<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gazete Makaleleri arşivleri - Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</title>
	<atom:link href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/category/gazete-makaleleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/category/gazete-makaleleri/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Mar 2020 10:18:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Çanakkale Zaferinin Manevi Yönü</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/canakkale-zaferinin-manevi-yonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2020 09:27:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2189</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müslümân askerlerin zaferlerdeki başarılarının sırrı, “ölürsem şehîd, kalırsam gâzî” düstûruyla hareket etmeleridir.Müslümanları, asırlar boyu, harp meydanlarında zaferden zafere koşturan biricik arzu, âhirette</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/canakkale-zaferinin-manevi-yonu/">Çanakkale Zaferinin Manevi Yönü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Müslümân askerlerin zaferlerdeki başarılarının sırrı, “ölürsem şehîd, kalırsam gâzî” düstûruyla hareket etmeleridir.Müslümanları, asırlar boyu, harp meydanlarında zaferden zafere koşturan biricik arzu, âhirette şehîdlere verilecek sonsuz nîmetlere îmân etmeleri ve bunlara kavuşmak için cân atmalarıdır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Harp meydanlarında kahramanca dövüşen ve düşmandan yılmayan Müslümân askerler, şehîd olmak arzûsuyla yanıp tutuşmuşlar ve düşmândan aslâ yüz çevirmemişlerdir. <strong>Zâten zaferlerdeki başarının sırrı da, Müslümanların “ölürsem şehîd, kalırsam gâzî” </strong>düstûruyla hareket etmeleridir.Bütün kâmil Müslümânların samîmî bir şekilde arzû ettiği şehîdlik mertebesinin fazîleti, yüceliği hakkında pekçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf vardır. Burada, sâdece 2 âyet-i kerîme meâli verelim. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde buyuruyor ki:<strong>“Allah katında öldürülenleri, sakın ölüler sanma! Doğrusu onlar, Rableri katında diridirler, Cennet meyvelerinden rızıklanırlar. Onlar, Allah’ın kendilerine verdiği ihsândan (şehîdlik rütbesinden) dolayı neşeli hâldedirler ve arkalarından kendilerine şehîdlik rütbesiyle katılamayan mücâhitler hakkında, şunu müjdelemek isterler: “Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzûn da olmayacaklardır.”</strong> (Âl-i İmrân sûresi, 169-170)<strong>“Kim Allah ve Peygambere itâat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nîmetler verdiği Peygamberlerle, Sıddîklarla, Şehîdlerle ve Sâlihlerle [iyi kimselerle, velîlerle] berâberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar.”</strong> (Nisâ sûresi, 69)Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de buyurmuştur ki:<strong>“Allahü teâlâ, şehîdin, kul borcundan başka bütün günâhlarını affeder.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerek “Mukaddes İslâm” târihinde, gerekse şanlı “Türk Milleti”nin târihinde, târihe altın harflerle yazılmış pekçok<strong> “Zafer” </strong>vardır. Bilindiği gibi<strong> “Zafer”</strong>: <strong>“Savaşta kazanılan başarı; düşmânın bozguna uğratılması”</strong> demektir.<strong>Türk milletinin zaferleri, onların istikbâline çeşitli yönler vermiştir. Her zaferin ayrı bir neticesi vardır: </strong>Meselâ [751 Temmuz’unda Çinlilere karşı kazanılan]<strong> “Talas Zaferi”, Türklerin Müslümânlarla tanışması; </strong>[26 Ağustos 1071’de Bizanslılara karşı kazanılan]<strong> “Malazgirt Zaferi”, Türklere Anadolu kapılarını açması </strong>ve [1922’de Yunanlılara karşı kazanılan]<strong> “30 Ağustos Zaferi” de, Türkiye’nin kurtarılması gibi husûsiyetleri taşır. Dün ve bugünkü ana konumuzu teşkîl eden Çanakkale Zaferi, 18 Mart 1915’te müttefik İtilâf Devletlerine karşı kazanıldı. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakarya Meydan Muhârebesi de, 13 Eylül 1921’de Yunanlılara karşı kazanıldı.Bunları ifâde ettikten sonra şimdi de burada, üzülerek belirtelim ki, asîl milletimizin yükselmesini ve güzel memleketimizin ve ebed-müddet devletimizin ilerlemesini istemeyen düşmân güçler, maalesef<strong> bilhâssa çocuklarımızın ve gençlerimizin, millî ve manevî değerlerden mahrûm, mâzîsine, târîhine, kültürel değerlerine yabancı, hattâ düşmân olarak yetişmelerini </strong>arzû etmekte ve bu husûsta büyük gayretler göstermektedirler. <strong>[Bütün şehîdlerimize ve gâzîlerimize, bir kerre daha, Allahü teâlâdan rahmetler diliyoruz.]</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/canakkale-zaferinin-manevi-yonu/">Çanakkale Zaferinin Manevi Yönü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Deniz Zaferi</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/canakkale-deniz-zaferi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2020 09:33:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya târihinin en kanlı ve Türkiye târihinin en büyük zaferlerinden biri olan Çanakkale Savaşı, 568.000 düşmân askerine karşı, 315.000 Mehmetçikle yapıldı.  