatâların terkedildiği,
günâhların örtüldüğü bir aydır. Âişe vâlidemiz (radıyallahü anhâ) buyurmuştur
ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Resûlullahın, </strong>[Ramazân
ayı müstesnâ olmak üzere]<strong> hiçbir ayda, Şa’bân ayından daha çok oruç
tuttuğunu görmedim. Bazen Şa’bân ayının tamâmını oruçlu geçirirdi.”</strong>
[Buhârî]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah Efendimize, Şa’bân ayında
niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir:&nbsp; <strong>“Şa’bân, öyle fazîletli bir aydır ki,
insanlar bundan gâfildirler. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben
de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.” </strong>[Nesâî] </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konudaki diğer hadîs-i şerîfler
de şöyledir: <strong>“Ramazân ayından sonra en faziletli oruç, Şa’bân ayında tutulan
oruçtur.” </strong>[Tirmizî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Şa’bân ayında üç gün oruç tutana,
Hak teâlâ, Cennette bir yer hazırlar.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şa’bân</strong>
ayının şefâate vesîle olduğu, muhabbet ve hizmet ayı olduğu ifâde edilmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sağlığı
yerinde olan, Şa’bân ayının çoğunu, hattâ tamâmını oruçlu geçirebilir. Ama
bünyesi zayıf olanların, Şa’bân ayının 15’inden sonra oruç tutmayıp farz olan
Ramazân-ı şerîf orucuna hazırlanmaları iyi olur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;[Bir zamânda veyâ bir yerde yâhut birşeyi
okumakta, yapmakta, çok sevâb verileceğini işitince, o sevâba kavuşmaya niyyet
ederek yapana, bu haber doğru olmasa bile, Allahü teâlâ, o sevâbları ihsân
edebilir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat,
bunun İslâmiyyet tarafından yasak edilmemiş birşey olması lâzımdır. Genel bir
kâidedir ki, <strong>nâfile ibâdetlerin sevâblarına kavuşabilmek için, îmânda ve
farzlarda kusûr olmaması, günâhlara tevbe etmek ve ibâdet olarak yapmaya niyyet
etmek şarttır.]</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ESHÂB-I
KİRÂM, ŞA’BÂN AYINDA NELER YAPARLARDI?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Enes
bin Mâlik’in </strong>(radıyallahü anh)<strong> anlattığına göre: “</strong>Resûlullahın Eshâbı, <strong>Şa’bân
ayının hilâlini görünce,</strong> Mushaf-ı şerîf üzerine kapanıp, <strong>Kur’ân-ı kerîm
okumaya devâm ederlerdi.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Müslümânlar
<strong>bu ayda, mâllarının zekâtını çıkarıp,</strong> Ramazân-ı şerîfte oruç tutacaklara
kuvvet ve kudret bahşetmek için, <strong>fakîr, miskîn ve zayıflara verirlerdi.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Vâlîler
ve Hâkimler, <strong>zindân ve hapishânede olanları</strong> huzûrlarına getirtip <strong>cezâlarını
hafîfletir veya serbest bırakırlardı.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tüccâr,</strong> <strong>alacaklarını
alır,</strong> <strong>borçlarını da öderlerdi.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ramazân
hilâlini (ayını) görünce de gusledip, i’tikâfa çekilirlerdi.<strong>”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MÜBÂREK BERÂT GECESİ [01 Haziran
2015 – 14 Şa’bân 1436 Pazartesi]</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İslâm dîninde çok kıymet verilen <strong>on
“mübârek” geceden biri de</strong> <strong>Berât gecesidir. Şa’bân ayındaki en mübârek
gece olan Berât (veya Berâet) gecesi, Şa’bân ayınının</strong> <strong>14.
gününü 15. gününe bağlıyan gecedir. </strong>Aslı <strong>“Berâet”</strong> olan ve
Türkçe’ye <strong>“Berât”</strong> olarak giren bu kelimenin sözlük anlamı, <strong>“Borçtan,
hastalıktan, suç ve cezâdan kurtulmak”</strong> ise de, <strong>dînî literatürümüzde:
“İlâhî afv ve rahmete nâil olmak, günâhlardan arınmak, temize çıkmak”</strong>
ma’nâlarını ifâde etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere, Kur’ân-ı kerîmin
iki türlü nüzûlü/inişi var: Birincisi <strong>Levh-i mahfûza inişi,</strong> diğeri de <strong>semâ-i
dünyâya ve oradan Peygamber Efendimize inişi.</strong> Birincisi Berât gecesinde
olmuş, ikincisi ise Kadir gecesinde başlamıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü teâlâ buyuruyor ki: <strong>“Apaçık olan Kitâb’a andolsun ki, biz onu </strong>[Kur’ânı]<strong> mübârek bir gecede indirdik. Elbette biz
insanları uyarmaktayız.”</strong> [Duhân, 2-3] </p>



<p class="wp-block-paragraph">Berât gecesi, Şa’bân ayının on
beşinci gecesidir. Ya’nî 14 Şa’bânın bittiği günün gecesidir. [Ondördüncü günü
ile onbeşinci günü arasındaki gecedir.]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cenâb-ı Hak, ezelde hiçbir şeyi
yaratmadan önce herşeyi takdîr etmiş, dilemiştir. Bunlardan bir yıl içinde
olacak (doğumlar, vefâtlar, terfîler, tenzîller…..gibi) her şeyi, Şa’bân ayının
onbeşinci (Berât) gecesinde meleklere bildirir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber
Efendimiz, Berât Gecesi’ne çok değer verir ve bolca ibâdet ederdi. Hazret-i
Âişe (radıyallahü anhâ) vâlidemiz anlatıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Bir
gece Peygamberimiz yatağından kalktı, abdest aldı, namaza durdu. Uzunca bir
namaz kıldı; secdede o kadar çok kaldı ki, ben vefât etmiş olabileceğini düşündüm!
Elimi mübârek ayağına dokundurdum, hareket ettiğini görünce sevindim. Namaz
bitince sordum: Ne kadar çok secdede kaldınız? Hayatınızdan endişe etmeye
başlamıştım. Hayırdır, hiç sizi böyle görmemiştim, dedim.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Buyurdu
ki: <strong>“Yâ Aişe! Bu gecenin hangi gece
olduğunu biliyor musun? Bu gece Şaban ayının 15. gecesi olan Berât gecesidir.
Bu gece, ameller Yüce Rabbimize arz olunur. Gelecek sene içinde kimin rızkının
ne kadar olduğunu açıklayan liste, Mikâîl aleyhisselâma verilir. Öleceklerin
listesi de Azrâîl aleyhisselâma teslim edilir&#8230;..”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizler
de, her ân ölüme hâzır olmalıyız. Fırsat elimizde iken, böyle ma’nevî ticâreti
kaçırmayalım. Bu fırsatlar bir daha ele geçmeyebilir. Bir daha Berât Kandili
gelir, ama biz onu görmeyebiliriz. Nitekim, geçen kandilde beraber olduğumuz
tanıdıklarımızdan bazıları, bu sene aramızda değiller.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>BERÂT GECESİ, İNSANLARIN ARZÛLARINA KAVUŞTUKLARI GECEDİR </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her sene, Şa’bân ayının on beşinci
(ya’nî Berât) gecesinde, o senede olacak şeyler, ameller, ömürler, ölüm
sebepleri, yükselmeler, alçalmalar, ya’nî her şey Levh-i mahfûzda yazılır.
Tefsîrlerde, Kur’ân-ı kerîmin, Levh-i mahfûza bu gece indirildiği
bildirilmektedir. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu gece çok ibâdet,
çok duâ ederdi.<strong> “Allahümmerzuknâ kalben takıyyen mineş-şirki
beriyyen la kâfiren ve şakıyyen” </strong>duâsını
çok okurdu.<strong> (Riyâdun-Nâsıhîn)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;“Berât gecesi, göklerin kapıları açılır,
melekler mü’minlere müjde verir ve ibâdete teşvîk ederler.”</strong>
[Nesâî, Beyhekî, Abdül-azîm Münzirî]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir rivâyette, Hazret-i Âişe
validemiz, <strong>“Yâ Resûlallah, Allahü teâlâ seni günâh işlemekten muhâfaza
buyurduğu halde, neden Berât gecesinde çok ibâdet ettin?”</strong> diye sordu.
Peygamber efendimiz buyurdu ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ben,
şükredici bir kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece
deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere
yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü
teâlâya arz olunur.”</strong> [Gunyetü’t-Tâlibîn]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki: <strong>“Şa’bân-ı şerîfin onbeşinci gecesi olunca, o geceyi ihyâ
ediniz ve gününde oruç tutunuz! </strong><strong>(Ya’nî
Şa’bânın 15. gecesini ibâdetle, gündüzünü de oruçla geçirin!) Muhakkak ki, Allahü teâlâ,
“Mağfiret olunmak isteyen</strong> <strong>(Afv isteyen)
yok mudur, mağfiret edeyim?</strong> (<strong>Afvedeyim.)
