<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Editor, Prof. Dr. Ramazan Ayvallı sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/author/editor1/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/author/editor1/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Mar 2020 08:57:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Umre Programlarında Ziyâret Edilen Bazı Mekânlar</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-programlarinda-ziyaret-edilen-bazi-mekanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Feb 2014 13:11:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerek hacca, gerekse umreye gidenlerin, Sevgili Peygamberimiz ile Eshâb-ı kirâm hazerâtının nice hâtıralarını barındıran bazı mekânları ziyâret etmeye can attıklarını</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-programlarinda-ziyaret-edilen-bazi-mekanlar/">Umre Programlarında Ziyâret Edilen Bazı Mekânlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gerek hacca, gerekse umreye
gidenlerin, Sevgili Peygamberimiz ile Eshâb-ı kirâm hazerâtının nice
hâtıralarını barındıran bazı mekânları ziyâret etmeye can attıklarını
görüyoruz. Bu mekânları kısa kısa şöyle zikredebiliriz:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MEKKE-İ
MÜKERREME’DEKİ BAZI ZİYÂRET YERLERİ&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- PEYGAMBERİMİZİN DOĞDUĞU EV:</strong> Ka’be-i
Muazzama&#8217;nın <strong>“Bâbü’s-Selâm”</strong> denilen kapısı tarafındadır. Bu binâ, şu an
i’tibâriyle <strong>“Kütüphâne”</strong> olarak kullanılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2- CEBEL-İ NÛR (VE HİRÂ MAĞARASI):</strong> Mekke
şehrinin kuzey doğusunda Mekke şehir merkezi ile Minâ arasındadır. Sevgili
Peygamberimize ilk vahyin geldiği mağaranın bulunduğu dağdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3- SEVR DAĞI [VE MAĞARASI]:</strong> Mekke
şehrinin güneyinde Arafât&#8217;a giden yola yakındır. Peygamberimizin Ebû Bekir
efendimizle birlikte Medîne-i münevvere&#8217;ye hicret ederlerken müşriklerin
şerrinden saklandıkları mağaranın bulunduğu dağdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4- MEKKE KABRİSTANI [CENNETÜ’L-MUALLÂ]:</strong> Mekke
şehrinin en eski mezarlığıdır. Peygamberimizin ilk hanımı Hazret-i Hatice
annemiz başta olmak üzere, takrîben 10.000 sahâbe-i kirâm yatmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5- CİN MESCİDİ:</strong> Cin sûresinin
nazil olduğu yer olup buraya inşâ edilen bir câmidir. Cinnîler burada Sevgili
Peygamberimizi Kur’ân-ı kerîm okurken dinlemişler ve îmân ederek müslümân
olmuşlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6- ARAFÂT [VE CEBELÜ’R-RAHME]:</strong> Mekke şehrine
takrîben 30 km. uzaklıkta bulunan Arafât vâdîsi, haccın üç farzından biri olan
vakfenin yapıldığı yerdir. Sevgili Peygamberimiz, <strong>“Vedâ’ Haccı”</strong>ndaki
vakfesini, buranın eteğinde bulunan küçük bir dağ /tepe olan <strong>“Cebelü’r-Rahme”</strong>de
yapmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7- MÜZDELİFE VE EL-MEŞ’ARU’L-HARÂM İSİMLİ
MESCİD; 8- MİNÂ VE CEMERÂT, MESCİD-İ HÎF [HAYF] İLE 9- CEBEL-İ EBÎ KUBEYS’ten
herbirinin de İslâm târihinde birçok hâtıraları vardır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MEDÎNE-İ
MÜNEVVERE’DEKİ ZİYÂRET YERLERİ&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- KUBÂ MESCİDİ:</strong> Peygamber
Efendimizin hicret esnâsında Medîneye varmadan önce konakladıkları yerdir. İslâm
âleminde cemâatle namaz kılmak üzere yapılan ilk mesciddir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2- MESCİD-İ CUM’A [</strong>Cuma
mescidi]<strong>:</strong> Hicret esnâsında [Kubâ&#8217;dan Medîne&#8217;ye giderken] Cuma sûresinin
nâzil olup Cuma namazının farz kılındığı bu yerde, ilk defa Peygamberimiz ve
Sahâbîler tarafından Cuma namazı kılındı. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3- MESCİD-İ KIBLETEYN [</strong>İki kıbleli
mescid]<strong>:</strong> Benî Seleme Yurdu’ndaki bu mescid, müslümânların iki kıbleli
olan tek mescidleridir. Daha önce müslümânların Mescid-i aksâ istikâmeti olan
kıbleleri, hicretten 18 ay sonra Şa’bân ayının 15&#8217;inde gelen vahiy ile [Bakara
sûresinin 144. âyeti ile] değiştirilip Mescid-i Harâma çevrildi. Peygamberimiz
Kudüs&#8217;e yönelik olarak kıldırdığı ikindi namazının [öğle namazı rivâyeti de
var] son iki rek’atını namazı bozmadan Ka’be-i şerîfeye yönelerek tamâmladı. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4- MESÂCİD-İ SEB&#8217;A [</strong>Yedi
mescidler]<strong>:</strong> Hendek savaşının cereyân ettiği yerde birbirlerine yakın
yedi küçük mescid yapılmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5- CENNETÜ’L-BAKÎ’ [Medîne Kabristânı]:</strong> Medîneli müslümânların kurdukları ilk mezarlıktır. Mescid-i Nebevî&#8217;nin doğu tarafındadır. Bu kabristanda on bine yakın sahâbe-i kirâm gömülüdür. Başta Sevgili Peygamberimizin mübârek zevceleri, sevgili kızları ve torunu Hazret-i Hasan, damadı Hazret-i Osmân, Peygamberimizin amcası Hazret-i Abbâs, halası Hazret-i Safiye [diğer iki halası da buradadır], en küçük oğlu Hazret-i İbrahim…..olmak üzere [daha nice İslâm büyükleri] burada mefdûndur.  </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6- UHUD DAĞI VE ŞEHİDLİĞİ:</strong> Uhud
dağı Medine&#8217;nin 5 km. kadar kuzeyindedir. [Hazret-i Hârûn Peygamberin burada
gömülü olması, buraya ayrı bir kıymet kazandırmaktadır.] Hicretin üçüncü
yılında müslümânlarla müşrikler arasında burada büyük bir savaş yapılmıştır. Başta
Sevgili Peygamberimizin mübârek amcası Hazret-i Hamza olmak üzere, Eshâb-ı Kirâmdan
70 kişi şehîd olmuş ve bu dağın eteklerine gömülmüşlerdir. </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-programlarinda-ziyaret-edilen-bazi-mekanlar/">Umre Programlarında Ziyâret Edilen Bazı Mekânlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yine Umreye Dâir</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/yine-umreye-dair/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Feb 2014 13:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2156</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Umre” kelimesi,&#160;Kur’ân-ı kerîmde ve&#160;hadîs-i şerîflerde geçmektedir. Kur’ân-ı kerîmde: &#8220;Haccı ve umreyi&#160;Allah&#160;için tâm yapın, tamamlayın…..&#8221; [Bakara, &#160;196] şeklinde bir ifâde vardır.</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/yine-umreye-dair/">Yine Umreye Dâir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre”</strong> kelimesi,&nbsp;Kur’ân-ı kerîmde ve&nbsp;hadîs-i şerîflerde geçmektedir. Kur’ân-ı kerîmde: <strong>&#8220;Haccı ve umreyi&nbsp;Allah&nbsp;için tâm yapın, tamamlayın…..&#8221;</strong> [<strong>Bakara, </strong>&nbsp;<strong>196] </strong>şeklinde bir ifâde vardır. Hadîs-i şerîfte de: <strong>&#8220;Umrenin, iki umre arasındaki (küçük) günâhlara keffâret olduğu ve mebrûr (makbûl) olmuş bir haccın karşılığının cennet olduğu”&nbsp; </strong>beyân buyurulmuştur. [Buhârî, c. II, s.198]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ömürde bir defa <strong>“Umre”</strong> yapmak,&nbsp; <strong>Hanefî ve&nbsp;Mâlikî</strong> <strong>mezheplerinde Sünnet;&nbsp;Şâfiî&nbsp;ve&nbsp;Hanbelî mezheplerinde&nbsp;ise</strong> <strong>farz</strong>dır. Hayâtın/yaşamın herhangi bir anında yapılabilir. Hac ve umreyi peş peşe yapmak tavsiye edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hac ve