Bugün</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/canakkale-deniz-zaferi/">Çanakkale Deniz Zaferi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dünya târihinin en kanlı ve Türkiye târihinin en büyük zaferlerinden biri olan Çanakkale Savaşı, 568.000 düşmân askerine karşı, 315.000 Mehmetçikle yapıldı.</strong>  Bugün ve yarınki makâlelerimizde, sizlere, bir nebze, güzel yurdumuzun hemen her yöresindeki her evden bir şehîdin bulunduğu [benim de bir dedem ile 2 amcam şehîd ve bir amcam da gâzîdir], <strong>Osmânlı Devleti’nin, son bir gayretle yazdığı şanlı destânın,“Çanakkale Zaferi”nin manevî yönleri</strong>nden bahsetmeye çalışacağız&#8230;18 Mart 2020 Çarşamba günü, <strong>“Çanakkale Zaferi”</strong>nin 105. yıl dönümüdür. Takvimlere baktığımızda, <strong>18 Mart 2020 Çarşamba (23 Receb 1441)“Çanakkale Zaferi (1915) ve Şehitlerini Anma Günü”</strong> kaydını görürüz.Hemen burada ifâde edelim ki, 1914&#8217;te İttihat ve Terakki Partisi ve Enver-Talat-Cemal üçlüsü tarafından, affedilmez bir hata eseri olarak, I. Dünya Harbi’ne sokulan Osmanlı Devleti, 4 ayrı cephede, İtilâf Devletleri ile ayrı ayrı çarpışmak zorunda kalmıştır.İngiltere ve Fransa’nın Akdeniz donanmaları [107 parça savaş gemisi], 18 Mart 1915 sabâhı, Çanakkale Boğazı’nı cebren geçerek İstanbul’a erişmek için deniz harekâtı başlatmışlardır. <strong>Çanakkale Savaşı Kumandânı Cevat Çobanlı Paşa</strong> [13 Mart 1938’de vefât etmiştir], 150 topla karşılık vermiştir. Müttefik donanması, o zamana kadar dünyâ târihinin gördüğü en yoğun deniz bombardımanı açarak, Boğaz’da ilerlemeye başlamıştır.<strong>Dünya târihinin en kanlı ve Türkiye târihinin en büyük zaferlerinden biri olan Çanakkale Savaşı,</strong> 568.000 düşmân askerine karşı, 315.000 Mehmetçikle yapıldı. Müttefiklerin kayıp sayısı 252 bin kişi (İngilizler 205.000, Fransızlar 47.000 kayıp verdi); bize de, 250.000 şehîde mâl olmuştur. Bütün şehitlerimizi, rahmet ve minnetle anıyor, onlar için duâ ediyoruz. Denizden geçemeyen düşmân kuvvetleri, <strong>25 Nisan günü Gelibolu yarımadasına asker çıkararak meşhûr Çanakkale Savaşı başladı. Bu defa kara savaşları başlamıştı.</strong> Çeşitli cephelerde göğüs göğüse muhârebeler oldu. 9 ay süren kara harekâtı kısmında, yüz binlerce Osmânlı, İngiliz, Fransız, Hint ile Avustralya ve Yeni Zelanda askeri (Anzaklar) hayâtlarını kaybettiler. <strong>Muhârebeler, 9 Ocak 1916’da, bu defa da, Osmânlı İmparatorluğunun zaferiyle bitti.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her zaman olduğu gibi, Çanakkale muhârebelerinde de, vatan müdâfaasını en üst seviyede yapan kahraman Türk askeri, Birinci Dünya Savaşı’nın gidişâtını değiştirmiştir.[Bu vesîleyle ifâde edelim ki, geçen sene, 27 Şubat&#8217;ta başlayıp 8 Mart’ta sona eren <strong>“Mavi Vatan-2019 Tatbîkâtı”</strong>, Türk Donanması&#8217;nın Türkiye&#8217;yi çevreleyen üç denizde eş zamanlı olarak icrâ ettiği, târihinin en büyük tatbîkâtı olmuştur. 103 gemiyle Karadeniz ve Ege&#8217;de, Akdeniz&#8217;in büyük bölümünde 462 bin kilometrekarelik mavi sular yoğun olarak kullanılmıştır.Tatbîkât, daha çok komşumuz Yunanistan&#8217;da konuşulurken, Çin&#8217;den Rusya&#8217;ya, Amerika&#8217;dan İsrâîl&#8217;e kadar dünyâ kamuoyunda büyük güç gösterisi olarak yankı bulmuştur. Tatbîkâtta; 3 denizde, 33 yurt içi ve 7 yurt dışı limanı olmak üzere toplam 40 liman ziyâret edilmiştir. Türkiye&#8217;nin millî savunma sistemlerinin başarıyla denendiği tatbîkâtta, silâh sistemlerimiz göz doldurmuştur.] </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/canakkale-deniz-zaferi/">Çanakkale Deniz Zaferi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ana-baba Hakları</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-baba-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2020 09:36:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2197</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ana-babası günâh işleyen evlâd, sert konuşmadan, bunlara bir defa nasîhat ederler. Kabul etmezlerse susarlar. Onlara dua ederler”  “Dînimizde ana-babanın hakları çok</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-baba-haklari/">Ana-baba Hakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ana-babası günâh işleyen evlâd, sert konuşmadan, bunlara bir defa nasîhat ederler. Kabul etmezlerse susarlar. Onlara dua ederler”</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Dînimizde ana-babanın hakları çok önemli olduğu için, onların sözlerini dinlemezsem günâha girmiş olur muyum?” diye suâl soranlar oluyor.Hemen belirtelim ki, dîne uymayan ve çocuğunu İslâmiyet&#8217;e uygun yetiştirmeyen ana-babanın, evlâdı üzerinde, dînimizin bildirdiği ana-babalık hakkı yoktur. Sâdece büyütme, yedirip içirme gibi hakları vardır.Mukaddes dînimizde, İslâm âlimlerinin kitaplarında<strong>, “Ana-baba kâfir iseler, onları kiliseden, meyhâneden, sırtta taşıyarak bile, geri getirmek gerekir” </strong>deniliyor. Onların iyiliği için, <strong>“Kiliseye gitmeniz yanlıştır. Ben getirmem, gittiğiniz gibi geri gelin”</strong> denilmez.Yine dîn kitaplarında, <strong>“Ana-babası günâh işleyen evlâd, sert konuşmadan, bunlara bir defa nasîhat ederler. Kabul etmezlerse susarlar. Onlara dua ederler”</strong> buyuruluyor.Onların iyiliğine diye, sık sık ikaz yapılmazlar. Ana-babanın iyiliği için, onlara sert davranan, rızâlarını almış