Rızık isteyen yok mudur, rızık vereyim. Derde müptelâ olan (Dertli) yok
mu, sıhhat, âfiyet vereyim? Ne isteyen varsa, istesin vereyim. Kim ne isterse vereyim!” buyurur. Bu hâl sabâha kadar
devâm eder.” </strong>[İbn-i Mâce]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Âişe
validemiz (radıyallahü anhâ) buyuruyor ki: <strong>“Resûlullahın,
hiçbir ayda, Şa’bân ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bazen Şa’bânın
tamâmını oruçla geçirirdi.)</strong> [Buhârî]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şa’bân
ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman, Resûlullah Efendimiz buyurdu ki:
<strong>“Şa’bân, öyle fazîletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfildirler. Bu ayda
ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz
edilmesini isterim.” </strong>[Nesâî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MÜBÂREK RAMAZÂN AYI [18 Haziran 2015
– 01 Ramazân 1436 Perşembe] </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üç ayların sonuncusu olan Ramazân
ayı, ayların sultânıdır. İslâmın beş şartından dördüncüsü, mübârek Ramazân
ayında, hergün oruç tutmaktır. Oruç tutmak,</strong> müslümânlara,
Peygamber Efendimizin Mekke-i mümerremeden Medîne-i münevvereye <strong>hicretinden
onsekiz ay sonra farz kılındı. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Peygamberimiz (sallallahü
aleyhi ve sellem), bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuştur: <strong>“Bir kimse,
Ramazân ayında oruç tutmayı farz </strong>[ya’nî vazîfe] <strong>bilir ve orucun
sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günâhları affolur.” </strong>[Sahîh-i
Buhârî]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği gibi,<strong> “Ramazân”</strong>,
sözlük ma’nâsı i’tibâriyle <strong>“yanmak”</strong> demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan
ve tevbe eden müslümânların günâhları yanar, yok olur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Mübârek<strong> “Ramazân ayı”</strong>nda oruç
tutulur, <strong>“Terâvîh namazı”</strong> kılınır ve <strong>“Sahûr”</strong>a kalkılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük sahâbî<strong> Selmân-ı Fârisî</strong>’nin
(radıyallahü anh) rivâyet ettiğine göre, Peygamber Efendimiz, bir sene,
Medîne-i Münevvere’deki Mescid-i Nebevîlerinde, “<strong>Şa’bân-ı muazzam ayı”</strong>nın
son günü îrâd buyurdukları bir <strong>hutbe</strong>lerinde şöyle buyurmuşlardır:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ey müslümanlar! Üzerinize öyle
büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece -ki bu Kadir
gecesidir- bin aydan hayırlıdır [daha faydalıdır]. Allahü teâlâ, bu ayda,
hergün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvîh namazı kılmak da
sünnettir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik
yapmak, başka aylarda, farz yapmak gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka
aylarda yetmiş farz yapmak gibidir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu ay, sabır ayıdır. Sabredenin
gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu ayda mü&#8217;minlerin rızkı artar. Bir
kimse, bu ayda, bir oruçluya iftâr verirse, günâhları affolur. Hak teâlâ, onu
Cehennem âteşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevâp verilir.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah’ın (aleyhisselâm) bu
hutbesini dinliyen Eshâb-ı kirâm (radıyallahü anhüm) dediler ki: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir
oruçluya iftâr verecek [onu doyuracak] kadar zengin değiliz. Biz, bu büyük
sevâptan mahrûm mu kalacağız?”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah (aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm),
Eshâbına şöyle cevap verdi: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Bir hurma ile iftâr verene de,
yalnız su ile oruç açtırana da, biraz süt ikrâm edene de, bu sevâp
verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası afv ve
mağfiret ve sonu Cehennem’den âzâd olmaktır. Bu ayda, emri altında olanların
vazîfelerini hafîfletenleri Allahü teâlâ affedip Cehennem âteşinden
kurtarır…..” </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber Efendimiz, hutbelerinin
devâmında şöyle buyurmuşlardır: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Bu ayda şu dört şeyi çok yapınız!
Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, ‘Kelime-i şehâdet söylemek’ ve
‘istiğfâr etmektir.’ İkisini de, zâten her zaman yapmanız lâzımdır. Bunlar da,
‘Allahü teâlâ’dan Cennet’i istemek’ ve ‘Cehennem âteşinden O&#8217;na sığınmaktır.’
Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmıyacaktır.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ORUÇLA
İLGİLİ BAZI HADÎS-İ ŞERÎFLER</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ramazân
ayında oruç tutma hakkındaki birçok hadîs-i şerîften sâdece birkaçını sizlere
takdîm edelim:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Bilhâssa oruçlu iken çirkin, kötü söz
söylemeyin! Biri size sataşırsa, ona ‘Ben oruçluyum’ deyin.” </strong>[Buhârî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“İslâm,
kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazân orucunu tutmak
ve haccetmektir.” </strong>[Müslim]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Temizlik
îmânın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.”</strong> [Müslim]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân
ayı mübârek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazân orucunu farz kıldı. O ayda
rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytânlar bağlanır. O ayda
bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin </strong>[ya’nî Kadir gecesinin]<strong> hayrından mahrûm
kalan, her hayırdan mahrûm kalmış sayılır.” </strong>[Nesâî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân
ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek”
denir.” </strong>[Nesâî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân
orucu farz, terâvîh namazı da sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de
ibâdetle geçirenin günâhları affolur.” </strong>[Nesâî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Gerçek
oruç, sâdece yiyip içmeyi terk etmek değil, boş ve hayâsızca sözleri de terk
ederek tutulan oruçtur.” </strong>[Hâkim]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Oruçlu
iken ölen Cennete girer.”</strong>
[Bezzâr]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân
ayı bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günâhları bağışlar, duâları kabûl
eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten
mahrûm kalır.” </strong>[Taberânî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Allahü
teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayâline
bile gelmeyen ni’met dolu sofrasına, ancak oruçlular oturur.” </strong>[Taberânî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân-ı
şerîf ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, mü’minlere istiğfâr etmelerini
emreder.” </strong>[Deylemî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Oruç
tutan mü’minin susması tesbîh, uykusu ibâdet, duâsı müstecap ve amelinin sevâbı
da çoktur.” </strong>[Deylemî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân
ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.” </strong>[İbn-i Ebi’d-dünyâ]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân
ayında âilenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah
yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.” </strong>[İbn-i
Ebi’d-dünyâ]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazân
orucunu tutması gerekir.”</strong>
[Ebû Nuaym]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Cennetteki
güzel köşkler, sözü hoş, selâmı çok, yemek yediren, oruca devâm eden ve gece
namazı kılan kimselere verilir.” </strong>[İbn-i
Nasr]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu
makâlemizde, yerimiz kalmadığı için, gecelerin en fazîletlisi olan <strong>“Kadir
Gecesi”</strong>nden bahsedemedik.</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/uc-aylar-ve-icerisindeki-mubarek-geceler/">“Üç Ay”Lar Ve İçerisindeki “Mübârek Geceler”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sultanü&#8217;ş-Şuarâ” (Şâirler Sultânı) Necîb Fâzıl Kısakürek</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/sultanus-suara-sairler-sultani-necib-fazil-kisakurek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Mar 2019 20:54:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=394</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;[Bu makâle, ayda bir neşredilen &#8220;AYLIK&#8221; veya haftada bir yayınlanan &#8220;BARAN&#8221; dergileri için hâzırlandı. Yine bu iki dergi için, ayrıca,</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/sultanus-suara-sairler-sultani-necib-fazil-kisakurek/">“Sultanü&#8217;ş-Şuarâ” (Şâirler Sultânı) Necîb Fâzıl Kısakürek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;[Bu makâle, ayda bir neşredilen
&#8220;AYLIK&#8221; veya haftada bir yayınlanan &#8220;BARAN&#8221; dergileri için
hâzırlandı. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yine bu iki dergi için,
ayrıca, Sâlih Mirzabeyoğlu&#8217;nun arkadaşlarından, Adana İmâm-Hatip Lisesi mezûnu
ve basın mensûbu Cumali Dalkılıç beyle, 29.07.2018 tarihinde, İhlâs Marmara Evleri
1. Kısım Câmii Kütübhânesinde bir röportaj yapıldı.]</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;
</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Prof.
Dr. Ramazan Ayvallı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>M.