Umre çeşitleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1) Hacc-ı İfrâd:</strong> <strong>Umresiz
yapılan Hac</strong> demektir. Bu hacda, kurbân yoktur. Diğer iki hac çeşidinde ise
kurbân kesmek vâcibtir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2) Hacc-ı Temettu’:</strong> Hac
mevsiminde, <strong>ayrı ayrı ihrâmlarla, hem umre, hem de hac</strong> yapmaktır. Umre
ihrâmından çıktıktan sonra, bir kaç gün ara ile tekrâr hac ibâdetine niyet
edilir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3) Hacc-ı Kırân:</strong> <strong>Hac
mevsiminde, tek ihrâm ile hem Umre, hem de Hac</strong> ibâdetlerini yapmaya denir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu hac çeşitlerinden birisine niyet eden hacı
adaylarının [veya umreye niyet eden umrecilerin] ilk öğrenecekleri duâ
Telbiye&#8217;dir. Niyet yapılıp ihrâma girildikten sonra hacı adayı veya umreci bu
telbiyeyi [ona ilâveten tekbîr, tehlîl ve salevât-ı şerîfeyi de] sık sık
okuyacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRENİN
ZAMANI </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Umre için belirli bir zaman yoktur, her zaman
yapılabilir. Ramazân ayında yapılması mendup ve daha fazîletlidir. Ancak Hanefî
mezhebinde <strong>&#8220;teşrîk günleri&#8221;</strong> denilen [yılda beş gün ya’nî Arefe
günü sabâhından Bayram’ın 4. günü güneş batıncaya kadarki] süre içinde umre
yapmak, <strong>tahrîmen mekrûh</strong>tur. Diğer üç mezhepte, haccetmeyen kişilerin
teşrîk günleri dâhil her zaman umre yapmaları, kerâhetsiz câiz görülmüştür.
Haccedenler ise, Mâlikîlere göre bayramın 4. günü güneş batıncaya kadar,
Şâfiîlere göre ise vedâ tavâfı dışında haccın bütün menâsiki tamâmlanmadıkça
umre yapamazlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İHRÂMA GİRME
YERLERİ </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mekke-i mükerremeye
mîkât sınırları dışındaki yerlerden gelenler, yolları üzerindeki mîkâtlardan
birinde ihrâma girerler. Mekke’de bulunulduğu esnâda umre yapmak istenirse,
diğer Mekkeliler gibi, “<strong>Harem Bölgesi” </strong>dışına çıkılarak [meselâ en yakın
mîkât mahalli Ten’îmdir] orada ihrâma girilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRENİN
FARZLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hanefîler&#8217;e göre, <strong>Umrenin farzı ikidir: “İhrâm”</strong> ve <strong>“tavâf”</strong>.
Bunlardan <strong>ihrâm umrenin şartı </strong>[ya’nî
dışındaki farz]; <strong>tavâf ise, rükün</strong>dür [ya’nî içindeki farzdır]. (Safâ
ile Merve arasında) <strong>Sa’y </strong>yapmak<strong> ve tıraş olmak</strong> [halk = saçı
tamâmen kesmek veya taksîr = saçları kısaltmak] ise <strong>vâcip</strong>tir. <strong>Şu
hâlde Umrenin vacipleri, </strong>sa’y ile tıraş olup ihrâmdan çıkmaktır. [İhrâma mîkât denilen yerlerden girmek de vâciptir.]<strong> Şâfiî ve
Hanbelîlere göre,</strong> bu dört nüsükün hepsi de ya’nî <strong>ihrâm, tavâf, sa‘y ve
tıraş birer rükün</strong>dür. Mâlikî mezhebinde ise, <strong>ilk üçü rükün, tıraş ise
vâcip</strong>tir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRENİN
SÜNNET VEYA FARZ OLMA ŞARTLARI</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir insana Umre’nin sünnet (veya farz)
olabilmesi için <strong>Müslümân, Âkıl/akıllı, bâliğ/bülûğa ermiş, hür/özgür,
ekonomik gücü yeterli ve sağlıklı olması, yol güvenliğinin bulunması</strong> ve
kadının ise bunlara ilâveten can, mâl ve nâmûs güvenliğinin sağlanmış olması
gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRE VE FARZ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Borcu bulunan</strong>ın veya <strong>gidip
gelirken bazı günâhları işleme durumu olan</strong>ın yahut memleketinde <strong>başka
farzlar işleme imkânı olan</strong>ın, bunu yapmayıp umreye gitmesi câiz midir? diye
bir suâl hâtıra gelirse, çok kısa olarak şunlar söylenebilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm-ı Rabbânî
hazretleri buyuruyor ki: <strong>“Umreye gitmek farz ve vâcib değildir, nâfile bir ibâdettir.
Nâfile ibâdeti yapmak, bir farzın terkine veya bir harâm işlemeye sebep olursa,
ibâdet olmaktan çıkar, günâh işlemek olur.”</strong> <strong>(I, 124) </strong>Bu bakımdan hac
ve umre esnâsında da hiçbir farzı kaçırmamaya ve hiçbir harâmı işlememeye çok
dikkat etmelidir.</p>



<h1 class="wp-block-heading">&nbsp;</h1>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/yine-umreye-dair/">Yine Umreye Dâir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umrenin Fazîleti Hakkında</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/umrenin-fazileti-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Feb 2014 13:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen haftaki 2 makâlemizde, hem bedenî, hem de mâlî birer ibâdet olan “hac” ve “umre”den birer nebze bahsetmiştik. Bugün inşâallah</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umrenin-fazileti-hakkinda/">Umrenin Fazîleti Hakkında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Geçen
haftaki 2 makâlemizde, hem bedenî, hem de mâlî birer ibâdet olan <strong>“hac”</strong>
ve <strong>“umre”</strong>den birer nebze bahsetmiştik. Bugün inşâallah <strong>umrenin
fazîleti</strong> üzerinde durmak istiyoruz.<strong> Umrenin pek çok fazîleti vardır. </strong>Özellikle
<strong>Ramazân ayında yapılan umrenin sevâbı pek çoktur.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>RAMAZÂN
AYINDA YAPILAN UMRENİN SEVÂBI </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber
Efendimiz umre hakkında şöyle buyurmaktadır: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre,
diğer bir umre ile arasındaki günâhları siler.” </strong>[İmâm
Müslim, Hac, 437 (Hadîs No: 1349)]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;“Ramazân ayında yapılan umrenin sevâbı, bir
haccın sevâbına denktir.”</strong> [Abdullah İbn-i Abbâs’tan (radıyallahü anhümâ) &nbsp;İmâm Ahmed ve İmâm İbn-i Mâce, Menâsik, 45
(Hadîs No: 2991)]</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (radıyallahü anh)&#8217;den rivâyet olunduğuna göre,
Nebî (Aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: <strong>&#8220;Yapılan bir umre, diğer bir
umreye kadar aradaki günâhlara keffârettir. Hacc-ı mebrûr&#8217;un mükâfâtı cennetten
başkası değildir.”</strong> [İmâm Buhârî, İmâm Müslim ve İmâm Ahmed]