olmaz, aksine onları üzmüş olur. Tâbiîn-i kirâmın en büyüklerinden olan büyük âlim ve velî Hasan-ı Basrî hazretleri, <strong>“Âlim bir evlâdın ana-babası kâfir olsalar, kuyudan su çekmeleri için ona muhtaç olsalar, o da birkaç kova çektikten sonra, öf dese, bu sebeple bütün amellerinin sevâbı yok olur”</strong> buyuruyor. Şu hâlde, ana-babanın iyiliği için de, onlara sert davranmak câiz değildir.Ana-baba zâlim olup, evlâda zulmetseler de, günâh işlemeyi emretseler de, yine onları üzmek câiz olmaz. Günâh olan emirleri yapılmaz, ama yine de onlara sert konuşmak, üzmek câiz olmaz. </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Eshâb-ı kirâmdan Alkame’nin menkıbesinde, Peygamber Efendimiz, onun annesine, oğluna hakkını helâl etmezse, Cehennemde azap çekeceğini bildiriyor. Ama ebedî azaptan bahsedilmiyor. Sâlih ana-babaya isyân etmek harâmdır, ama küfür değildir. İşlenen her günâh, Allahü teâlâya bir isyândır. Günâh işlemekle insan kâfir olmaz.Son nefesinde Kelime-i şehâdet getiremeyen de kâfir olarak ölmez. Ehl-i Sünnet itikâdında, amel îmândan bir parça değildir, yani insan ne kadar büyük günâh işlerse işlesin, kâfir olmaz. Zerre kadar îmânı olan, sonunda Cennete girer.Kalb krizi, trafik kazası, bir bombanın patlaması gibi sebeplerle Kelime-i şehâdet getiremeden veya uyurken ölen Müslümân, îmânsız ölmüş olmaz. Ânîden ölüp de, son sözünün Kelime-i şehâdet olmaması ona zarar vermez. İki hadîs-i şerîf meâli şöyledir:<strong>“Ânîden ölmek, müminlere rahmet, fâcirlere ise üzüntüdür.”</strong> [Beyhekî]<strong>“Ânî ölüm, müminlere râhat, kâfirlere ise azaptır.”</strong> [Taberânî]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fâcir, yani kötü kişi, ânîden ölmeyip de, hastalık çekerek ölürse, günâhlarına tevbe etme imkânı vardır. Kâfir olan da, îmâna gelebilir. Onun için, kâfirlere ve fâcirlere ânî ölüm, iyi değildir. Fakat sâlihlerin ansızın ölmeleri, onlar için bir nimet olur. Aylarca veya yıllarca hasta yattıktan sonra ölmek çok sıkıntılı olur. Ama bu sıkıntılar, çoğunun sonsuz saâdetine sebep olabilir. </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-baba-haklari/">Ana-baba Hakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ana-babaya Saygı Ne Demektir?</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-babaya-saygi-ne-demektir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2020 09:39:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sâlih ana-babayı râzı eden, Allahü teâlâyı râzı eder. Allahü teâlânın rızâsı, sâlih ana-babanın rızâsındadır.  Allahü teâlâ, bir âyet-i kerîmede (meâlen)</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-babaya-saygi-ne-demektir/">Ana-babaya Saygı Ne Demektir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Sâlih ana-babayı râzı eden, Allahü teâlâyı râzı eder. Allahü teâlânın rızâsı, sâlih ana-babanın rızâsındadır. </strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Allahü teâlâ, bir âyet-i kerîmede (meâlen) şöyle buyurmaktadır:<strong>“Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi, senin yanında yaşlanırlarsa, kendilerine öf bile deme, azarlama (ağır söz söyleme), onlarla yumuşak (ve tatlı) konuş! Onlara acı, tevuzu kanadını ger. &#8216;Rabbim, küçükken onlar beni yetiştirdikleri gibi, sen de onlara merhamet et&#8217; diye duâ et.”</strong> [İsrâ, 23-24]Peygamber Efendimiz de, bir hadîs-i şerîfinde (meâlen) şöyle buyuruyor:<strong>“Rabbin rızâsı, ana-babanın rızâsında, gazabı da, ana-babanın gazabındadır.” </strong>[Buhârî]Sâlih ana-babanın ana-babalık hakkı vardır. Çünkü doğru îmânımızı ilk olarak, sâlih ana-babamızdan öğrendik. Onlar bizim ilk mürşidimizdirler. Onun için, sâlih ana-babanın hakkı çok büyüktür. Sâlih ana-babayı râzı eden, Allahü teâlâyı râzı eder. Allahü teâlânın rızâsı, sâlih ana-babanın rızâsındadır. Hadîs-i şerîflerde, <strong>“Rabbin rızâsı, babanın rızâsındadır” </strong>ve <strong>“Cennet, anaların ayakları altındadır”</strong> buyurulmuştur.Ana-baba hakkı çok önemlidir. Neden? Ananın-babanın, günâh olmayan emirlerine itâat etmek farz-ı ayndır. Sâlih ana-babanın, dîne uygun emirlerini dinlemeyen evlâd, günâha girerler. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber Efendimiz bildiriyor ki: <strong>“Allahü teâlâ, Mûsa aleyhisselâma, &#8216;Âsî olanın sözünün ağırlığı, dünyâdaki bütün kumların ağırlığına eşittir&#8217; buyurunca, Mûsâ, &#8216;Yâ Rabbî, bu âsî kimdir&#8217; dedi. Allahü teâlâ, &#8216;Ana-babasının sözünü dinlemeyendir&#8217;buyurdu.” </strong>[Ebû Nuaym]Zengin evlâdın, fakîr olan Müslümân ana-babaya nafaka vermesi farzdır. Evlâd, zengin babaya bakmaya mecbûr değildirler. Fakîr evlâdın, fakîr babasına nafaka vermeleri farz değildir. Fakat fakîr olan ana-babasını kendi evine alıp, birlikte geçinirler. <strong>(Fetâvâ-i Hayriyye)“Şir’atül-İslâm Şerhi”nde, “Ana-babaya saygı” </strong>konusunda, “Ana-babanın önünden yürümek, uygun değildir. Ana-babasının önünden yürüyen, itâatsiz ve âsîdir. Ancak, yolda eziyet veren şeyler varsa, onları kaldırıp yol açmak için veya başka bir yardım için önlerinden yürünebilir<strong>” </strong>denilmektedir&#8230;Kâfir veya sapık yahut fâsık ana-babanın, ana-babalık hakkı olmaz; onları büyütme, normal hizmet etme hakkı olur.Ana-babaya, ana-baba hakkını veren Allahü teâlâdır. Ancak onlara, kendi emrine aykırı bir hak vermemiştir. Meselâ onların <em><strong>“Namaz kılma”</strong></em> deme hakları yoktur. Anne ve baba, çocuklarına, <em><strong>“Namaz kılma, oruç tutma, tesettüre riâyet etme, biraz içki iç”</strong></em> diyemezler. Bunları yapmazlarsa, bedduâ edeceklerini söyleseler, ehemmiyeti yoktur.  <strong>Allah&#8217;a isyân olan bir işte, kula yani ana-babaya ve âmire itâat edilmez. </strong>Onların haksız olarak ettiği bedduâlar da geçerli olmaz.[Yarın da inşâallah ana-baba haklarından bahsedelim.] </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ana-babaya-saygi-ne-demektir/">Ana-babaya Saygı Ne Demektir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mescid-i Aksâ Kudüs&#8217;te değil mi?</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/mescid-i-aksa-kuduste-degil-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Feb 2020 10:04:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2216</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bütün İslâm âlimleri, Mescid-i Aksâ’nın Kuds-i şerifte olduğunu kitaplarında yazmışlardır. Bunun aksini söyleyen bir İslâm âlimi yoktur. Kur’ân-ı kerîmde İsrâ sûre-i celîlesinin 1. âyet-i</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/mescid-i-aksa-kuduste-degil-mi/">Mescid-i Aksâ Kudüs&#8217;te değil mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Bütün İslâm âlimleri, Mescid-i Aksâ’nın Kuds-i şerifte olduğunu kitaplarında yazmışlardır. Bunun aksini söyleyen bir İslâm âlimi yoktur.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Kur’ân-ı kerîmde <strong>İsrâ sûre</strong>-i celîlesinin <strong>1. âyet</strong>-i kerimesinde <strong>“el-Mescidü’l-Aksâ” </strong>ve birçok hadîs-i şerifte de <strong>“Beytü’l-Makdis”</strong> şeklinde zikredilen <strong>“Mescid-i Aksâ”</strong>, İslâmiyetin bidâyetinden itibâren hicrî 2. seneye kadar, biz Müslümânların 14 sene müddetle <strong>ilk kıble</strong>si ve Sevgili Peygamberimizin <strong>“Mirâc”</strong> mucizesinin de başlangıç noktası olan, çok kıymetli bir mekândır. Yeryüzünde fazîlette, üstünlükte <strong>Mescid-i Harâm</strong> ve <strong>Mescid-i Nebevî</strong>’den sonra, 3. sıradadır.<strong>“Mescid-i Aksâ=Beytül-Makdis”</strong>, şek ve şüphe yoktur ki, <strong>Kuds-i şerîftedir.</strong> İşte bundan dolayıdır ki, <strong>Kur’ân-ı kerîmin ifâdesiyle “etrâfı mübârek kılınan” Kudüs</strong>’ün, biz Müslümânların kalplerinde çok husûsî bir yeri vardır.<strong>[İsrâ ve mi’râc bir mucizedir.</strong> Bu mucize, Kur’ân-ı kerîmin kıymetli tefsîrlerinde de, başta Sahîh-i Buhârî olmak üzere, pekçok hadîs-i şerîf kitâbında da tafsîlâtıyla anlatılmaktadır.]Peygamber Efendimiz, <strong>“Benim bu Mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Harâm müstesnâ olmak üzere, diğer mescidlerde kılınan 1.000 namazdan daha hayırlıdır” </strong>buyurmak suretiyle <strong>“Mescid-i Nebevî”</strong>nin fazîletini ortaya koymuştur. <strong>“Mescid-i Harâm”</strong>da kılınan namaz da, onun 100 katıdır, yani orada kılınan bir namaz, başka yerlerde kılınan 100.000 namazdan efdaldir. Hadîs-i şerifte <strong>“Mescid-i Aksâ”</strong>da kılınan bir namazın da, başka yerlerdeki 500 namazdan efdal olduğu ifâde buyurulmuştur&#8230; </p>



<p class="wp-block-paragraph">

Şimdi gelelim, bu kıymetli mescidin nerede olduğu konusuna?&nbsp;<strong>Mescid-i Aksâ,</strong>&nbsp;şek ve şüphe yoktur ki,&nbsp;<strong>“Kuds-i şerîf”</strong>tedir. En hafîf ifâdeyle söyleyecek olursak, bazı câhiller, Mescid-i Aksâ’nın Mekke-i mükerremede veya Ci’râne’de, yahut oralara yakın bazı yerlerde olduğunu iddiâ ediyorlar.Allahü teâlâ, Kur’ân-ı hâkîminde,&nbsp;<strong>“Her türlü noksânlıktan münezzeh olan O Allah’tır ki, kulunu&nbsp;</strong>(Peygamberi Hazret-i Muhammed aleyhisselâmı)<strong>, bir gece, Mescid-i Harâmdan&nbsp;</strong>(Mekke-i mükerremeden alıp)<strong>, o etrafını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya kadar götürdü; bunu, ona âyetlerimizden&nbsp;</strong>(kudretimize delâlet eden acîbliklerden)<strong>&nbsp;gösterelim diye yaptık. Muhakkak ki O, Semî&nbsp;</strong>(her şeyi işiten)<strong>&nbsp;ve Basîr&nbsp;</strong>(her şeyi gören)<strong>dir.”</strong>&nbsp;(İsrâ, 1)<strong>Bütün İslâm âlimleri, Mescid-i Aksâ’nın Kuds-i şerifte olduğunu yüzlerce, binlerce kitâbında yazmışlardır.</strong>&nbsp;Bunun aksini söyleyen, sözü muteber hiçbir İslâm âlimi yoktur. Böyle bir iddiâ, Yahûdîlerin ve Hıristiyânların değirmenlerine su taşımaktır. Bu sakat görüş, bir kimsenin çıkıp Süleymâniye Câmii İstanbul’da değil, Selîmiye Câmii Edirne’de değil, Ulucâmi de Bursa’da değil demesinden daha abestir.&nbsp;<strong>Bırakın ilim ehli insanları, aklı başında herhangi bir Müslümânın dahî buna inanması mümkün değildir.</strong><strong>Peki, eğer Peygamber Efendimiz, Mekke-i mükerreme’den Kuds-i şerîfe gidip geldiğini anlatmamış olsaydı, bütün kitaplarda yazıldığı gibi, müşrikler niçin Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimize gelip de, Mekke ile Kudüs arasında ne kadar mesâfe olduğunu sorsunlar?</strong><strong>Mescid-i Aksâ&nbsp;Kudüs&#8217;te değil mi?