Ü. İlâhiyat Fak. Em. Öğr. Üyesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Edebiyâtımızda,<strong>
“Sultanü&#8217;ş-Şuarâ” </strong>(Şâirler sultânı),<strong> &#8220;Şeyhu&#8217;l-muharrirîn&#8221; </strong>(Muharrirlerin,
yazarların hocası),<strong> &#8220;Şeyhu&#8217;l-hattâtîn&#8221; </strong>(Hattâtların Hocası),<strong>
&#8220;Reîsü&#8217;l-kurrâ&#8221; </strong>(Kurrâ hâfızların reîsi)&#8230;..gibi bazı terimler
vardır.&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">Son<strong>
&#8220;Şeyhu&#8217;l-muharrirîn&#8221;, </strong>merhûm Ahmed Kabaklı hoca idi. Son<strong>
&#8220;Şeyhu&#8217;l-hattâtîn&#8221;, </strong>merhûm hattât Hâmid Aytaç (Hâmid-i Âmidî) hoca
idi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">1971 yılında,
İstanbul-Beşiktaş-Yıldız&#8217;daki Şale köşkünün bitişiğinde bulunan 975. Ordonat
Taburu&#8217;nda yedek subaylığımı yaparken, kendilerinden bir sene ta&#8217;lîm ve tashîh-i
hurûf &nbsp;dersleri aldığım<strong>, Bâyezîd
Câmi-i şerîfi İmâm-Hatîbi merhûm Hacı Hâfız Abdurrahmân Gürses Hoca Efendi de,
o zamanın reîsü&#8217;l-kurrâsı idi.&nbsp; </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Son<strong> “Sultanü&#8217;ş-Şuarâ”
</strong>(Şâirler sultânı) ise, son dönem şâir, yazar ve fikir adamlarından olan
merhûm <strong>Necîb Fâzıl Kısakürek üstâdımız </strong>idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>[</strong>Kendisi,<strong> benim 1970&#8217;te başlıyan konferans hayâtımda üstâdımdır.
</strong>MTTB, Komünizmle Mücâdele Derneği, İmâm-Hatip Okulu Mezûnları Federasyonu,
Dîn Görevlileri Federasyonu&#8230;..gibi derneklerce Ankara&#8217;da tertiplenen<strong>
&#8220;Îmân ve Aksiyon&#8221;, </strong>&nbsp;<strong>&#8220;Yolumuz,
Hâlimiz, Çâremiz&#8221;, &#8220;Efendimiz, Kurtarıcımız, Müjdecimizden&#8221;,
&#8220;Muhâsebe&#8221;, &#8220;Târihte Sahte Kahramanlar&#8221;&#8230;..</strong>gibi bütün
konferanslarına katıldım ve <strong>1949&#8217;da yazdığı &#8220;Sakarya Destânı&#8221;
başlıklı şiirini, bizzât kendi ağzından birkaç defa dinledim.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir vefâ borcu olarak,
bugün, bir nebze, kendisinden bahsetmek istiyorum.<strong>]</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8220;SULTÂNÜ&#8217;Ş-ŞUARÂ&#8221; MAHMÛD
ABDÜLBÂKÎ [1526 &#8211; 1599]</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmânlı İmparatorluğunun
en parlak döneminde yetişen, <strong>dîvân şiirinin büyük üstâdı,</strong> edebiyâtımızda<strong>
&#8220;Bâkî&#8221; </strong>adıyla meşhûr olan<strong> Mahmûd Abdülbâkî Efendi, </strong>sırasıyla,<strong> Kânûnî
Sultân Süleymân Hân, İkinci Selîm Hân, Üçüncü Murâd Hân ve Üçüncü Mehmed Hân</strong>
zamanlarında, ülkenin her tarafında &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<strong>&#8220;</strong><strong>Sultânü&#8217;ş-Şuarâ = Şâirler Sultânı&#8221; </strong>olarak meşhûr olmuştur. Onun şöhreti, sâdece Osmânlı sınırlarında
kalmayıp, İrân, Arabistân ve Hindistân’a kadar yayılmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hem şâir, hem de âlim
olan <strong>Mahmûd Abdülbâkî, </strong>Fâtih Câmii müezzininin oğludur. Babası, bu oğlunu küçük yaşta san&#8217;atkâr yapmak
düşüncesiyle, saraç çıraklığına vermesine rağmen, o, <strong>tahsîle başlamış,&nbsp; uzun yıllar, zamanın en büyük medreselerinde,
devrin en ileri gelen hocalarından dersler görmüş</strong> ve tahsîlini tamâmladıktan
sonra da, ilk olarak 1563 yılında Silivri’deki <strong>Pîrî Paşa Medresesi
müderrisliği</strong>ne getirilmiştir. Sonra sırayla, <strong>Murâd Paşa, Eyyûb, Sahn ve
Süleymâniye medreselerinde müderris</strong>lik yapmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiirde <strong>Zâtî</strong>
tarafından yetiştirilen <strong>Bâkî</strong>&#8216;nin, <strong>Kânûnî Sultân Süleymân</strong>’ın ölümü
için yazdığı meşhûr <strong>&#8220;Mersiye&#8221;</strong>si, o devrin edebiyât
şâheseridir. Çağımızın büyük şâirlerinden <strong>Yahyâ Kemâl</strong>, ona <strong>&#8220;nazîre&#8221;</strong>ler
yazmış, <strong>Yavuz Sultân Selîm </strong>için kaleme aldığı <strong>&#8220;Selîmnâme&#8221;</strong>sini,
<strong>Bâkî</strong>’nin <strong>&#8220;Kânûnî Mersiye&#8221;</strong>sine benzetmek istemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bâkî</strong>, dînine bağlı büyük bir âlimdi. <strong>Şeyhülislâm</strong> olabilecekken,
sırası gelmediği için bu yüce makâmda görev yapamamıştır;ama,<strong>
Selîm-i Kadîm Medresesi müderris</strong>liği, ondan sonra da, <strong>Mekke kâdîlığı,
Anadolu ve Rumeli kazaskerliği</strong> görevlerinde bulunmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En büyük eseri <strong>&#8220;Dîvân&#8221;</strong>ıdır.
Dîvân&#8217;ından başka &#8220;<strong>Fedâil-i Mekke&#8221;, &#8220;Hadîs-i Erbaîn&#8221; </strong>(Hazret-i
Hâlid bin Zeyd’in bildirdiği hadîs-i şerîfler), &#8220;<strong>Fedâil-i Cihâd&#8221; </strong>gibi
te&#8217;lîf eserlerinin yanında,<strong> &#8220;Meâlimü&#8217;l-Yakîn&#8221; </strong>(İmâm-ı
Kastalânî&#8217;nin <strong>Mevâhib-i Ledünniyye</strong>&#8216;sinintercümesidir) adıyla
Arapçadan çevrilmiş kıymetli bir eseri de vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güzel bir gazelini,
burada misâl olarak zikredip esâs konumuz olan merhûm <strong>Necîb Fâzıl</strong>&#8216;a
geçelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gazel</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Fermân-ı aşka cân iledir
inkıyâdımız,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükm-i kazâya zerre
kadar yok inâdımız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Baş eğmezüz edânîye dünyâ-yı dûn için,</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Allah&#8217;adır tevekkülümüz, i’timâdımız.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz müttekâ-yı zerkeş-i
câha dayanmazuz,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hakk’ın kemâl-i
lutfunadır istinâdımız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Minnet Hudâ&#8217;ya, devlet-i dünyâ fenâ bulur,</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bâkî kalır sahîfe-i âlemde adımız.</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NECÎB FÂZIL KISAKÜREK&#8217;ÜN DOĞUM YERİ,
TÂRİHİ VE ÂİLESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Necîb Fâzıl Kısakürek, 1904’te İstanbul Çemberlitaş</strong>’ta, bir konakta dünyâya geldi. Babası hukûkçu Fâzıl Bey, annesi
Medîha Hanımdır. <strong>Âilesi,</strong> <strong>baba tarafından Kahramânmaraş’ın köklü
âilelerinden Kısakürekzâdeler&#8217;e dayanır.</strong> Yazara verilen Ahmed Necîb ismi,
dedelerinden birinin adıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NECÎB FÂZIL&#8217;IN TAHSÎLİ VE YAPTIĞI
BAZI GÖREVLER </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1912’de <strong>Gedikpaşa</strong>’da