</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bakara Sûre-i celîlesi</strong>nin <strong>196. âyet-i kerîmesi</strong>nde Cenâb-ı Allah, umre
ibâdetinden bahsederek: <strong>“Hacc’ı ve Umreyi Allah için tamâmlayın&#8230;”</strong> diye
emretmiştir. Ya’nî <strong>“nâfile bile olsa Hac veya Umre’den birine veya ikisine
başlayınca tamamlayın, eksik bırakmayın (veyahut o ikisini tâm olarak yerine
getirin; başından da, sonundan da eksik bırakmayın)”</strong> anlamında bu ibâdetin
önemi üzerinde durulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Hacdan sonra Umre yapın” </strong>hadîsi de umrenin meşrûluğuna delildir. Umre hacca nisbetle daha
kolaydır. Umre ibâdeti iki-üç saat içinde bitirilebilir. Hacda ise günler süren
bir ibâdet yoğunluğu yaşanır; daha meşakkatlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRE HAKKINDA BAZI HADÎS-İ ŞERÎFLER </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ebû Hüreyre</strong>’den (radıyallahü anh) gelen bir rivâyette: <strong>“Bir Umre, diğer
Umre’ye kadar, arada işlenenler için keffârettir. Hacc-ı Mebrûr’un karşılığı
cennetten başka bir şey olamaz!”</strong> diye buyuran Peygamberimizin <strong>“bir Umre,
diğer Umreye kadar”</strong> tabîri, <strong>“bir Umre diğer Umre ile birlikte”</strong>
şeklinde anlaşılmıştır. Ya’nî ma’nâ, <strong>“bir Umreden sonra bir Umre daha
yapılırsa, bu ikisi arasında işlenmiş olan günâhlara keffâret olur”</strong> diye
anlaşılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İbn Abbâs</strong>’dan (radıyallahü anhümâ) gelen bir rivâyette de: <strong>“Hac ile
Umre’nin arasını birleştirin. Zîrâ bunlar günâhı, tıpkı körüğün demirdeki
pislikleri temizlediği gibi temizler”</strong> diye buyuran Peygamberimiz, bu hadîsi
ile, temizliğin çok güçlü bir ma’nevî temizlik olacağını ifâde etmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Câbir’in (radıyallahü anh) rivâyet ettiğine göre, Resûlullah
(aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: <strong>“Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın
elçileridirler. Duâ ederlerse, duâları kabûl olunur, tövbe ederlerse mağfiret
olunurlar.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine Ebû Hüreyre’den (radıyallahü
anh) gelen diğer bir rivâyette ise, Sevgili Peygamberimiz: <strong>“Küçüğün,
büyüğün, zayıfın, kadının cihâdı Hac ve Umre’dir” </strong>[Nesâî c. II, s. 3]
buyurmuştur. Burada, çocuk, kadın ve yaşlı birinin, hac ve umre yaparak cihâd
ile aynı sevâbı kazanabileceğini bildirmiştir. Ayrıca bu Hadîs-i Şerif’te, <strong>insan
rûhunun bu üç ibâdetle de aynı terbiyeyi, eğitimi alabileceği</strong>
vurgulanmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hazret-i
Ömer (radıyallahü anh), &nbsp;Resûlüllah Efendimizden umre için izin
talebinde bulundu. Ona izin vererek: <strong>“Ey kardeşim, yapacağın duâların bir
kısmına bizi de ortak et. Sen bizi (duâda) unutma”</strong> dedi. (İmâm İbn-i Mâce)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hazret-i
Âişe (radıyallahü anhâ) vâlidemiz umre yapacağında, Resûlüllah
Efendimiz buyurdular ki: <strong>“Yorgunluğun ve harcadığın miktar kadar sana ücret
vardır” </strong>(Et-Terğîb ve’t-Terhîb c.2)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ramazân-ı
şerîfte bir umre, benimle yapılan bir hacca muâdildir.”</strong>
[Buhârî ve Müslim] [Yarınki makâlemizde, inşâallah umre ile alâkalı bazı fıkhî
mevzûları ele almak istiyoruz.]<strong></strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umrenin-fazileti-hakkinda/">Umrenin Fazîleti Hakkında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umre Hakkında Birkaç Kelime</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-hakkinda-birkac-kelime/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Feb 2014 13:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2152</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ka’be-i muazzama”, Mekke-i mükerremede “Mescid-i Harâm”ın ortasındaki 13 x 12 x 11 m.lik küp şeklinde, ilk önce Hazret-i Âdem’in (aleyhisselâm),</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-hakkinda-birkac-kelime/">Umre Hakkında Birkaç Kelime</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ka’be-i
muazzama”</strong>, Mekke-i mükerremede <strong>“Mescid-i Harâm”</strong>ın ortasındaki 13 x
12 x 11 m.lik küp şeklinde, ilk önce Hazret-i Âdem’in (aleyhisselâm), bilâhare Hazret-i
Nûh (aleyhisselâm) tûfânından sonra yıkılınca da, Hazret-i İbrâhîm`in
(aleyhisselâm), oğlu Hazret-i İsmâîl (aleyhisselâm) ile birlikte, melek Cebrâîl
(aleyhisselâm) rehberliğinde inşâ ettikleri bir yapıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hâtırlayacağınız üzere, dünkü makâlemizde, <strong>“hac”</strong>
ve <strong>“umre”</strong> hakkında kısa bir mukaddime yapmıştık. Bugün inşâallah <strong>“umre”</strong>
hakkında birkaç kelime daha yazmak istiyoruz. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hac ve umre ibâdetleri insanlara
dînî, dünyevî ve kültürel bakımlardan birçok faydalar sağlar. Dünyânın çeşitli
ülkelerinden gelmiş bulunan, dilleri, renkleri ve milletleri ayrı olan
müslümânlar, bütün dîn kardeşlerinin yek-kalp, yek-vücut, yek-cihet (tek
merkezde, aynı duygular etrâfında tek-yürek) olduklarını gördükçe, Allah&#8217;a ve
dîne olan bağlılıkları artar. Bu sâyede doğru/temiz bir îmâna, sâlih bir amele
ve güzel bir ahlâka sâhib olurlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“UMRE”NEDİR? </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre”,</strong> müslümânların <strong>“Ka’be-i muazzama”</strong>yı, hac mevsimi dışında ziyâret etmelerine denilmektedir. <strong>Umre için belirli bir zaman yoktur. Her zaman yapılabilir. Ancak “Arefe günü” sabâhından, “Kurbân Bayramı”nın dördüncü günü akşamına kadar yapılması mekrûh görülmüştür.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek ki <strong>“Umre”</strong>, hac zamanı olan beş
günden başka, senenin her günü, ihrâm ile yapılan, tavâf ve sa’y yapmak ve saçı
kazımak veya kesmektir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre,
müslümânların ömürlerinde birer defa umre yapmaları sünnet-i müekkededir (ya’nî
müekked, kuvvetli sünnettir). Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise umre de hac
gibi ömürde bir kerre farzdır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>PEYGAMBERİMİZ KAÇ UMRE YAPMIŞTIR?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sevgili Peygamberimiz,</strong> Medine-i münevvereye hicretinden sonra,
sahâbîlerinin de katıldığı <strong>dört umre</strong> yapmıştır:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Birincisi: “Hudeybiye Umresi” </strong>[Hicrî-kamerî 6. senede vâkı’ olan bu umrede,
müşriklerin mâni olmalarından dolayı ihsâr vâkı’ olmuş, ya’nî umre yarım
kalmış, tamâmlanamamıştır.]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İkincisi:</strong> Hudeybiye anlaşmasından bir sonraki sene [ya’nî hicrî 7.