</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/mescid-i-aksa-kuduste-degil-mi/">Mescid-i Aksâ Kudüs&#8217;te değil mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâmın Temeli Güzel Ahlâktır</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/islamin-temeli-guzel-ahlaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Feb 2020 10:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2220</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah’a kavuşamaz.” Her binânın bir temeli vardır. İslâmın temeli de güzel</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/islamin-temeli-guzel-ahlaktir/">İslâmın Temeli Güzel Ahlâktır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah’a kavuşamaz.”</strong> Her binânın bir temeli vardır. İslâmın temeli de güzel ahlâktır. Dünkü makâlemizde bir nebze bahsettiğimiz <strong>edep</strong> ve <strong>hayâ</strong>nın dînimizdeki yeri çok mühimdir. Kur&#8217;ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: <strong>“İmân edenler arasında hayâsızlığın, kötülüğün yayılmasını isteyenler (ve sevenler) için dünyâda da, âhirette de elîm bir azap vardır.”</strong> [Nûr, 19]Allahü teâlâdan utanmak, îmânın kuvvetli olduğuna, hayâsızlık da îmânın zayıf olduğuna alâmettir. Hadîs-i şerîfte, <strong>“Hayânın azlığı küfürdendir”</strong> buyuruldu. Yani hayâsız kimse, zamanla küfre kadar gidebilir. Hayâ, îmânın esasındandır. Hayâsı olan Allah’tan utandığı için, günâhtan çekinir. İnsanlardan utanmayan Allah’tan da utanmaz. İnsanlardan utanarak günâhı gizlemek de hayâdandır. İnsanlardan utananın, Allahü teâlâdan da utandığı anlaşılır. Çünkü hadîs-i şerîfte, <strong>“Allah’tan sakınan, insanlardan da sakınır”</strong> buyuruluyor. Hayâsız olan mürüvvetsiz olur.Müminin, önce Allahü teâlâdan hayâ etmesi gerekir. Bunun için, ibâdetlerini sıdk ile, ihlâs ile yapmalıdır. Hayâ, günâhlarını, kabâhatlerini göstermemeye denir. İbâdetlerini başkalarına göstermekten hayâ etmek câiz değildir. Bunun için, vaaz vermekten ve emr-i marûf ve nehy-i münker yapmaktan [Ehl-i sünnet kitaplarını yaymaktan] hayâ etmek câiz değildir. <strong>“Hayâ îmândandır” </strong>hadîs-i şerîfindeki hayâ, kötü, günâh şeyleri göstermekten utanmak demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü teâlânın verdiği bütün nimetlerde, nimeti vereni görmeli, dâimâ O’nun huzûrunda olduğunu düşünmeli, mesela otururken, yatarken edebe riâyet etmelidir. Yerken, içerken, konuşurken, okurken, yazarken ve her çeşit iş yaparken, bütün bunların Allahü teâlânın kudretiyle yapıldığını, bütün işlerde, O’nun emrine uyup yasak ettiklerinden sakınmayı düşünmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm-ı Rabbânî hazretleri,<strong> “Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Allah’a kavuşamaz”</strong> buyuruyor. Burada Allah’a kavuşmak ne demektir? Evliyâ olamaz demektir. Dîn büyüklerinin yolu, baştan sona edeptir. Hattâ namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzîhî bir mekrûhtan sakınmak bile; zikir, fikirden [tefekkürden] daha üstündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Güzel ahlâk hakkında bazı İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: </strong>Güzel ahlâk; güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir. Güzel ahlâkın en azı, meşakkatlere göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır. Güzel ahlâk, Yaratandan dolayı, yaratılanları hoş görüp, onların eziyetlerine sabırdır. Bir Müslümâna çatık kaşla bakmak harâmdır. Güler yüzlü olmayan, mümin sıfatlı değildir. Herkese karşı güler yüzlü olmalı. Kısacası Müslümân, hasreti çekilen insân demektir.Dün zikrettiğimiz hadîs-i şerîflere ilâveten, makâlemizin hacmi nisbetinde 2-3 hadîs daha zikredelim:<strong>“Hayâ, îmânın nizâmıdır. Bir şeyin nizâmı bozulunca, parçaları da bozulur.” </strong>[Mâverdî]<strong>“Hayâ ile îmân, ikiz kardeştir. Biri giderse, diğeri de gider.”</strong> [Ebû Nuaym]<strong>“İmân çıplaktır, elbisesi takvâ, süsü hayâ, sermâyesi fıkıh, meyvesi ameldir.” </strong>[Deylemî] </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/islamin-temeli-guzel-ahlaktir/">İslâmın Temeli Güzel Ahlâktır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edebin Dinimizdeki Yeri&#8230;</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/edebin-dinimizdeki-yeri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Feb 2020 10:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2225</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dînimiz, baştan sona edeptir. Edep, kulun kendisini Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine tâbi kılması, güzel ahlâklı olmasıdır. “Edeb”, güzel terbiye, iyi davranış, güzel</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/edebin-dinimizdeki-yeri/">Edebin Dinimizdeki Yeri&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Dînimiz, baştan sona edeptir. Edep, kulun kendisini Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine tâbi kılması, güzel ahlâklı olmasıdır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Edeb”, güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, hayâ, nezaket, zarafet </strong>gibi manalara gelir. Bir hadîs-i şerîfte, <strong>“Evlâdınızı edepli, terbiyeli yetiştirin”</strong> buyurulmuştur.Dînimiz, baştan sona edeptir. <strong>Edep, kulun kendisini Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine tâbi kılması, güzel ahlâklı olması</strong>dır. Hadîs-i şerîfte, <strong>“Sizin en iyiniz, ahlâkı en güzel olandır”</strong> buyuruldu.Yine<strong> “Edeb”</strong>, <strong>haddini bilmek, sınırı aşmamak</strong> demektir. Dînimiz, herkesin sınırını bildirmektedir. Her hususta, dînimiz ne emrediyorsa, onu öğrenip, ona göre hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. Mesela âilede, iş yerinde, cemiyette/toplumda herkesin bir sınırı vardır. <strong>Bütün sıkıntı ve geçimsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanmaktadır.</strong> Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela, evin erkeği de, hanımı da, kendi sınırlarını bilip ona göre hareket ederlerse, o ev cennet gibi olur. O zaman ne kavga, ne geçimsizlik, ne de savaş olur. Dünya, güllük-gülistânlık olur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:<strong>“Hayâ, baştan başa hayırdır.” </strong>[Müslim]<strong>“Allahü teâlâdan hayâ edin! Allah’tan hayâ eden, kötü düşünceden uzak durur, midesine girenleri kontrol eder, ölümü hâtırlar.” </strong>[Tirmizî]<strong>“Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, çirkin söz söylemez ve hayâsız değildir.”</strong> [Tirmizî]<strong>“Her dînin bir ahlâkı vardır. İslâmiyet’in ahlâkı da hayâdır.” </strong>[İbn-i Mâce]<strong>“Hayâsız olan hep kötülük eder.” </strong>[İbn-i Mâce]<strong>“Hayâ îmândandır. Hayâsızın, îmânı yok demektir.”</strong> [İbn-i Hibbân]<strong>“Hayâ ile îmân bir aradadır. Biri giderse, öteki de durmaz.” </strong>[Hâkim]<strong>“Hayâ insan olsaydı, sâlih biri; fuhuş insan olsaydı, kötü biri olurdu.” </strong>[Taberânî]<strong>“İnsan, sâlih iki komşusundan utandığı gibi, gece-gündüz kendisiyle berâber olan, yanındaki iki melekten de utanmalıdır.” </strong>[Beyhekî]<strong>“Hayâsız olan, emânete hıyânet eder, hâin olur, merhamet duygusu kalmaz, dînden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.” </strong>[Deylemî]<strong>“Hayâsızın dîni olmaz ve hayâsız kişi Cennete giremez.” </strong>[Deylemî]<strong>Hazret-i Ebû Bekir</strong> (radıyallahü anh), <strong>“Hayâsız insan, halk içinde çıplak oturan kimse gibidir”</strong> buyurdu. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hazret-i Ömer</strong>&nbsp;(radıyallahü anh) de,&nbsp;<strong>“Edep, ilimden önce gelir”</strong>&nbsp;buyurdu. Çok heybetli olmasına rağmen, edebinden, hayâsından Resûlullahın huzûrunda çok yavaş konuşurdu.Ebû Saîd Hudrî hazretleri,&nbsp;<strong>“Resûlullahın hayâsı, bâkire İslâm kızlarının hayâsından çoktu”</strong>&nbsp;buyurmuştur. Peygamber Efendimiz, bir kimsenin yanında iki diz üzerine oturur, ona saygı olsun diye, mübârek bacağını dikip oturmazdı.<strong>Abdullah İbn-i Mübârek</strong>&nbsp;hazretleri, “Bütün ilimleri bilenin, eğer edebinde noksânlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli bir kimse ile görüşemesem üzülürüm” buyurmuştur.<strong>Her zaman her yerde edepli, hayâlı olmaya çalışmalıdır.</strong>&nbsp;Peygamber Efendimiz buyurdu ki:&nbsp;<strong>“Hayâsızlık, insanı küfre düşürür.”</strong>&nbsp;Hayâ, bir binâyı tutan direk gibidir. Direksiz binânın durması kolay olmadığı gibi, hayâsız kimsenin de îmânını muhâfaza etmesi zordur.

</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/edebin-dinimizdeki-yeri/">Edebin Dinimizdeki Yeri&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Bir Müslümanın Bazı Temel Vasıfları&#8230;</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/iyi-bir-muslumanin-bazi-temel-vasiflari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Feb 2020 10:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2227</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirir, verdikleri sözü bozmaz, Rablerinin rızâsını isteyip sabreder ve kötülüğü&#160;iyilikle savarlar.”&#160;Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, bazı âyet-i</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/iyi-bir-muslumanin-bazi-temel-vasiflari/">İyi Bir Müslümanın Bazı Temel Vasıfları&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirir, verdikleri sözü bozmaz, Rablerinin rızâsını isteyip sabreder ve kötülüğü&nbsp;iyilikle savarlar.”</strong>&nbsp;Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, bazı âyet-i kerîmelerde müminleri (inananları, Müslümânları) şöyle tarif etmektedir:<strong>“Müminler, öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, Allah’ın âyetleri okununca, îmânları kuvvetlenir ve yalnız Rablerine dayanıp güvenirler, namazı doğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden</strong>&nbsp;[Allah’ın râzı&nbsp;olduğu yerlere]&nbsp;<strong>harcarlar.”</strong>&nbsp;[Enfâl, 2-3]<strong>“Müminler, muhakkak kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarını huşû içinde kılar, boş ve lüzûmsuz şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını verir, iffetlerini korur, …&nbsp;emânet ve ahidlerine riâyet ederler…”</strong>&nbsp;[Mü’minûn 1-8]<strong>“Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirir, verdikleri sözü bozmaz, Rablerinin rızâsını isteyip sabreder ve kötülüğü iyilikle savarlar.”</strong>&nbsp;[Ra’d, 20-22][Furkân sûre-i celîlesinin 63-73. âyet-i kerîmelerinde de müminlerin vasıfları uzunca anlatılmaktadır.]