bir <strong>Fransız Mektebi&#8217;</strong>ne yazıldı. Sonra yine, aynı yerde bulunan <strong>Amerikan
Koleji&#8217;</strong>ne, <strong>Büyükdere</strong>’de <strong>Emin Efendi&#8217;nin Mahalle Mektebi&#8217;</strong>ne
devam etti. Annesinin hastalığı dolayısıyla taşındıkları <strong>Heybeliada</strong>’da
(1915) <strong>Nümûne Mektebi&#8217;</strong>ni bitirerek oradaki <strong>Bahriye Mektebi&#8217;</strong>ne
girdi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İlk şiirlerini burada
[1915 yılında] yazmaya başladı. Mektepte arkadaşları arasında lakabı “şâir”di.</strong> Bahriye Mektebini son sınıftayken terk ederek, <strong>1917’de
Dârülfünûn&#8217;un Felsefe Bölümü&#8217;ne başladı. İlk şiirleri, bu yıllarda dergilerde
yayınlanmaya başladı. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1924’te Maârif Vekâleti
tarafından Paris, Sorbon Üniversitesi&#8217;ne tahsîlini ilerletmek için gönderildi
ise de, bir yıl sonra geri döndü.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir müddet Hollanda, Osmânlı
ve İş Bankalarında müfettiş ve muhâsebe müdürü olarak çalıştı. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bankacılık mesleğinden
1938 yılında ayrılarak, 1941 yılına kadar, Fransız Mektebi&#8217;nde, Ankara Devlet
Konservatuarı&#8217;nda, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi&#8217;nde, Robert Kolej&#8217;de,
Ankara Dil-Târih ve Coğrafya Fakültesi&#8217;nde hocalık yaptı. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NECÎB FÂZIL&#8217;IN YAZARLIĞI, ŞÂİRLİĞİ
VE BASIN HAYÂTINA GİRMESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu târihten [1941]
sonra, yazar ve şâirliğinin yanısıra, <strong>gazeteci olarak da basın hayâtına
girdi ve siyâsetle ilgilendi. </strong>Böylece fikir ve aksiyon adamı olarak,
hayâtının sonuna kadar sürecek olan bir mücâdelenin içine atıldı. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Büyük Doğu hareketi ve
1943’te başlayıp 1972’ye kadar süren Anadolu’yu köşe bucak tarayan, Almanya’ya
kadar taşan konferansları bu devrededir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine, bu devrede sekiz
defâda, toplam 3 yıl 6 ay 20 gün hapis yattı. Kesîf ve yorucu, mücâdeleci bir
hayâttan sonra, <strong>1972’de evine çekilen yazar, eser yazmaya, dergi ve
gazetelerde şiirlerini [ve makâlelerini] yayınlamaya devâm etti.</strong>&nbsp; <strong>[&#8220;Millî Söz ve Özün Türkçesi&#8221;</strong>
isimli haftalık dergide, kendisiyle beraber makâle yazdık.]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1980 yılında
“Sultanü&#8217;ş-şuarâ” (Şâirler Sultânı) i&#8217;lân edildi. 25 Mayıs 1983 günü, çile ve
mücâdelerle dolu hayâtı sona erdi.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1922 yılında, Yakub
Kadri aracılığıyla, <strong>Yeni Mecmûa’</strong>da ilk şiirini yayınlayan Necîb Fâzıl,
hayâtının sonuna kadar çeşitli dergi ve gazetelerde şiirlerini yayınlamaya
devâm etti. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk şiir kitabı (<strong>Örümcek
Ağı) </strong>1925’te, <strong>Kaldırımlar </strong>ise, 1928’de yayınlandı. <strong>Kaldırımlar
şiiri, onu, şöhretin zirvesine çıkardı ve sanat çevrelerine kendini, şâir
olarak kabûl ettirdi. Bu ilk şiirlerinde koyu ferdiyetçilik ve derbeder (bohem)
bir yaşayışın izleri görülür.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NECÎB FÂZIL&#8217;IN, BÜYÜK ÂLİM SEYYİD ABDÜLHAKÎM ARVÂSÎ’Yİ &nbsp;TANIMASI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1934’e kadar, eserlerine
ve san&#8217;atına hâkim olan bu durumu, büyük âlim Seyyid Abdülhakîm Arvâsî’yi
tanıyıncaya kadar devâm etti.</strong> <strong>Beyoğlu Ağa Câmiinde
ilk defâ tanıdığı bu zâtı,</strong> 1943 yılında vefâtına kadar, <strong>Eyüp’teki
dergâhında ziyâret ederek,</strong> sohbetlerinde bulundu. Bu olay, <strong>Necîb
Fâzıl’ın şahsiyetine, fikrine, dünyâ görüşüne büyük etki yaptı. Âdetâ her
şeyiyle yeniden doğdu.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu devreden sonra yazar,
kendi tâbiriyle fildişi kulesinden iner, memleketine, insanlarına karşı
sorumluluk duyan <strong>“Müslümân bir san&#8217;atkâr ve münevver”</strong> hüviyeti kazanır. <strong>Kalemiyle,
inandığı, doğru, güzel, iyi bildiği değerleri yaymak, savunmak, tanıtmak
gayreti, hayâtının sonuna kadar devâm etti.</strong> Bu maksatla, şâirliğinin
yanısıra, edebiyâtın hemen her dalında kalem oynatarak, <strong>yüzden fazla eser
verdi.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1934’e kadar sâdece şâir
olarak tanınan ve üç şiir kitâbının sâhibi olan Necîb Fâzıl,</strong> bu olaydan sonra her türde, bilhassa <strong>bir fikir ve aksiyon
adamı olarak nesir alanında velûd, çok eser veren bir yazar oldu.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gazetecilik ve basın
hayâtına atılmıştır.</strong> 1936’da, uzun ömürlü olmayan, <strong>Ağaç </strong>isimli
dergiyi çıkarmıştır. İkinci Dünyâ Harbinin başında, <strong>Son Telgraf Gazetesi</strong>nde,
<strong>“Çerçeve”</strong> başlığı altında fıkralar yazmaya başlamıştır. Fıkra
yazarlığını çeşitli gazetelerde uzun müddet sürdürmüştür. Bu fıkralardan
seçtiklerini, daha sonra <strong>Çerçeve </strong>başlığı altında yayınlamıştır. 1 Eylül
1943’te <strong>&#8220;Büyük Doğu&#8221; </strong>dergisini çıkardı. Bu dergi 1978’e kadar
fâsılalarla yayınını sürdürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Necîb Fâzıl, <strong>1935’e
kadar</strong>, daha ziyâde ferdî, beşerî duyguları, kendi iç sıkıntılarını,
buhrânlarını dile getirir, <strong>“san&#8217;at için san&#8217;at”</strong> görüşüne sıkı sıkıya
bağlıdır. Yalnız şiirle meşgûl olur. 1935 yılından sonra şâirliğinin yanısıra,
daha çok nesir eserleri verir. Bunlar tezli eserlerdir. Ya, <strong>“mutlak hakîkat”
</strong>dediği tezini işler, yâhut <strong>bu uğurda çektiği acıları, zorlukları</strong>
anlatır. Yazar artık <strong>“san&#8217;at, Allah içindir”</strong> görüşündedir. Konu ve
temalardaki bu değişiklik, daha önce kendini şâir olarak göklere çıkaran sanat
çevrelerinin ve üst kademenin Necîb Fâzıl’dan uzaklaşmasına ve <strong>“sâbık şâir”</strong>
ilân edilmesine sebep olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiirlerinde dinç ve
oturmuş bir dil, mazbût ve sağlam bir teknik bulunan şâir; bütün şiirlerinde
hece veznini kullanmış, <strong>“şekle”</strong> ısrârla bağlı kalmıştır. <strong>Modern şiir
ölçüleriyle, tekke şiiri tarzında yazmıştır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanın kâinattaki yeri,
iç âlemin gizli duygu ve ihtirâsları, madde ve rûh problemleri, mânevî
duyuşlar&#8230;..şiirlerindeki başlıca temalardır. <strong>Şiiri, günümüz şiirini ve
zamanındaki bâzı şâirleri etkilemiştir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Nesir dilinde, derinliğe
yöneldiği kadar da nükteye, kelime oyunlarına bağlı kalan bir ifâdesi vardır.