senede] yapmaya karâr verdikleri <strong>“Kazâ Umresi” </strong>[Bir önceki sene yarım
kalan umrenin tamamlanması]. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Üçüncüsü</strong> ise: Tâif dönüşü <strong>Ci’râne’de yaptığı umre</strong>. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dördüncüsü </strong>de: <strong>Vedâ’ Haccında yaptığı umre</strong>dir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hazret-i
Katâde (rahimehüllah), bunu şöyle anlatıyor: Enes(radıyallahü anh)’e, <strong>“Resûlullah
Efendimiz kaç umre yaptı?”</strong> diye sordum. Buyurdu ki: <strong>“Resûlüllah
Efendimiz, dört umre yaptı”:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1-</strong>
Hicretin altıncı yılında Zilka’de ayında Hudeybiye musâlehası yapılarak ihsâr
vâkı’ olan umredir, ya’nî müşriklerin, Peygamberimizin ve Eshâbının tamâmlamalarına
mâni’ oldukları yarım kalan umre.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2-</strong>
Hicretin yedinci yılında yapılan kazâ umresi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3-</strong>
Huneyn ganîmetlerinin taksîminde, Peygamberimizin Ci’râne’de niyetlenerek
yaptığı umre.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4-</strong>
Vedâ’ haccında, hac ile berâber yaptığı umre. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>[Ma’lûm
olduğu üzere hac, hicrî 9. senede farz olmuştur; Peygamberimiz o sene Hazret-i
Ebûbekir Efendimizi hac emîri ta’yîn etmiş, kendileri hicrî 10. senede
haclarını îfâ etmişlerdir. Oruç ve zekât hicrî 2. senede farz oldu. Kurbân,
sadaka-i fıtır ve bayram namazı yine 2. senede vâcip oldu. Kıblenin tahvîli de
o senededir. Yine o sene cihâda izin verilmiştir.]</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Katâde
hazretleri, bunun üzerine Hazret-i Enes’e dedim ki: <strong>“Peki, Allah Resûlü kaç
hac yaptı?”</strong> Dedi ki: <strong>“Bir hac yaptı. O da vedâ’ haccıdır.”</strong> (Fethu’l-Allâm
c. IV, s. 234)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haccın <strong>ihrâm, tavâf, sa’y ve traş</strong> gibi
menâsikinde, <strong>şart, rükün, vâcip ve sünnet</strong> olan hükümler, umrenin
menâsikinde de söz konusudur. Fakat <strong>Umrede kudûm tavâfı, Arafât ve Müzdelife
vakfeleri, Şeytân taşlama ve Vedâ’ tavâfı</strong> gibi görevler yoktur. <strong></strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/umre-hakkinda-birkac-kelime/">Umre Hakkında Birkaç Kelime</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hac ve Umre Hakkında Birkaç Kelime</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/hac-ve-umre-hakkinda-birkac-kelime/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Feb 2014 13:03:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2150</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sene, 2013-2014 Akademik yılının 1. Yarıyıl ta’tîlini yurt dışında değerlendirme imkânı bulduk. 27 Ocak &#8211; 05 Şubat târihleri arasında,</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hac-ve-umre-hakkinda-birkac-kelime/">Hac ve Umre Hakkında Birkaç Kelime</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bu
sene, 2013-2014 Akademik yılının 1. Yarıyıl ta’tîlini yurt dışında değerlendirme
imkânı bulduk. 27 Ocak &#8211; 05 Şubat târihleri arasında, ilk yarısı Medîne-i
Münevvere’de, diğer yarısı da Mekke-i Mükerreme’de olmak üzere, rü’yâ gibi bir
10 gün geçirdik. El-hamdü lillâhi teâlâ, 05 Şubat Çarşamba günü öğle vaktinde,
azîz vatanımıza sâlimen avdet etmiş olduk. Bu vesîleyle, inşâallah, bugün ve
yarınki makâlelerimizde, birer nebze de olsa, <strong>“Hac”</strong>dan ve <strong>“Umre”</strong>den,
daha sonraki makâlelerimizde ise <strong>“Sevgili Peygamberimizi ziyâret”</strong>ten
bahsetmek istiyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği üzere, hac mevsiminde
(hac aylarında), ibâdet maksadıyla Ka’be-i muazzamayı ziyâret etmeye <strong>“Hac”</strong>
denir. Hac ibâdeti, İslâmın beş şartından biridir. <strong>“Farz-ı ayn”</strong> denilen
kuvvetli farzlardan olup, <strong>“Kitap”, “Sünnet”</strong> ve <strong>“İcmâ-ı Ümmet”</strong> ile
sâbittir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">[Kur’ân-ı kerîmde hac konusu
Bakara, 158, 189, 196-197; Âl-i İmrân, 97; Tevbe, 3, 19; Hac, 27. âyetlerde
zikredilmektedir.]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Haccın Kitaptan delîli:&nbsp; </strong>Âl-i Imrân sûresinin 97. âyetidir.
Bu âyet-i kerîmede Allahü teâlâ şöyle buyurmaktadır: <strong>“Azık ve binek
bakımından hac yoluna gücü yeten her müslümânın, Beyt’i hac etmesi, insanlar
üzerinde Allah&#8217;ın hakkıdır, ya’nî farzdır. Kim, bu farzı tanımazsa, O bütün
âlemlerden müstağnîdir (her hâlde Allah&#8217;ın hiçbir ihtiyâcı yoktur).&#8221;</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Haccın Sünnetten delîli:</strong> Abdullah İbn-i Ömer&#8217;den (radıyallahü anhümâ) rivâyet edilen bir
hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki: <strong>“İslâm dîni beş temel üzerine binâ
edilmiştir: Kelime-i şehâdet getirmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Oruç tutmak
ve Hacca gitmektir.&#8221;</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer hadîs-i şerîflerde
buyuruluyor ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ey insanlar! Allah, hac ibâdetini
sizin üzerinize farz kılmıştır. Hac yapmakta acele ediniz.”</strong> [İmâm Müslim]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Hacca gitmekte acele ediniz,
(borçlarınızdan bir ân önce kurtulmaya çalışınız), çünkü takdîr (ya’nî ecel)
ansızın gelebilir.”</strong> [İbn-i Abbâs (radıyallahü anhümâ)
– İmâm Ahmed] </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün Hazret-i Âişe vâlidemiz
(radıyallahü anhâ), <strong>“Ey Allah&#8217;ın Resûlü! Kadınlar üzerine de cihâd var
mıdır?” </strong>diye sordu. Resûlullah (aleyhisselâm) da: <strong>“Kadınlar üzerine
harpsiz cihâd vardır. O da Hac ve Umre&#8217;dir”</strong> buyurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Peygamberimizin hacla
alâkalı nasîhatleri/öğütleri yanında, üzerine hac farz olup da, yerine
getirmekte ihmâl gösterenlere, vurdum duymazlık edenlere, çok ağır îkâzları,
tehdîdleri, benzetmeleri bulunmaktadır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;<strong>“Müslümânların yapmakla mükellef oldukları