<strong>“</strong>[Müminler]&nbsp;<strong>büyük günâhlardan ve hayâsızlıktan sakınır, öfkelendikleri zaman da kusûrları bağışlar ve işlerini aralarında istişâre ederler.”</strong>&nbsp;[Şûrâ, 37-38]<strong>“İnanıp hayırlı iş işleyen</strong>&nbsp;[mümin]<strong>lerin kötülüklerini, and olsun örteriz, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfâtlandırırız.”</strong>&nbsp;[Ankebût, 7]<strong>“Allah, onların</strong>&nbsp;[müminlerin]&nbsp;<strong>kötülüklerini örter, onlara işledikleri şeylerin en güzellerinin karşılığını verir.”&nbsp;</strong>[Zümer, 35]<strong>“Allah, inanıp emirlerini yapan müminlere mağfiret ve büyük ecir vadetmiştir.”</strong>&nbsp;[Fetih, 29]<strong>“Elbette müminler kardeştirler…”</strong>&nbsp;[Hucurât, 10]Müminlerle, Müslümânlarla ilgili olarak dün naklettiğimiz hadîs-i şeriften başka, diğer bazı hadîsler de şöyledir:<strong>“Komşusu, kötülüğünden emîn olmayan, (kâmil) mümin olamaz.”&nbsp;</strong>[Buhârî]<strong>“Halkın elindekine göz dikmemek, müminin alâmetlerindendir.”&nbsp;</strong>[Dârekutnî]<strong>“Çevrendekilerle güzel komşuluk et ve kendin için sevdiğini, istediğini başkaları için de sev, iste ki&nbsp;</strong>[tâm, kâmil]<strong>&nbsp;Müslümân olasın.”</strong>&nbsp;[Harâitî]<strong>“Mümin akıllı, basîretli, uyanıktır. Her işte Allah’ın rızâsını gözetir. Acele etmez, ilim sâhibidir, harâmlardan kaçar.”&nbsp;</strong>[Deylemî]<strong>“Mümin lanet etmez, kötülemez, müstehcen konuşmaz ve hayâsız olmaz.”&nbsp;</strong>[Hâkim]<strong>“Müminler, birbirine karşı sevgi ve merhamette, acıyıp meyletmede bir vücut gibidir. Vücûdun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut huzûrsuz olup sıtmaya ve harârete marûz kalmak sûretiyle ona iştirâk ederler.&nbsp;</strong>[Onun tedâvîsi ile meşgul olunduğu gibi, Müslümânlar da böyle birbirine yardıma koşmalıdır.]<strong>”</strong>&nbsp;[Buhârî]

</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/iyi-bir-muslumanin-bazi-temel-vasiflari/">İyi Bir Müslümanın Bazı Temel Vasıfları&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allahü teâlâ ve Peygamberimiz Müslümanı Nasıl Tarif Ediyorlar?</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/allahu-teala-ve-peygamberimiz-muslumani-nasil-tarif-ediyorlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Feb 2020 10:16:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müslümanların, müminlerin bütün vasıfları, Kur’ân-ı kerîmde de, Peygamber Efendimiz tarafından da mufassalan zikredilmiştir.“Müslüman”a&#160;“mümin”&#160;de denilir. Kur&#8217;ân-ı kerîmde&#160;“el-Mümin”&#160;ve&#160;“el-Müminûn”&#160;isimlerini taşıyan iki sûre-i celîle</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/allahu-teala-ve-peygamberimiz-muslumani-nasil-tarif-ediyorlar/">Allahü teâlâ ve Peygamberimiz Müslümanı Nasıl Tarif Ediyorlar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Müslümanların, müminlerin bütün vasıfları, Kur’ân-ı kerîmde de, Peygamber Efendimiz tarafından da mufassalan zikredilmiştir.</strong><strong>“Müslüman”</strong>a&nbsp;<strong>“mümin”</strong>&nbsp;de denilir. Kur&#8217;ân-ı kerîmde&nbsp;<strong>“el-Mümin”</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>“el-Müminûn”</strong>&nbsp;isimlerini taşıyan iki sûre-i celîle vardır. Mümin, Allahü teâlâ indinde çok kıymetlidir. Bir âyet-i kerîmede,&nbsp;<strong>“Eğer inanıyorsanız, en âlî/yüce kimselersiniz”</strong>, Beyyine sûresindeki diğer bir âyet-i celîlede ise,&nbsp;<strong>“Îmân edip sâlih amel işleyenler/yararlı işler yapanlar, mahlûkâtın en hayırlılarıdırlar”</strong>&nbsp;buyurulmuştur.Müslümânların, müminlerin bütün vasıfları, Kur’ân-ı kerîmde de, Peygamber Efendimiz tarafından da mufassalan zikredilmiştir, bütün detaylarıyla anlatılmıştır.Müminlerin vasıflarıyla ilgili olarak,&nbsp;<strong>“Enfâl”, “Müminûn”, “Ra’d”, “Furkân”, “Şûrâ”, “Ankebût”, “Zümer”, “Fetih”</strong>&nbsp;ve “<strong>Hucurât”</strong>&nbsp;sûrelerinde birçok âyet-i kerîme bulunduğu gibi [yarın inşallah bazılarına temâs edelim], pekçok da hadîs-i şerîf var; ayrıca İslâm büyüklerinin de bir haylî sözleri bulunmaktadır.Bir Müslümânın ana vasfı nedir?&nbsp;<strong>Müslümân, herkes için hayır ister.</strong>&nbsp;Peygamber Efendimiz, Buhârî ve Müslim’de zikredilen bir hadîs-i şerîfinde, bu konuda buyurmuştur ki:&nbsp;<strong>“Herhangi biriniz kendisi için istediğini, dîn kardeşi için de istemedikçe kâmil mümin olamaz.”</strong>Diğer bir hadîs-i şerîfinde ise,&nbsp;<strong>“Kendin için sevdiğini (istediğini, arzû ettiğini); başkaları için de sev (iste, arzû et) ki (kâmil) Müslümân olasın.”&nbsp;</strong>[Harâitî]<strong>Ayrıca Müslümân, diliyle ve eliyle hiçbir kimseye zarar vermez.&nbsp;</strong>Bunu, Sevgili Peygamberimiz çok net bir şekilde ifâde buyurmuştur:<strong>“Müslümân, dilinden ve elinden Müslümânların&nbsp;</strong>[diğer bir rivâyette:<strong>&nbsp;insanların] emîn oldukları kimsedir.”&nbsp;</strong>[Buhârî]İslâm dîninin gâyesinin,&nbsp;<strong>beş şeyi</strong><strong>(yani</strong><strong>dîni, aklı, nesli, bedeni ve malı) korumak&nbsp;</strong>olduğu bildirilmiştir.&nbsp;<strong>Bütün Peygamberler, ümmetlerine bildirdikleri emir ve yasaklarda, dâimâ bu beş şeyi gözetmişlerdir.