Öfkeli, polemikçi, tenkitçi bir zekânın fantazi yükleri ve şaşırtıcı nükte
buluşları nesrinin başlıca özelliğidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NECÎB FÂZIL KISAKÜREK&#8217;ÜN ESERLERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eserleri, te&#8217;lîf ve
sâdeleştirerek yayına hâzırladıklarıyla yüzün üzerindedir. Edebî türlerin hemen
hepsinde eser vermiştir. <strong>Toplam eseri (8 şiir, 14 piyes, 7 senaryo, 3 hikâye
kitabı, 2 roman, 4 hâtıra eseri, 17 dînî-tasavvufî eser, 47 siyâsî-târihî
inceleme eseri, hitâbe ve konferanslarla, fıkralarının toplandığı kitaplarla
berâber) 102’dir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrı kitaplar hâlinde
yayınlanan şiirlerini, <strong>&#8220;Çile&#8221; </strong>ismiyle <strong>tek bir kitap</strong>ta
toplayarak, bunun sonuna şiir san&#8217;atı üzerine görüşlerini <strong>Poetika </strong>ismiyle
ilâve eder. Şiirleri daha sonrakilerle birlikte, <strong>&#8220;Bütün Şiirleri&#8221; </strong>adlı
bir kitapta toplanmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peygamberimizin</strong> (sallallahü aleyhi ve sellem) <strong>hayâtı</strong>nı levhalar hâlinde
anlattığı 63 bölümlü <strong>&#8220;Esselâm&#8221;, ikinci şiir kitâbı</strong>dır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Mutlak hakîkati yaymak
için, en üstün dokunaklı bir âlet” dediği <strong>tiyatro sâhasında on dört eser</strong>
vermiştir. <strong>Piyeslerinin bir kısmı filme alınmış ve oynanmıştır.</strong> &#8220;<strong>Bir
Adam Yaratmak&#8221;, &#8220;Nâm-ı Diğer Parmaksız Sâlih&#8221;;
&#8220;Sabırtaşı&#8221; </strong>piyesi birincilik kazanmıştır. &#8220;<strong>Ulu Hâkân
Abdülhamîd Hân&#8221;, &#8220;Yûnus Emre&#8221;, &#8220;Reîs Bey&#8221; </strong>tiyatro
eserlerinden bâzılarıdır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8220;O ve Ben&#8221;,
&#8220;Tanrı Kulundan Dinlediklerim&#8221;, &#8220;Târih Boyunca Büyük
Mazlûmlar&#8221; </strong>isimli eserlerinde, <strong>Seyyid Abdülhakîm Arvâsî
hazretlerinden hâtıralar nakleder.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8220;Râbıta-i
Şerîfe&#8221; </strong>risâlesini ve &#8220;<strong>Reşehât&#8221; </strong>kitâbını
sâdeleştirerek yayına hazırlar. <strong>Nefehât</strong>’tan seçtiği velîler, <strong>&#8220;Halkadan
Pırıltılar&#8221; </strong>adı ile yayınlanmıştır. Ayrıca &#8220;<strong>Başbuğ
Velîler&#8221; </strong>adlı bir eseri daha vardır. <strong>&#8220;Çöle İnen Nûr&#8221;,
&#8220;İlim Beldesinin Kapısı Hazret-i Ali&#8221;, &#8220;Benim Gözümde
Menderes&#8221; </strong>isimli eserleri,biyografik eserlerindendir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8220;Doğru Yolun Sapık
Kolları&#8221;</strong>nda ise <strong>Ehl-i Sünnet&#8217;in dışındaki bozuk mezhepler</strong>i
anlatır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Necîb Fâzıl bir İslâm
âlimi, eserleri de dîn sâhasında yazılmış ilmî eserler değildir. Böyle
olmadığını, ilmin ve san&#8217;atın sâhalarının ayrı olduğunu kendisi de eserlerinde
ifâde etmektedir. O, <strong>“Efendim”</strong> diye bahsettiği <strong>büyük bir İslâm
âliminin sohbetleriyle, san&#8217;at hayâtımızda zirve noktalara çıkmış,</strong> son
yüzyılımızda yetişmiş <strong>en büyük şâir ve yazarlarımızdan birisi</strong>dir. Dînî,
mukaddes konu ve temaları işleyerek, düşünen, tefekkür eden genç nesillere
faydalı olmaya çalışmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>(*) Bu makâlenin hâzırlanmasında,</strong>
büyük ölçüde, bizim de tertip heyetinde bulunduğumuz, 20 cildlik <strong>&#8220;Yeni
Rehber Ansiklopedisi&#8221;</strong>nden istifâde edilmiştir.</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/sultanus-suara-sairler-sultani-necib-fazil-kisakurek/">“Sultanü&#8217;ş-Şuarâ” (Şâirler Sultânı) Necîb Fâzıl Kısakürek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umre Programlarında Ziyâret Edilen Bazı Mekânlar</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-programlarinda-ziyaret-edilen-bazi-mekanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Feb 2014 13:11:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerek hacca, gerekse umreye gidenlerin, Sevgili Peygamberimiz ile Eshâb-ı kirâm hazerâtının nice hâtıralarını barındıran bazı mekânları ziyâret etmeye can attıklarını</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-programlarinda-ziyaret-edilen-bazi-mekanlar/">Umre Programlarında Ziyâret Edilen Bazı Mekânlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gerek hacca, gerekse umreye
gidenlerin, Sevgili Peygamberimiz ile Eshâb-ı kirâm hazerâtının nice
hâtıralarını barındıran bazı mekânları ziyâret etmeye can attıklarını
görüyoruz. Bu mekânları kısa kısa şöyle zikredebiliriz:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MEKKE-İ
MÜKERREME’DEKİ BAZI ZİYÂRET YERLERİ&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- PEYGAMBERİMİZİN DOĞDUĞU EV:</strong> Ka’be-i
Muazzama&#8217;nın <strong>“Bâbü’s-Selâm”</strong> denilen kapısı tarafındadır. Bu binâ, şu an
i’tibâriyle <strong>“Kütüphâne”</strong> olarak kullanılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2- CEBEL-İ NÛR (VE HİRÂ MAĞARASI):</strong> Mekke
şehrinin kuzey doğusunda Mekke şehir merkezi ile Minâ arasındadır. Sevgili
Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağaranın bulunduğu dağdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3- SEVR DAĞI [VE MAĞARASI]:</strong> Mekke
şehrinin güneyinde Arafât&#8217;a giden yola yakındır. Peygamberimizin Ebû Bekir
efendimizle birlikte Medîne-i münevvere&#8217;ye hicret ederlerken müşriklerin
şerrinden saklandıkları mağaranın bulunduğu dağdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4- MEKKE KABRİSTANI [CENNETÜ’L-MUALLÂ]:</strong> Mekke
şehrinin en eski mezarlığıdır. Peygamberimizin ilk hanımı Hazret-i Hatice
annemiz başta olmak üzere, takrîben 10.000 sahâbe-i kirâm yatmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5- CİN MESCİDİ:</strong> Cin sûresinin
nazil olduğu yer olup buraya inşâ edilen bir câmidir. Cinnîler burada Sevgili
Peygamberimizi Kur’ân-ı kerîm okurken dinlemişler ve îmân ederek müslümân
olmuşlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6- ARAFÂT [VE CEBELÜ’R-RAHME]:</strong> Mekke şehrine
takrîben 30 km. uzaklıkta bulunan Arafât vâdîsi, haccın üç farzından biri olan
vakfenin yapıldığı yerdir. Sevgili Peygamberimiz, <strong>“Vedâ’ Haccı”</strong>ndaki
vakfesini, buranın eteğinde bulunan küçük bir dağ /tepe olan <strong>“Cebelü’r-Rahme”</strong>de
yapmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7- MÜZDELİFE VE EL-MEŞ’ARU’L-HARÂM İSİMLİ
MESCİD; 8- MİNÂ VE CEMERÂT, MESCİD-İ HÎF [HAYF] İLE 9- CEBEL-İ EBÎ KUBEYS’ten
herbirinin de İslâm târihinde birçok hâtıraları vardır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MEDÎNE-İ
MÜNEVVERE’DEKİ ZİYÂRET YERLERİ&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- KUBÂ MESCİDİ:</strong> Peygamber
Efendimizin hicret esnâsında Medîneye varmadan önce konakladıkları yerdir. İslâm
âleminde cemâatle namaz kılmak üzere yapılan ilk mesciddir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2- MESCİD-İ CUM’A [</strong>Cuma
mescidi]<strong>:</strong> Hicret esnâsında [Kubâ&#8217;dan Medîne&#8217;ye giderken] Cuma sûresinin
nâzil olup Cuma namazının farz kılındığı bu yerde, ilk defa Peygamberimiz ve
Sahâbîler tarafından Cuma namazı kılındı. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3- MESCİD-İ KIBLETEYN [</strong>İki kıbleli