işleri işlemeyenler, onlardan değildir.”</strong> [Taberânî]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Üzerine hac farz olup da onu
yerine getirmeyenler, hıristiyân veya yahûdî ölümüyle ölürler.”</strong> [Hazret-i Ali (radıyallahü anh) rivâyet etmiştir]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>UMRENİN TA’RÎFİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre”</strong>, sözlük ma’nâsı i’tibâriyle, <strong>“ziyâret”</strong>
demektir. Umre ziyâretini yapan kişiye, umreciye <strong>“Mu’temir”</strong>
denilir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ka’be-i şerîfe, hac mevsiminin dışında ziyâret edilirse,bu
ibâdete <strong>“Umre”</strong> adı verilir. <strong>“Umre”</strong>, “<strong>ihrâm”</strong>a
girerek “<strong>tavâf”</strong> ve “<strong>sa‘y”</strong> yaptıktan sonra <strong>tıraş olup ihrâmdan
çıkmak</strong>tan ibârettir.<strong>
</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Umre”</strong>nin fıkhî
yönden ta’rîfi/tanımı şöyledir: <strong>“Belli bir zamana bağlı olmaksızın </strong>(Hac
gibi belli bir zamana/hac aylarına bağlı olmadan)<strong> ihrâma girerek, Ka’be-i
şerîfe&#8217;yi tavâf etmek, Safâ ile Merve arasında say yapmak ve tıraş olup
ihrâmdan çıkmaktan ibârettir.”</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: <strong>“Bir umre, başka bir umreye
kadar yapılan hatâlara keffârettir. Makbûl bir hac ise, sâhibini Cennet&#8217;e
götürür.”</strong>
[İmâm Buhârî, c. II, s.198; İmâm Müslim, Hac,
437 (Hadîs No: 1349)]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yarın inşâallah birazcık umre
konusuna temâs etmek istiyoruz.</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hac-ve-umre-hakkinda-birkac-kelime/">Hac ve Umre Hakkında Birkaç Kelime</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un Ma’nevî Sultânı Eyyûb Sultân’a Yapılan Beş Nasîhat</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/istanbulun-manevi-sultani-eyyub-sultana-yapilan-bes-nasihat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Feb 2014 13:02:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünkü makâlemizde, Resûlullah Efendimiz’in, Hâlid bin Zeyd’e (radıyallahü anh) yaptığı beş tavsiyeyi yazmıştık. Bugün, hadîs-i şerîfte mevzû-i bahis edilen “kanâat”</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/istanbulun-manevi-sultani-eyyub-sultana-yapilan-bes-nasihat/">İstanbul’un Ma’nevî Sultânı Eyyûb Sultân’a Yapılan Beş Nasîhat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Dünkü makâlemizde, <strong>Resûlullah Efendimiz</strong>’in,<strong>
Hâlid bin Zeyd’e </strong>(radıyallahü anh) yaptığı beş tavsiyeyi yazmıştık. Bugün,
hadîs-i şerîfte mevzû-i bahis edilen <strong>“kanâat”</strong> ve <strong>“tama’”</strong>
terimleri üzerinde birer nebze duralım. [Kalan üç madde üzerinde de inşâallah
başka bir zaman dururuz.]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- Başkalarının ellerinde olan şeylere göz
dikmemek, kendisinde bulunanlarla iktifâ etmek, ya’nî kanâat ehli olmak çok
önemli bir haslettir. Bu, gerçek zenginliktir. Şimdi “kanâat” hakkında birkaç
kelime söylemek gerekirse şunları ifâde edebiliriz:</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Kanâat”:</strong><strong> “Yeme,
içme ve barınacak yer husûsunda bileğinin emeği, alnının teri ile kazandığına râzı
olmak, başkasının kazancına göz dikmemek”</strong> demektir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanâat,
çalışmayıp sâdece eline geçeni kullanmak, tembel oturup, başka bir şey aramamak
değildir. Aksine hırslı hareketlerden kaçınıp gönül huzûru ile yaşamaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü teâlâ,
bir hadîs-i kudsî’de buyuruyor ki: <strong>“Ey kulum! Emrettiğim farzları yap,
insanların en âbidi olursun. Yasak ettiğim harâmlardan sakın vera’ sâhibi
olursun. Verdiğim rızka kanâat eyle, insanların en ğanîsi </strong>(en zengini) <strong>olursun,
kimseye muhtâc kalmazsın.” </strong>(Hadîs-i kudsî-Berîka)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili
Peygamberimiz, hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki:<strong> “İslâmiyetle şereflenen,
hayâtı için yetecek nafakaya sâhib olan ve buna kanâat eden kimseye ne mutlu.” </strong>(Nisâbu’l-Ahbâr)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Kanâat
tükenmez bir hazînedir.” </strong>(en-Nihâye)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Kanâat eden
azîz, tama&#8217; eden </strong>(dünyâ lezzetlerini harâm yollardan arayan) <strong>zelîl olur.” </strong>(en-Nihâye)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ebu’l-Ferec
Abdurrahmân İbnü’l-Cevzî de (rahimehüllah): “Kim kanâat ederse, geçimi iyi
olur. Kim tama&#8217; ederse, (dünyâ lezzetlerini harâm yollardan ararsa) geçim
sıkıntısı çeker” demiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2-
Tamahtan [tama’dan] sakınmaya gelince:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ebû Saîd
Muhammed el-Hâdimî, “el-Berîka”</strong>sında bu konuda çok kıymetli bilgiler
vermektedir. O kitâbın bir bölümü<strong> “İslâm Ahlâkı” </strong>isimli eserde
mevcuttur.&nbsp; Şimdi yerimizin müsâadesi
nisbetinde oradan bazı nakiller yapalım:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Tama’”</strong>, kalb hastalıklarının onbirincisidir. Dünyâ
lezzetlerini harâm yollardan aramaya <strong>“Tama’” </strong>denir. Tama’ın en kötüsü,
insanlardan bir şeyler beklemektir. Kibre, ucba sebeb olan <strong>“Nâfile” </strong>ibâdetleri
ve âhıreti unutturan <strong>“mubâh”</strong>ları yapmak da <strong>“tama’”</strong> olur. Tama’ın
zıddına, aksine <strong>“tefvîz” </strong>denir. <strong>“Tefvîz”</strong>, helâl ve fâideli
şeyleri kazanmaya çalışıp da, bunlara kavuşmayı Allahü teâlâdan
beklemektir.&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">“Şeytân, riyâyı ihlâs olarak ve tama’ı da
tefvîz olarak göstererek, insanı aldatmaya çalışır. Allahü teâlâ, herkesin
kalbine bir melek vazîfelendirmiştir. Bu melek, insana iyi düşünceler <strong>“ilhâm”
</strong>eder. Şeytân da, insanın kalbine <strong>“vesvese”</strong>ler, kötü düşünceler
getirir. Helâl yiyen bir kimse, ilhâm ile vesveseyi birbirinden ayırır. Harâm
yiyenler ayıramazlar. İnsanın nefsi de, kalbine kötü düşünceler getirir. Bu
düşüncelere ve arzûlara <strong>“hevâ” </strong>denir. İlhâm ve vesvese devâmlı olmaz.