</strong>&nbsp;Tabîî ki bu Peygamberler, bu emir ve yasakları, kendiliklerinden değil, Allahü teâlâ nâmına, O’nun emriyle bildirmişlerdir.&nbsp;<strong>Bu beş esâsın gâyesi de, îmânı muhâfaza ederek Müslümân olarak ölmektir.</strong>&nbsp;Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki:&nbsp;<strong>“Ancak Müslümân olarak cân veriniz!”&nbsp;</strong>[Âl-i İmrân, 102]Müminlerle, Müslümânlarla ilgili hadîs-i şerîflerden ikisi şöyledir:<strong>“Mümin, başkalarıyla ülfet eder&nbsp;</strong>[uzlaşır, anlaşır, uyuşur]<strong>, kendisiyle de ülfet olunur. Ülfet etmeyen ve kendisiyle de ülfet edilmeyen kimsede hayır yoktur.”&nbsp;</strong>[Beyhekî]<strong>“Mümin, koku satan kimse gibidir. Yanında otursan için açılır. Onunla gezsen veya ortak iş yapsan faydasını görürsün. Onun her işi faydalıdır.”&nbsp;</strong>[Taberânî]

</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/allahu-teala-ve-peygamberimiz-muslumani-nasil-tarif-ediyorlar/">Allahü teâlâ ve Peygamberimiz Müslümanı Nasıl Tarif Ediyorlar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Ehl-i sünnet&#8221; Denilince Ne Anlaşılmalıdır?</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/ehl-i-sunnet-denilince-ne-anlasilmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Feb 2020 10:17:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2231</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Ehl-i Sünnet i&#8217;tikâdı&#8221; dalâlet fırkaları dışında kalan ümmetin ana gövdesi ve cumhûrun temel inancı, sahîh İslâm anlayışıdır. Hemen makâlemizin başında, çok net bir</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ehl-i-sunnet-denilince-ne-anlasilmalidir/">&#8220;Ehl-i sünnet&#8221; Denilince Ne Anlaşılmalıdır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"> <strong>&#8220;Ehl-i Sünnet i&#8217;tikâdı&#8221; dalâlet fırkaları dışında kalan ümmetin ana gövdesi ve cumhûrun temel inancı, sahîh İslâm anlayışıdır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Hemen makâlemizin başında, çok net bir şekilde ifâde edelim ki,<strong> &#8220;Ehl-i Sünnet&#8221;</strong> denildiğinde, şunun anlaşılması ve bilinmesi gerekir:<strong>&#8220;Ehl-i Sünnet&#8221;; Edille-i şer&#8217;iyye yani Kur’ân-ı kerîm, Sünnet-i seniyye, İcmâ-ı Ümmet ve Kıyâs-ı Fukahâ denilen 4 dînî delîle bağlı</strong>, itikâdî olarak <strong>Mâtüridî-Eş’arî</strong>, amelî olarak da dört hak mezhep olarak bilinen; <strong>Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri</strong>nde tedvîn edilmiş olan mukaddes dînimiz İslâm’ın tâ kendisidir.Hadîs-i şerîflerle övülmüş olan ilk üç hayırlı nesil (<strong>Sahâbe-i Kirâm, Tâbiîn-i Kirâm ve Tebe-i Tâbiîn-i Kirâm)</strong>ın yani <strong>“Selef-i Sâlihînin itikâdı”</strong> olarak isimlendirilen <strong>&#8220;Ehl-i Sünnet i&#8217;tikâdı&#8221;</strong>; sonradan ortaya çıkmış bir tez veya antitez şeklinde oluşmuş bir mezhep olmayıp; dalâlet fırkaları dışında kalan <strong>ümmetin ana gövdesi ve cumhûrun temel inancı,sahîh İslâm anlayışıdır</strong>. </p>



<p class="wp-block-paragraph"> Özet olarak söyleyecek olursak:<strong> Ehl-i Sünnet itikâdı, Allahü teâlânın emrettiği, Sevgili Peygamberimizin inandığı, Hulefâ-i Râşidîn, Aşere-i Mübeşşere ve Ehl-i Beyt başta olmak üzere bütün Sahâbe-i kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn denilen ve hadîs-i şerîflerle medholunan ilk üç hayırlı neslin, Fukahâ-i Seb&#8217;a denilen 7 büyük Fıkıh âliminin, 4 Mezhep İmâmının, 2 Akâid İmâmının, büyük Müctehidlerin, 12 İmâmın, Silsile-i Aliyye ve Turuk-ı âliyye denilen büyük ulemâ ve evliyânın itikâdlarıdır.Tasavvufta da esâs maksat, şu iki gâyenin gerçekleştirilmesidir:Birincisi; İslâmın doğru itikâdının, yani Ehl-i Sünnet vel-cemâat itikâdının yakînî ve vicdânî olması</strong>nı, yani sağlamlaşmasını, kalbe yerleşip sinmesini, şüphe getiren tesirlerle sarsılmamasını temîn. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tasavvufun ikinci gâyesi ise; emir ve yasakları yerine getirip ibâdetleri yapmakta kolaylık bulmanın, ibâdetlerden lezzet almanın, işleri sırf Allah rızâsı için yapmanın, ihlâs</strong>ın, Allahü teâlâyı görür gibi O’na ibâdet etmenin hâsıl olması, nefs-i emmâreden (kötülükleri emreden nefisten) doğan tembelliklerin, sıkıntıların giderilmesidir.<strong>“Tasavvuf ilmi”,</strong><strong>kalbin kötü huylardan sıyrılarak, iyi huylar kazanmasını sağlar; fertleri rûhen olgunlaştırır.</strong>&nbsp;Rûhen olgunlaşan fertlerden meydana gelen cemiyetler de huzûrlu ve problemsiz olurlar.<strong>Tasavvuf büyükleri fertlere, âilelere ve bütün cemiyete; Allahü teâlânın ve Resûlullah Efendimizin sevgisini, güzel ahlâkı, yardımlaşma duygularını vermişler, hareket ve canlılık kazandırmışlardır. Her türlü sınıf ve imtiyaz farkını reddederek, sultânla çobanı, İslâm kardeşliği şuûru içinde eritmişlerdir.</strong>Cemiyetler, hakîkî tasavvuf büyüklerinin sohbet ve nasîhatlerinden nasiplerini aldıklarında, en huzurlu zamanlarını yaşamışlardır.&nbsp;<strong>İnsanlar kötülüklerden ve bunalımlardan uzak durup, insanlığı ve medenîliği öğrenmişlerdir.</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ehl-i-sunnet-denilince-ne-anlasilmalidir/">&#8220;Ehl-i sünnet&#8221; Denilince Ne Anlaşılmalıdır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