mescid]<strong>:</strong> Benî Seleme Yurdu’ndaki bu mescid, müslümânların iki kıbleli
olan tek mescidleridir. Daha önce müslümânların Mescid-i aksâ istikâmeti olan
kıbleleri, hicretten 18 ay sonra Şa’bân ayının 15&#8217;inde gelen vahiy ile [Bakara
sûresinin 144. âyeti ile] değiştirilip Mescid-i Harâma çevrildi. Peygamberimiz
Kudüs&#8217;e yönelik olarak kıldırdığı ikindi namazının [öğle namazı rivâyeti de
var] son iki rek’atını namazı bozmadan Ka’be-i şerîfeye yönelerek tamâmladı. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4- MESÂCİD-İ SEB&#8217;A [</strong>Yedi
mescidler]<strong>:</strong> Hendek savaşının cereyân ettiği yerde birbirlerine yakın
yedi küçük mescid yapılmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5- CENNETÜ’L-BAKÎ’ [Medîne Kabristânı]:</strong> Medîneli müslümânların kurdukları ilk mezarlıktır. Mescid-i Nebevî&#8217;nin doğu tarafındadır. Bu kabristanda on bine yakın sahâbe-i kirâm gömülüdür. Başta Sevgili Peygamberimizin mübârek zevceleri, sevgili kızları ve torunu Hazret-i Hasan, damadı Hazret-i Osmân, Peygamberimizin amcası Hazret-i Abbâs, halası Hazret-i Safiye [diğer iki halası da buradadır], en küçük oğlu Hazret-i İbrahim…..olmak üzere [daha nice İslâm büyükleri] burada mefdûndur.  </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6- UHUD DAĞI VE ŞEHİDLİĞİ:</strong> Uhud
dağı Medine&#8217;nin 5 km. kadar kuzeyindedir. [Hazret-i Hârûn Peygamberin burada
gömülü olması, buraya ayrı bir kıymet kazandırmaktadır.] Hicretin üçüncü
yılında müslümânlarla müşrikler arasında burada büyük bir savaş yapılmıştır. Başta
Sevgili Peygamberimizin mübârek amcası Hazret-i Hamza olmak üzere, Eshâb-ı Kirâmdan
70 kişi şehîd olmuş ve bu dağın eteklerine gömülmüşlerdir. </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-programlarinda-ziyaret-edilen-bazi-mekanlar/">Umre Programlarında Ziyâret Edilen Bazı Mekânlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yine Umreye Dâir</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/yine-umreye-dair/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Feb 2014 13:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2156</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Umre” kelimesi,&#160;Kur’ân-ı kerîmde ve&#160;hadîs-i şerîflerde geçmektedir. Kur’ân-ı kerîmde: &#8220;Haccı ve umreyi&#160;Allah&#160;için tâm yapın, tamamlayın…..&#8221; [Bakara, &#160;196] şeklinde bir ifâde vardır.</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/yine-umreye-dair/">Yine Umreye Dâir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre”</strong> kelimesi,&nbsp;Kur’ân-ı kerîmde ve&nbsp;hadîs-i şerîflerde geçmektedir. Kur’ân-ı kerîmde: <strong>&#8220;Haccı ve umreyi&nbsp;Allah&nbsp;için tâm yapın, tamamlayın…..&#8221;</strong> [<strong>Bakara, </strong>&nbsp;<strong>196] </strong>şeklinde bir ifâde vardır. Hadîs-i şerîfte de: <strong>&#8220;Umrenin, iki umre arasındaki (küçük) günâhlara keffâret olduğu ve mebrûr (makbûl) olmuş bir haccın karşılığının cennet olduğu”&nbsp; </strong>beyân buyurulmuştur. [Buhârî, c. II, s.198]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ömürde bir defa <strong>“Umre”</strong> yapmak,&nbsp; <strong>Hanefî ve&nbsp;Mâlikî</strong> <strong>mezheplerinde Sünnet;&nbsp;Şâfiî&nbsp;ve&nbsp;Hanbelî mezheplerinde&nbsp;ise</strong> <strong>farz</strong>dır. Hayâtın/yaşamın herhangi bir anında yapılabilir. Hac ve umreyi peş peşe yapmak tavsiye edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hac ve
Umre çeşitleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1) Hacc-ı İfrâd:</strong> <strong>Umresiz
yapılan Hac</strong> demektir. Bu hacda, kurbân yoktur. Diğer iki hac çeşidinde ise
kurbân kesmek vâcibtir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2) Hacc-ı Temettu’:</strong> Hac
mevsiminde, <strong>ayrı ayrı ihrâmlarla, hem umre, hem de hac</strong> yapmaktır. Umre
ihrâmından çıktıktan sonra, bir kaç gün ara ile tekrâr hac ibâdetine niyet
edilir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3) Hacc-ı Kırân:</strong> <strong>Hac
mevsiminde, tek ihrâm ile hem Umre, hem de Hac</strong> ibâdetlerini yapmaya denir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu hac çeşitlerinden birisine niyet eden hacı
adaylarının [veya umreye niyet eden umrecilerin] ilk öğrenecekleri duâ
Telbiye&#8217;dir. Niyet yapılıp ihrâma girildikten sonra hacı adayı veya umreci bu
telbiyeyi [ona ilâveten tekbîr, tehlîl ve salevât-ı şerîfeyi de] sık sık
okuyacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRENİN
ZAMANI </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Umre için belirli bir zaman yoktur, her zaman
yapılabilir. Ramazân ayında yapılması mendup ve daha fazîletlidir. Ancak Hanefî
mezhebinde <strong>&#8220;teşrîk günleri&#8221;</strong> denilen [yılda beş gün ya’nî Arefe
günü sabâhından Bayram’ın 4. günü güneş batıncaya kadarki] süre içinde umre
yapmak, <strong>tahrîmen mekrûh</strong>tur. Diğer üç mezhepte, haccetmeyen kişilerin
teşrîk günleri dâhil her zaman umre yapmaları, kerâhetsiz câiz görülmüştür.
Haccedenler ise, Mâlikîlere göre bayramın 4. günü güneş batıncaya kadar,
Şâfiîlere göre ise vedâ tavâfı dışında haccın bütün menâsiki tamâmlanmadıkça
umre yapamazlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İHRÂMA GİRME
YERLERİ </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mekke-i mükerremeye
mîkât sınırları dışındaki yerlerden gelenler, yolları üzerindeki mîkâtlardan
birinde ihrâma girerler. Mekke’de bulunulduğu esnâda umre yapmak istenirse,
diğer Mekkeliler gibi, “<strong>Harem Bölgesi” </strong>dışına çıkılarak [meselâ en yakın
mîkât mahalli Ten’îmdir] orada ihrâma girilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRENİN
FARZLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hanefîler&#8217;e göre, <strong>Umrenin farzı ikidir: “İhrâm”</strong> ve <strong>“tavâf”</strong>.
Bunlardan <strong>ihrâm umrenin şartı </strong>[ya’nî
dışındaki farz]; <strong>tavâf ise, rükün</strong>dür [ya’nî içindeki farzdır]. (Safâ
ile Merve arasında) <strong>Sa’y </strong>yapmak<strong> ve tıraş olmak</strong> [halk = saçı
tamâmen kesmek veya taksîr = saçları kısaltmak] ise <strong>vâcip</strong>tir. <strong>Şu
hâlde Umrenin vacipleri, </strong>sa’y ile tıraş olup ihrâmdan çıkmaktır. [İhrâma mîkât denilen yerlerden girmek de vâciptir.]<strong> Şâfiî ve
Hanbelîlere göre,</strong> bu dört nüsükün hepsi de ya’nî <strong>ihrâm, tavâf, sa‘y ve
tıraş birer rükün</strong>dür. Mâlikî mezhebinde ise, <strong>ilk üçü rükün, tıraş ise
vâcip</strong>tir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRENİN
SÜNNET VEYA FARZ OLMA ŞARTLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir insana Umre’nin sünnet (veya farz)
olabilmesi için <strong>Müslümân, Âkıl/akıllı, bâliğ/bülûğa ermiş, hür/özgür,
ekonomik gücü yeterli ve sağlıklı olması, yol güvenliğinin bulunması</strong> ve
kadının ise bunlara ilâveten can, mâl ve nâmûs güvenliğinin sağlanmış olması
gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRE VE FARZ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Borcu bulunan</strong>ın veya <strong>gidip
gelirken bazı günâhları işleme durumu olan</strong>ın yahut memleketinde <strong>başka
farzlar işleme imkânı olan</strong>ın, bunu yapmayıp umreye gitmesi câiz midir? diye
bir suâl hâtıra gelirse, çok kısa olarak şunlar söylenebilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm-ı Rabbânî
hazretleri buyuruyor ki: <strong>“Umreye gitmek farz ve vâcib değildir, nâfile bir ibâdettir.