Nefsin hevâsı ise, devâmlıdır ve gittikçe artar. Vesvese, duâ ederek ve
zikrederek azalır, netîcede yok olur. Hevâ ise, ancak kuvvetli <strong>“mücâhede” </strong>ile
azalır ve yok olur…..” </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir hadîs-i şerîfte, <strong>“Şeytân, kalbe vesvese
verir. Allahın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse vesveselerine
devâm eder” </strong>buyuruldu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">[Bugün de bu bilgilerle iktifâ edelim.]</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/istanbulun-manevi-sultani-eyyub-sultana-yapilan-bes-nasihat/">İstanbul’un Ma’nevî Sultânı Eyyûb Sultân’a Yapılan Beş Nasîhat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûlullah Efendimiz’in Eyyûb Sultân’a Beş Tavsiyesi</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/resulullah-efendimizin-eyyub-sultana-bes-tavsiyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Feb 2014 13:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün ve yarınki makâlelerimizde inşâallah, “Resûlullah Efendimizin, Eyyûb Sultâna yaptığı beş tavsıyesi”ni ele almak istiyoruz. Ama ona geçmeden önce, Eyyûb</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/resulullah-efendimizin-eyyub-sultana-bes-tavsiyesi/">Resûlullah Efendimiz’in Eyyûb Sultân’a Beş Tavsiyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bugün ve yarınki makâlelerimizde inşâallah, “<strong>Resûlullah Efendimizin, Eyyûb Sultâna yaptığı beş tavsıyesi”</strong>ni ele almak istiyoruz. Ama ona geçmeden önce, <strong>Eyyûb Sultân’</strong>a dâir birkaç kelime yazmak münâsib olacaktır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Peygamberimiz, Medîne-i
münevvereye hicret buyurduğunda, <strong>Hâlid bin Zeyd</strong> <strong>Ebû Eyyûb el-Ensârî</strong>’nin<strong> </strong>(radıyallahü anh) &nbsp;evinde yedi ay misâfir kalmıştır. O, Eshâb-ı
kirâmın büyüklerinden olup bütün gazâlarda bulunmuş, 150 hadîs-i şerîf rivâyet
etmiştir. <strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">670 [h. 50] yılında, Süfyân bin Avf emrinde İstanbul’a gelen
ordu içinde bulunan otuzüç Sahâbî’den biri de o idi. Hazret-i Hâlid, İstanbul’a
kadar geldi ve dizanteriden vefât edip burada defnedildi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Fâtih Sultân Muhammed Hân (rahmetullahi aleyh), İstanbul’u
fethedince, hocalarından Akşemseddîn Efendi (kuddise sirruh) onun kabrini keşf
etti. Üzerine güzel bir türbe ile yanına da büyük bir câmi’ yapıldı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Türbenin son ta’mîrini, İkinci Mahmûd Hân yaptırmıştır. Sanduka
üzerindeki yazılar, Sultân’ın kendi el yazısıdır. Türbede asılı levhadaki iki
beyti, Üçüncü Selîm Hân söylemiş, Hattât Yesârîzâde de yazmıştır. Türbede
bulunan <strong>“Nakş-i Kadem-i Peygamberî: Sevgili Peygamberimizin mübârek ayak izi”</strong>,
Birinci Mahmûd Hân’ın emri ile 1634 [h. 1044]’de sarâydan oraya getirilmiştir. <strong>“Hadîkatü’l-cevâmi’”isimli
kitapta, </strong>Türbe civârındaki kabirler
hakkında uzunca bilgi verilmektedir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Ramazân aylarında câmilere mahya kurulması emr olununca, 172 [h. 1136] yılında <strong>Eyyûb Sultân Câmii</strong>nin yanına iki uzun minâre yapıldı. <strong>“Mir’âtü’l-haremeyn”</strong>de,<strong> “Çifte minâreli câmilere mahya kurulması, Sultân Üçüncü Ahmed Hân devrinde, oniki sene kadar sadr-ı a’zamlık yapmış olan Dâmâd İbrâhîm Pâşa’nın 1132 [m. 1719] senesinde ihdâs ettiği bir bid’attir”</strong> (s. 802) diye yazılıdır.   </p>



<p class="wp-block-paragraph">Eyyûb Sultân Câmii, Üçüncü Selîm Hân tarafından 1800 [m. 1215]’de
yeniden yapıldı. İlk Cum’a namâzında Sultân da bulundu. Câmiin son ta’mîrini 1960 [h. 1380]’de şehîd başvekîl merhûm
Adnan Menderes yaptırmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisinden çok kısa olarak bahsetmeye
çalıştığımız, İstanbul’umuzun ma’nevî sultânı, halk arasında <strong>“Eyyûb Sultân”</strong>
diye meşhûr olan <strong>Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî</strong>&nbsp; (radıyallahü anh), bir gün <strong>Resûlullah
Efendimize</strong> (sallallahü aleyhi ve sellem) gelip dedi ki: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Ya Resûlallah! Bana öyle az ve öz bir nasîhat
et ki, onu kafamda tutabileyim ve onunla amel edebileyim.” </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve
sellem) ona şöyle buyurdular: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Sana şu beş şeyi tavsiye ediyorum: </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1-</strong><strong> Halkın elinde olanlara göz dikme ve onlardan
ümîdini kes. Bu, zenginliğin tâ kendisidir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2-</strong><strong> Tamahtan [tama’dan] sakın. Zîrâ tamah [tama’]
peşînen fakîrliktir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3-</strong><strong> Namazı öyle kıl ki, sanki bu senin en son
namazındır ve artık diri kalıp da diğer namazı kılamayacaksın. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4-</strong><strong> Sonradan mecbûr kalıp da özür dileyeceğin bir
ameli yapmaktan sakın. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5-</strong><strong> Kendin için istediğin (arzû ettiğin, sevdiğin)
şeyi dîn kardeşin için de iste (arzû et, sev).”&nbsp;&nbsp;&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu hadîs-i şerîfte geçen 5
maddeyi kısa kısa açıklamakta fayda var. Ama bugün yerimiz kalmadı, onun için o
maddeleri de inşâallah yarın ele almaya çalışalım.</strong> [Yarın inşâallah, hadîs-i şerîfte mevzû-i
bahis olan <strong>“kanâat”</strong> ve <strong>“tama’”</strong> terimleri üzerinde birer nebze
duralım. Kalan üç madde üzerinde de inşâallah başka bir zaman dururuz.]</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/resulullah-efendimizin-eyyub-sultana-bes-tavsiyesi/">Resûlullah Efendimiz’in Eyyûb Sultân’a Beş Tavsiyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevgili Peygamberimizin Yüksek İlmi</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/sevgili-peygamberimizin-yuksek-ilmi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2014 12:58:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2144</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemen makâlemizin başında ifâde edelim ki, Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm,Mekke-i mükerreme&#8217;de doğup büyümüş, belli kimseler arasında yetişmiştir. O, “ümmî” idi.</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/sevgili-peygamberimizin-yuksek-ilmi/">Sevgili Peygamberimizin Yüksek İlmi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Hemen
makâlemizin başında ifâde edelim ki, Sevgili Peygamberimiz Muhammed
aleyhisselâm,Mekke-i mükerreme&#8217;de doğup büyümüş, belli kimseler
arasında yetişmiştir. O, <strong>“ümmî” idi.</strong> Yâni kimseden ders görmemiş, herhangi
bir kitap okumamış, hiçbir yazı yazmamıştır. <strong>Fakat
insanlar ve melekler içinde, en çok ilim O’na verilmiştir.</strong> <strong>“Ümmî”</strong> olduğu
hâlde, yâni kimseden birşey okuyup öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ, O’na herşeyi
bildirmiştir. Âdem aleyhisselâma <strong>herşeyin ismi</strong> bildirildiği gibi, O’na
da <strong>herşeyin ismi ve ilmi</strong> bildirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Şunu belirtelim ki, “Ümmî” terimi, câhil demek değildir. Okur-yazar olmayana
“Ümmî” denir. “Ümmî” olan âlimler de vardır. Kâinâtın Efendisi Muhammed
aleyhisselâm da “Ümmî” idi. Fakat bütün ilimlere vâkıf idi. O
kadar âlim idi ki, Onu görmekle şereflenip sahâbî olanlar bile, oradan
ayrılınca hikmet ehli olurdu. Yani doktorlarla tıp ilminden, zirâatçılarla
zirâat ilminden, subaylarla harp tekniğinden konuşabilirlerdi. Elbette bu,
Peygamber Efendimizin bir mu’cizesi idi. Her okuma-yazma bilene âlim denmeyeceği gibi, her “Ümmî” olana da câhil denmez. Allahü teâlânın varlığına inanan ve
zarûrî bilinmesi gerekli dîn bilgilerini bilen müslümâna da câhil denmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, Muhammed aleyhisselâm, <strong>“Ümmî”</strong> idi;
ya&#8217;nî hiç mektebe gitmedi. Kimseden ders almadı. Fakat, herşeyi biliyordu.