Nâfile ibâdeti yapmak, bir farzın terkine veya bir harâm işlemeye sebep olursa,
ibâdet olmaktan çıkar, günâh işlemek olur.”</strong> <strong>(I, 124) </strong>Bu bakımdan hac
ve umre esnâsında da hiçbir farzı kaçırmamaya ve hiçbir harâmı işlememeye çok
dikkat etmelidir.</p>



<h1 class="wp-block-heading">&nbsp;</h1>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/yine-umreye-dair/">Yine Umreye Dâir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umrenin Fazîleti Hakkında</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/umrenin-fazileti-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Feb 2014 13:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen haftaki 2 makâlemizde, hem bedenî, hem de mâlî birer ibâdet olan “hac” ve “umre”den birer nebze bahsetmiştik. Bugün inşâallah</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umrenin-fazileti-hakkinda/">Umrenin Fazîleti Hakkında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Geçen
haftaki 2 makâlemizde, hem bedenî, hem de mâlî birer ibâdet olan <strong>“hac”</strong>
ve <strong>“umre”</strong>den birer nebze bahsetmiştik. Bugün inşâallah <strong>umrenin
fazîleti</strong> üzerinde durmak istiyoruz.<strong> Umrenin pek çok fazîleti vardır. </strong>Özellikle
<strong>Ramazân ayında yapılan umrenin sevâbı pek çoktur.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>RAMAZÂN
AYINDA YAPILAN UMRENİN SEVÂBI </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber
Efendimiz umre hakkında şöyle buyurmaktadır: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre,
diğer bir umre ile arasındaki günâhları siler.” </strong>[İmâm
Müslim, Hac, 437 (Hadîs No: 1349)]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;“Ramazân ayında yapılan umrenin sevâbı, bir
haccın sevâbına denktir.”</strong> [Abdullah İbn-i Abbâs’tan (radıyallahü anhümâ) &nbsp;İmâm Ahmed ve İmâm İbn-i Mâce, Menâsik, 45
(Hadîs No: 2991)]</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (radıyallahü anh)&#8217;den rivâyet olunduğuna göre,
Nebî (Aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: <strong>&#8220;Yapılan bir umre, diğer bir
umreye kadar aradaki günâhlara keffârettir. Hacc-ı mebrûr&#8217;un mükâfâtı cennetten
başkası değildir.”</strong> [İmâm Buhârî, İmâm Müslim ve İmâm Ahmed]
</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bakara Sûre-i celîlesi</strong>nin <strong>196. âyet-i kerîmesi</strong>nde Cenâb-ı Allah, umre
ibâdetinden bahsederek: <strong>“Hacc’ı ve Umreyi Allah için tamâmlayın&#8230;”</strong> diye
emretmiştir. Ya’nî <strong>“nâfile bile olsa Hac veya Umre’den birine veya ikisine
başlayınca tamamlayın, eksik bırakmayın (veyahut o ikisini tâm olarak yerine
getirin; başından da, sonundan da eksik bırakmayın)”</strong> anlamında bu ibâdetin
önemi üzerinde durulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Hacdan sonra Umre yapın” </strong>hadîsi de umrenin meşrûluğuna delildir. Umre hacca nisbetle daha
kolaydır. Umre ibâdeti iki-üç saat içinde bitirilebilir. Hacda ise günler süren
bir ibâdet yoğunluğu yaşanır; daha meşakkatlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRE HAKKINDA BAZI HADÎS-İ ŞERÎFLER </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ebû Hüreyre</strong>’den (radıyallahü anh) gelen bir rivâyette: <strong>“Bir Umre, diğer
Umre’ye kadar, arada işlenenler için keffârettir. Hacc-ı Mebrûr’un karşılığı
cennetten başka bir şey olamaz!”</strong> diye buyuran Peygamberimizin <strong>“bir Umre,
diğer Umreye kadar”</strong> tabîri, <strong>“bir Umre diğer Umre ile birlikte”</strong>
şeklinde anlaşılmıştır. Ya’nî ma’nâ, <strong>“bir Umreden sonra bir Umre daha
yapılırsa, bu ikisi arasında işlenmiş olan günâhlara keffâret olur”</strong> diye
anlaşılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İbn Abbâs</strong>’dan (radıyallahü anhümâ) gelen bir rivâyette de: <strong>“Hac ile
Umre’nin arasını birleştirin. Zîrâ bunlar günâhı, tıpkı körüğün demirdeki
pislikleri temizlediği gibi temizler”</strong> diye buyuran Peygamberimiz, bu hadîsi
ile, temizliğin çok güçlü bir ma’nevî temizlik olacağını ifâde etmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Câbir’in (radıyallahü anh) rivâyet ettiğine göre, Resûlullah
(aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: <strong>“Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın
elçileridirler. Duâ ederlerse, duâları kabûl olunur, tövbe ederlerse mağfiret
olunurlar.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine Ebû Hüreyre’den (radıyallahü
anh) gelen diğer bir rivâyette ise, Sevgili Peygamberimiz: <strong>“Küçüğün,
büyüğün, zayıfın, kadının cihâdı Hac ve Umre’dir” </strong>[Nesâî c. II, s. 3]
buyurmuştur. Burada, çocuk, kadın ve yaşlı birinin, hac ve umre yaparak cihâd
ile aynı sevâbı kazanabileceğini bildirmiştir. Ayrıca bu Hadîs-i Şerif’te, <strong>insan
rûhunun bu üç ibâdetle de aynı terbiyeyi, eğitimi alabileceği</strong>
vurgulanmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hazret-i
Ömer (radıyallahü anh), &nbsp;Resûlüllah Efendimizden umre için izin
talebinde bulundu. Ona izin vererek: <strong>“Ey kardeşim, yapacağın duâların bir
kısmına bizi de ortak et. Sen bizi (duâda) unutma”</strong> dedi. (İmâm İbn-i Mâce)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hazret-i
Âişe (radıyallahü anhâ) vâlidemiz umre yapacağında, Resûlüllah
Efendimiz buyurdular ki: <strong>“Yorgunluğun ve harcadığın miktar kadar sana ücret
vardır” </strong>(Et-Terğîb ve’t-Terhîb c.2)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân-ı
şerîfte bir umre, benimle yapılan bir hacca muâdildir.”</strong>
[Buhârî ve Müslim] [Yarınki makâlemizde, inşâallah umre ile alâkalı bazı fıkhî
mevzûları ele almak istiyoruz.]<strong></strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umrenin-fazileti-hakkinda/">Umrenin Fazîleti Hakkında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umre Hakkında Birkaç Kelime</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-hakkinda-birkac-kelime/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Feb 2014 13:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2152</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ka’be-i muazzama”, Mekke-i mükerremede “Mescid-i Harâm”ın ortasındaki 13 x 12 x 11 m.lik küp şeklinde, ilk önce Hazret-i Âdem’in (aleyhisselâm),</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-hakkinda-birkac-kelime/">Umre Hakkında Birkaç Kelime</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ka’be-i
muazzama”</strong>, Mekke-i mükerremede <strong>“Mescid-i Harâm”</strong>ın ortasındaki 13 x
12 x 11 m.lik küp şeklinde, ilk önce Hazret-i Âdem’in (aleyhisselâm), bilâhare Hazret-i
Nûh (aleyhisselâm) tûfânından sonra yıkılınca da, Hazret-i İbrâhîm`in
(aleyhisselâm), oğlu Hazret-i İsmâîl (aleyhisselâm) ile birlikte, melek Cebrâîl
(aleyhisselâm) rehberliğinde inşâ ettikleri bir yapıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâtırlayacağınız üzere, dünkü makâlemizde, <strong>“hac”</strong>
ve <strong>“umre”</strong> hakkında kısa bir mukaddime yapmıştık. Bugün inşâallah <strong>“umre”</strong>
hakkında birkaç kelime daha yazmak istiyoruz. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hac ve umre ibâdetleri insanlara
dînî, dünyevî ve kültürel bakımlardan birçok faydalar sağlar. Dünyânın çeşitli
ülkelerinden gelmiş bulunan, dilleri, renkleri ve milletleri ayrı olan
müslümânlar, bütün dîn kardeşlerinin yek-kalp, yek-vücut, yek-cihet (tek
merkezde, aynı duygular etrâfında tek-yürek) olduklarını gördükçe, Allah&#8217;a ve
dîne olan bağlılıkları artar. Bu sâyede doğru/temiz bir îmâna, sâlih bir amele
ve güzel bir ahlâka sâhib olurlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“UMRE”NEDİR? </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre”,</strong> müslümânların <strong>“Ka’be-i muazzama”</strong>yı, hac mevsimi dışında ziyâret etmelerine denilmektedir. <strong>Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir. Ancak “Arefe günü” sabâhından, “Kurbân Bayramı”nın dördüncü günü akşamına kadar yapılması mekrûh görülmüştür.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek ki <strong>“Umre”</strong>, hac zamanı olan beş
günden başka, senenin her günü, ihrâm ile yapılan, tavâf ve sa’y yapmak ve saçı
kazımak veya kesmektir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre,
müslümânların ömürlerinde birer defa umre yapmaları sünnet-i müekkededir (ya’nî
müekked, kuvvetli sünnettir). Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise umre de hac
gibi ömürde bir kerre farzdır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>PEYGAMBERİMİZ KAÇ UMRE YAPMIŞTIR?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sevgili Peygamberimiz,</strong> Medine-i münevvereye hicretinden sonra,
sahâbîlerinin de katıldığı <strong>dört umre</strong> yapmıştır:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Birincisi: “Hudeybiye Umresi” </strong>[Hicrî-kamerî 6. senede vâkı’ olan bu umrede,
müşriklerin mâni olmalarından dolayı ihsâr vâkı’ olmuş, ya’nî umre yarım
kalmış, tamâmlanamamıştır.]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İkincisi:</strong> Hudeybiye anlaşmasından bir sonraki sene [ya’nî hicrî 7.