Ya&#8217;nî <strong>her neyi düşünse, her neyi bilmek istese, Allahü teâlâ O’na
bildiriyordu. Cebrâîl aleyhisselâm adındaki melek gelip, O’na her istediğini
söylüyordu.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu
husûsu, Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’de meâlen şöyle bildiriyor: <strong>“Sen bu
Kur’ân-ı kerîm gelmeden önce, bir kitap okumadın; yazı da yazmadın. Eğer
okur-yazar olsaydın, başkalarından öğrendin diyebilirlerdi.”</strong> (Ankebut
sûresi, 48). </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu âyetin tefsîrinde şöyle denilmektedir: “</strong>[Ey Muhammed! Bu Kur&#8217;ân-ı kerîm sana indirilmeden önce] <strong>Sen bir
kitaptan okumuş ve elinle onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı müşrikler, </strong>[Kur&#8217;ân-ı
kerîmi, başkasından öğrenmiş veya önceki semâvî kitaplardan almış]<strong> derlerdi.
</strong>[Yahûdîler de, Onun vasfı Tevrâtta ümmî olarak bildirilmiştir, bu ise ümmî değil diye şüpheye düşerlerdi.]<strong>” </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer bir âyet-i kerîmede meâlen,<strong> “Yanlarındaki Tevrât ve İncîlde
yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygambere
uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten
men eder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri harâm kılar. Onunla birlikte
gönderilen Nûr&#8217;a </strong>[Kur&#8217;âna]<strong> uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır” </strong>[A’râf,
157] buyurulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Esâsen Cenâb-ı Hak, Muhammed aleyhisselâmı Peygamber olarak
seçerken, O’nun bilhâssa <strong>“</strong><strong>Ümmî”</strong> yâni okuma-yazma öğrenmemiş olmasını ve bu sebebden Kur&#8217;ân-ı
kerîmin ancak Allahü teâlâ tarafından vahy edilebileceğinin anlaşılmasını
istemiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hadîs-i
şerîfte de; <strong>“Ben ümmî Peygamber Muhammed’im&#8230; Benden sonra Peygamber
yoktur”</strong> buyuruldu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine
Kur’ân-ı kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“O (Muhammed
aleyhisselâm) kendiliğinden, kendi arzûsu ile konuşmaz, konuşmamaktadır. Onun
</strong>[dîn işlerinde]<strong> konuşması ancak vahiydir;</strong><strong>
O’nun sözleri, O’na bir vahy ile bildirilmekte, öğretilmektedir.”</strong> [Çünkü O, tevhîdi i’lân ve şirki yok etmek ve İslâmiyeti
yaymak ile emrolunmuştur]<strong>”</strong> buyurulmuştur. (Necm sûresi, 3-4)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kur&#8217;ân-ı
kerîmin Allah kelâmı olduğunu inkâr eden ve Muhammed aleyhisselâm tarafından
hazırlandığını iddiâ edenleri red eden âyet-i kerîmeler nâzil oldu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İsrâ
sûresinin 88. âyetinde meâlen, <strong>“De ki, insanlar ve cinnîler birbirlerine
yardımcı olarak, </strong>[belâgat, güzel nazm ve kâmil mânada]<strong> bu Kur&#8217;ânın bir
benzerini ortaya koymak için biraraya gelseler, yemîn olsun ki, yine de
benzerini ortaya koyamazlar”</strong> buyuruldu. </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/sevgili-peygamberimizin-yuksek-ilmi/">Sevgili Peygamberimizin Yüksek İlmi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüce Allah, Kullarını Cennet’ine Da’vet Ediyor</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/yuce-allah-kullarini-cennetine-davet-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jan 2014 12:55:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2142</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bütün kâinâtı, canlı-cansız her varlığı, en mükemmel bir nizâm ve intizâm üzere yaratan ve onları her ân varlıkta durduran yüce</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/yuce-allah-kullarini-cennetine-davet-ediyor/">Yüce Allah, Kullarını Cennet’ine Da’vet Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bütün
kâinâtı, canlı-cansız her varlığı, en mükemmel bir nizâm ve intizâm üzere
yaratan ve onları her ân varlıkta durduran yüce <strong>Allah,</strong>&nbsp; yarattığı şu <strong>mükemmel âlemle, kendi
varlığını belli etti</strong>ği gibi, kullarına çok merhamet ve şefkat ettiği,
acıdığı için, var olduğunu ayrıca <strong>“Peygamber”</strong>leri vâsıtasıyla da
bildirmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü teâlâ, insanlara muhtâc oldukları her türlü ni’meti
lutfetmiştir. Bu ni’metler sayılamıyacak kadar çoktur. Bu konuda 2 âyet-i
kerîme vardır:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah&#8217;ın ni’met[ler]ini
sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zâlim, çok nankördür!”</strong>
[İbrâhîm, 34] </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Hâlbuki Allah&#8217;ın ni’met[ler]ini teker teker saymaya kalkışsanız,
onları sayamazsınız. Muhakkak ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”</strong>
[Nahil, 18] </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu
nimetlerden birisi şudur ki, <strong>yüce Allah, kullarını Cennet’ine da’vet ediyor</strong>
ve bu Cennet da’vetiyesinin adı da <strong>“İslâmiyet”</strong>tir. Bütün Peygamberlerin
ve son Peygamber Muhammed aleyhisselâmın, Allahü teâlâdan getirdikleri her
haber doğrudur, yanlışlık ihtimâli yoktur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında
bütün Peygamberler, Yüce Allah tarafından seçilmiş insanlardır. <strong>Ümmetlerini
Cenâb-ı Hakk’a çağırmak; sapık, yanlış yoldan, doğru yola, saâdet yoluna çekmek
için gönderilmişlerdir.</strong> Dâvetlerini kabûl edenlere, Cennet’i müjdelemişler,
inanmayanları Cehennem azâbı ile korkutmuşlardır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>PEYGAMBERLER
HAKKINDA BAZI ÂYET-İ KERÎMELER </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peygamberler
hakkında, Kur’ân-ı kerîm’de bazı âyet-i kerîmelerde meâlen buyuruluyor ki:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;“</strong>(Îmân edenleri
Cennet’le)<strong> müjdeleyici, </strong>(küfredenleri de Cehennem’le)<strong> korkutucu
olarak peygamberler gönderdik ki, bu peygamberlerin gelişinden sonra insanların
</strong>(yarın)<strong> kıyâmette: </strong>(Bizi îmâna çağıran olmadı)<strong> diye Allah’a bir
hüccet ve özürleri olmasın. Allah azîzdir, hükmünde hikmet sâhibidir.” </strong>(Nisâ
sûresi, 165) </p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek
ki Peygamberler, insanlara müjde vermek ve aynı zamanda onları korkutmak için
gönderilmişlerdir. Böylece, insanların Cenâb-ı Hakk’a özür, bahâne ileri
sürmeleri önlenmiştir. Nitekim Allahü teâlâ, diğer bir âyet-i kerîmede meâlen
buyurmuştur ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“&#8230;Peygamberler
göndermedikçe azap yapmayız.” </strong>(İsrâ sûresi,
15)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başka
bir âyet-i kerîmede de meâlen şöyle buyurulmuştur: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Peygamberin,
üzerinizdeki </strong>(vazîfesi),<strong> ancak İlâhî emirleri teblîğdir. Allah, açıkladığınız
ve gizlediğiniz </strong>(sözler ile hareketlerinizin)<strong> hepsini bilir.” </strong>(Mâide
sûresi, 99)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KÜLTÜR VE
MEDENİYETİMİZDE VERİLEN EĞİTİMİN ESÂSI </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Târih boyunca,
kültür ve medeniyetimizde verilen eğitimimizde de işin esâsı, hem kendisine ve
âilesine faydalı, hem de milletine, memleketine, vatanına ve devletine, tüm
müslümânlara, hattâ bütün insanlığa faydalı birer unsur meydâna getirmektir.