senede] yapmaya karâr verdikleri <strong>“Kazâ Umresi” </strong>[Bir önceki sene yarım
kalan umrenin tamamlanması]. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üçüncüsü</strong> ise: Tâif dönüşü <strong>Ci’râne’de yaptığı umre</strong>. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dördüncüsü </strong>de: <strong>Vedâ’ Haccında yaptığı umre</strong>dir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hazret-i
Katâde (rahimehüllah), bunu şöyle anlatıyor: Enes(radıyallahü anh)’e, <strong>“Resûlullah
Efendimiz kaç umre yaptı?”</strong> diye sordum. Buyurdu ki: <strong>“Resûlüllah
Efendimiz, dört umre yaptı”:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1-</strong>
Hicretin altıncı yılında Zilka’de ayında Hudeybiye musâlehası yapılarak ihsâr
vâkı’ olan umredir, ya’nî müşriklerin, Peygamberimizin ve Eshâbının tamâmlamalarına
mâni’ oldukları yarım kalan umre.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2-</strong>
Hicretin yedinci yılında yapılan kazâ umresi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3-</strong>
Huneyn ganîmetlerinin taksîminde, Peygamberimizin Ci’râne’de niyetlenerek
yaptığı umre.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4-</strong>
Vedâ’ haccında, hac ile berâber yaptığı umre. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>[Ma’lûm
olduğu üzere hac, hicrî 9. senede farz olmuştur; Peygamberimiz o sene Hazret-i
Ebûbekir Efendimizi hac emîri ta’yîn etmiş, kendileri hicrî 10. senede
haclarını îfâ etmişlerdir. Oruç ve zekât hicrî 2. senede farz oldu. Kurbân,
sadaka-i fıtır ve bayram namazı yine 2. senede vâcip oldu. Kıblenin tahvîli de
o senededir. Yine o sene cihâda izin verilmiştir.]</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Katâde
hazretleri, bunun üzerine Hazret-i Enes’e dedim ki: <strong>“Peki, Allah Resûlü kaç
hac yaptı?”</strong> Dedi ki: <strong>“Bir hac yaptı. O da vedâ’ haccıdır.”</strong> (Fethu’l-Allâm
c. IV, s. 234)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haccın <strong>ihrâm, tavâf, sa’y ve traş</strong> gibi
menâsikinde, <strong>şart, rükün, vâcip ve sünnet</strong> olan hükümler, umrenin
menâsikinde de söz konusudur. Fakat <strong>Umrede kudûm tavâfı, Arafât ve Müzdelife
vakfeleri, Şeytân taşlama ve Vedâ’ tavâfı</strong> gibi görevler yoktur. <strong></strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-hakkinda-birkac-kelime/">Umre Hakkında Birkaç Kelime</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hac ve Umre Hakkında Birkaç Kelime</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/hac-ve-umre-hakkinda-birkac-kelime/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Feb 2014 13:03:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2150</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sene, 2013-2014 Akademik yılının 1. Yarıyıl ta’tîlini yurt dışında değerlendirme imkânı bulduk. 27 Ocak &#8211; 05 Şubat târihleri arasında,</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hac-ve-umre-hakkinda-birkac-kelime/">Hac ve Umre Hakkında Birkaç Kelime</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bu
sene, 2013-2014 Akademik yılının 1. Yarıyıl ta’tîlini yurt dışında değerlendirme
imkânı bulduk. 27 Ocak &#8211; 05 Şubat târihleri arasında, ilk yarısı Medîne-i
Münevvere’de, diğer yarısı da Mekke-i Mükerreme’de olmak üzere, rü’yâ gibi bir
10 gün geçirdik. El-hamdü lillâhi teâlâ, 05 Şubat Çarşamba günü öğle vaktinde,
azîz vatanımıza sâlimen avdet etmiş olduk. Bu vesîleyle, inşâallah, bugün ve
yarınki makâlelerimizde, birer nebze de olsa, <strong>“Hac”</strong>dan ve <strong>“Umre”</strong>den,
daha sonraki makâlelerimizde ise <strong>“Sevgili Peygamberimizi ziyâret”</strong>ten
bahsetmek istiyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere, hac mevsiminde
(hac aylarında), ibâdet maksadıyla Ka’be-i muazzamayı ziyâret etmeye <strong>“Hac”</strong>
denir. Hac ibâdeti, İslâmın beş şartından biridir. <strong>“Farz-ı ayn”</strong> denilen
kuvvetli farzlardan olup, <strong>“Kitap”, “Sünnet”</strong> ve <strong>“İcmâ-ı Ümmet”</strong> ile
sâbittir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">[Kur’ân-ı kerîmde hac konusu
Bakara, 158, 189, 196-197; Âl-i İmrân, 97; Tevbe, 3, 19; Hac, 27. âyetlerde
zikredilmektedir.]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Haccın Kitaptan delîli:&nbsp; </strong>Âl-i Imrân sûresinin 97. âyetidir.
Bu âyet-i kerîmede Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır: <strong>“Azık ve binek
bakımından hac yoluna gücü yeten her müslümânın, Beyt’i hac etmesi, insanlar
üzerinde Allah&#8217;ın hakkıdır, ya’nî farzdır. Kim, bu farzı tanımazsa, O bütün
âlemlerden müstağnîdir (her hâlde Allah&#8217;ın hiçbir ihtiyâcı yoktur).&#8221;</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Haccın Sünnetten delîli:</strong> Abdullah İbn-i Ömer&#8217;den (radıyallahü anhümâ) rivâyet edilen bir
hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki: <strong>“İslâm dîni beş temel üzerine binâ
edilmiştir: Kelime-i şehâdet getirmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Oruç tutmak
ve Hacca gitmektir.&#8221;</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer hadîs-i şerîflerde
buyuruluyor ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ey insanlar! Allah, hac ibâdetini
sizin üzerinize farz kılmıştır. Hac yapmakta acele ediniz.”</strong> [İmâm Müslim]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Hacca gitmekte acele ediniz,
(borçlarınızdan bir ân önce kurtulmaya çalışınız), çünkü takdîr (ya’nî ecel)
ansızın gelebilir.”</strong> [İbn-i Abbâs (radıyallahü anhümâ)
– İmâm Ahmed] </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün Hazret-i Âişe vâlidemiz
(radıyallahü anhâ), <strong>“Ey Allah&#8217;ın Resûlü! Kadınlar üzerine de cihâd var
mıdır?” </strong>diye sordu. Resûlullah (aleyhisselâm) da: <strong>“Kadınlar üzerine
harpsiz cihâd vardır. O da Hac ve Umre&#8217;dir”</strong> buyurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Peygamberimizin hacla
alâkalı nasîhatleri/öğütleri yanında, üzerine hac farz olup da, yerine
getirmekte ihmâl gösterenlere, vurdum duymazlık edenlere, çok ağır îkâzları,
tehdîdleri, benzetmeleri bulunmaktadır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;<strong>“Müslümânların yapmakla mükellef oldukları
işleri işlemeyenler, onlardan değildir.”</strong> [Taberânî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Üzerine hac farz olup da onu
yerine getirmeyenler, hıristiyân veya yahûdî ölümüyle ölürler.”</strong> [Hazret-i Ali (radıyallahü anh) rivâyet etmiştir]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRENİN TA’RÎFİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre”</strong>, sözlük ma’nâsı i’tibâriyle, <strong>“ziyâret”</strong>
demektir. Umre ziyâretini yapan kişiye, umreciye <strong>“Mu’temir”</strong>
denilir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ka’be-i şerîfe, hac mevsiminin dışında ziyâret edilirse,bu
ibâdete <strong>“Umre”</strong> adı verilir. <strong>“Umre”</strong>, “<strong>ihrâm”</strong>a
girerek “<strong>tavâf”</strong> ve “<strong>sa‘y”</strong> yaptıktan sonra <strong>tıraş olup ihrâmdan
çıkmak</strong>tan ibârettir.<strong>
</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre”</strong>nin fıkhî
yönden ta’rîfi/tanımı şöyledir: <strong>“Belli bir zamana bağlı olmaksızın </strong>(Hac
gibi belli bir zamana/hac aylarına bağlı olmadan)<strong> ihrâma girerek, Ka’be-i
şerîfe&#8217;yi tavâf etmek, Safâ ile Merve arasında say yapmak ve tıraş olup
ihrâmdan çıkmaktan ibârettir.”</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: <strong>“Bir umre, başka bir umreye
kadar yapılan hatâlara keffârettir. Makbûl bir hac ise, sâhibini Cennet&#8217;e
götürür.”</strong>
[İmâm Buhârî, c. II, s.198; İmâm Müslim, Hac,
437 (Hadîs No: 1349)]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yarın inşâallah birazcık umre
konusuna temâs etmek istiyoruz.</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hac-ve-umre-hakkinda-birkac-kelime/">Hac ve Umre Hakkında Birkaç Kelime</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