İşte bu güzel ülkenin bütün müesseselerinin ve vatandaşlarının ana hedefi de bu
olmalıdır. Bu da, iyi bir eğitim ile mümkün olabilir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Takriben
23 sene zarfında, barışta ve savaşta, sıkıntı ve mutluluk anlarında, dînî,
ictimâî, ahlâkî ve siyâsî hayâta dâir, içinde bulunduğu toplum ve
çevresindekilere çok önemli mesajlar vermiş ve onlara fiilî olarak <strong>“üsve-i
hasene= nümûne-i imtisâl= </strong>yani <strong>en güzel örnek”</strong> olmuştur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Takdîr
edileceği üzere, insanları, bağlı bulundukları dînlerinden, eski örf, âdet ve
geleneklerinden bir anda vaz geçirmek kolay bir iş değildir. <strong>Hazret-i
Peygamber (aleyhis-salâtü ves-selâm)</strong>, bozuk inançları ve alışkanlıkları
söküp atmada tedrîce riâyet etmiş, bu tedrîci; inanç, ibâdet ve hükümlerin
hepsinde uygulamıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şüphesiz ki,
eğitimciler için nümûne-i imtisâl ya’nî örnek insan, ideal eğitimci,</strong> bundan 14 asır
evvel, tek başına teblîğâta başlayarak 23 sene gibi çok kısa bir zaman
zarfında, târihin bir benzerini görmediği ve kıyâmete kadar da göremeyeceği
150.000 kâmil insânın meydâna gelmesine vesîle olan, “<strong>Asr-ı Saâdet”in
başmi’mârı sevgili Peygamberimizdir.</strong> </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/yuce-allah-kullarini-cennetine-davet-ediyor/">Yüce Allah, Kullarını Cennet’ine Da’vet Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhammed Aleyhisselâm, Her Bakımdan İnsanların En Üstünüdür</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/muhammed-aleyhisselam-her-bakimdan-insanlarin-en-ustunudur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jan 2014 12:52:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=2140</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her bakımdan insanların en üstünü olan Muhammed aleyhisselâm, kendisine peygamberliği bildirilmeden önce de, güzel ahlâkı, insanlara görülmemiş bir şekilde iyi</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/muhammed-aleyhisselam-her-bakimdan-insanlarin-en-ustunudur/">Muhammed Aleyhisselâm, Her Bakımdan İnsanların En Üstünüdür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Her
bakımdan insanların en üstünü olan Muhammed aleyhisselâm, kendisine
peygamberliği bildirilmeden önce de, <strong>güzel
ahlâkı, insanlara görülmemiş bir şekilde iyi davranması, sâkinliği, yumuşaklığı
ve diğer üstün hâlleriyle sevilmiştir.</strong> İnsanlar, bu hasletleri sebebiyle
O&#8217;na hayrân olmuşlardır. Mekke-i mükerremenin halkı, gördükleri şaşılacak
derecedeki doğru sözlülük ve güvenilirlikten dolayı, O&#8217;na daha gençliğinde <strong>“el-Emîn”, </strong>yani <strong>“kendisine her zaman güvenilir”</strong> lakabını verdiler. Böylece
gençliğinde bu isimle meşhûr oldu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine
gençliğinde <strong>“Hılfül-fudûl”</strong> adı
verilen bir teşkîlâta üye olup mağdûrların, mazlûmların, garîplerin yanında
olmuş, haksızlıklara dâimâ karşı çıkmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>PEYGAMBERİMİZE
GELEN İLK VAHİY </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber
Efendimiz, 40 yaşında iken, Peygamberliği henüz kendisine bildirilmeden önce,
Mekke-i Mükerreme’de Nûr dağındaki Hırâ Mağarası’nda tefekkür ve ibâdetle
meşgûl olurken, Cebrâil (aleyhisselâm), Ramazân ayının 17. gecesi gelip, ilk
İlâhî emri getirmişti. Bilindiği gibi, <strong>bu gelen ilk vahiy,</strong> <strong>“Alak
Sûresi”nin ilk beş âyet-i kerîmesi</strong> idi.&nbsp;
Meâl-i âlîsi şöyledir:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8220;(Ey Habibim Muhammed!)
Yaratıcı Rabbinin </strong>(Allahü teâlânın) <strong>adı ile
oku. O, insanı alaktan (</strong>yani pıhtılaşmış kandan) <strong>yarattı. Oku, senin Rabbin, en büyük kerem sâhibidir. O, kalemle</strong>
(yazı yazmayı<strong>) öğretendir. İnsana
bilmediğini O öğretti</strong> (ya&#8217;ni öğretir).&#8221;<strong> [</strong>Kur&#8217;ân-ı kerîm, 22
sene 2 ay 22 gün gibi bir zamanda vahyedilip tamâmlanmıştır.]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cihânı
aydınlatan İslâm güneşi böyle doğmuş, Kur&#8217;ân-ı kerîm, takrîben 23 senede
indirilmiş ve Peygamber Efendimizin teblîği ve İslâma da’veti de 23 sene
sürmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İlk
vahyin gelmesiyle, peygamberlik vazifesini îfâya başlayan Muhammed Mustafa
(sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz, İslâm&#8217;ı tebliğe yirmi üç sene devâm
etti. Bunun on üç senesi Mekke-i mükerreme’de, on yılı da Medine-i münevvere&#8217;de
geçmiştir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği
üzere, ilk emri, <strong>&#8220;Oku&#8221;</strong>
diye başlayan İslâm dîninde ilme büyük ehemmiyet verilmiştir. <strong>İlim
mevzûunda, ilmin temîn edeceği yüksek dereceler husûsunda, Kur&#8217;ân-ı kerîmde
müteaddid âyet-i celîleler ve Peygamber Efendimizin birçok hadîs-i şerîfleri
vardır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>PEYGAMBERİMİZİN
EN BÜYÜK MÛCİZESİ KUR’ÂN-I KERÎMDİR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber
Efendimiz, <strong>en büyük mûcize olarak Kur’ân-ı kerîmi ortaya koydu</strong> ki, 6.236
âyetinden [yuvarlak hesâpla 6.666 âyet diyoruz; bazı âyetlerin birleştirilmesi
ve besmelelerin âyet sayılıp sayılmamasına göre böyle farklı rakamlar var;
yoksa Kur’ân-ı kerîmde herhangi bir noksânlık veya fazlalık söz konusu değil]
biri gibi söyliyemezsiniz diye meydân okuduğu hâlde, 1.400 küsûr seneden beri,
dünyânın her tarafındaki bütün İslâm düşmanları elele vererek, mallar,
servetler dökerek uğraştıkları hâlde, söyleyemediler. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Arap,
Fars ve Türk edebiyâtında görülen “Na’t”lar, hep </strong>Resûlullah<strong>
için yazılmıştır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ömürlerinin
her safhasında Resûlullah Efendimizin aşkı ile yanıp tutuşan, yanık feryâdlar,
içli gözyaşları ve yakıcı mısralarla bu aşklarını dile getirenlerin en büyük ve
meşhûrlarından olan ve bu muhabbet deryâsından büyük pay sâhibi olan Mevlânâ
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri de Sevgili Peygamberimize olan muhabet ve aşkını
kasîdelerinde çok güzel bir şekilde dile getirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün müslümânlar, tezhîpli [süslenmiş] levhalar üzerine yazılan <strong>“hilye-i seâdet”</strong>leri [yani O&#8217;nun dış görünüşünü veya görünen bütün uzuvlarının şeklini, sıfatlarını, isimlerini ve güzel huylarını], câmi ve mescidlerde, ev ve iş yerlerinde gözlerinin önlerine asmışlar ve O’nu dâimâ kalplerinde bulundurmaya çalışmışlardır.   </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/muhammed-aleyhisselam-her-bakimdan-insanlarin-en-ustunudur/">Muhammed Aleyhisselâm, Her Bakımdan İnsanların En Üstünüdür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
