<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Editor, Prof. Dr. Ramazan Ayvallı sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/author/editor/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/author/editor/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 Mar 2019 14:19:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>“Hazret-İ Peygamberi Anma Ve Peygamberlere Saygı Haftası” Münâsebetiyle – 1</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/hazret-i-peygamberi-anma-ve-peygamberlere-saygi-haftasi-munasebetiyle-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2006 14:18:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=885</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilindiği gibi, “Diyânet İşleri Başkanlığı” ile “Türkiye Diyânet Vakfı”, takrîben çeyrek asırdan beri, Nisan ayında “Kutlu Doğum Haftası” münâsebetiyle, müştereken</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hazret-i-peygamberi-anma-ve-peygamberlere-saygi-haftasi-munasebetiyle-1/">“Hazret-İ Peygamberi Anma Ve Peygamberlere Saygı Haftası” Münâsebetiyle – 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği
gibi, <strong>“Diyânet İşleri Başkanlığı”</strong> ile <strong>“Türkiye Diyânet Vakfı”, </strong>takrîben
çeyrek asırdan beri, Nisan ayında <strong>“Kutlu Doğum Haftası”</strong> münâsebetiyle,
müştereken çeşitli faâliyetlerde bulunmaktadırlar. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu sene, bu
faâliyetler, 09-20 Nisan 2006 tarihleri arasında yapılacaktır. Haftanın adı da,
bu seneye mahsûs olmak üzere, “Hz. Peygamberi Anma ve Peygamberlere Saygı
Haftası” olarak tesbît edilmiştir.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bakımdan
biz, geçen hafta yazmaya başladığımız <strong>“Hulefâ-i Râşidîn” </strong>konusuna biraz
ara verip 3 hafta <strong>Peygamberler</strong> ve özellikle <strong>Sevgili Peygamberimiz</strong>den
bahsetmek istiyoruz. Ondan sonra inşâallah kaldığımız yerden konumuza devâm
ederiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şüphesiz ki
Allahü teâlâ, yarattığı şu mükemmel</strong> <strong>âlemle, kendi varlığını belli ettiği
gibi,</strong> kullarına çok acıdığı için, var&nbsp;
olduğunu <strong>ayrıca “Peygamber”leri vâsıtasıyla da bildirmiştir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhakkak ki
Cenâb-ı Hakk’ın <strong>kullarına olan ni’metlerinin en büyüğü,</strong> <strong>“Peygamber”ler
ve “Kitap”lar göndererek</strong> onlara sırât-ı müstakîmi, doğru yolu, Cennet
yolunu göstermesidir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Cenâb-ı Hakk’a
sonsuz hamd ü senâlar olsun ki, Peygamberleri vasıtasıyla, beşeriyete saâdet
yollarını göstermiş, iyi-kötü, güzel-çirkin her şeyi onlara öğretmiştir. Yüce
Allah, insanlara, kendileri için en doğru olan yaşayış tarzını bildirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Allahü teâlâ,</strong> dünyâya gönderdiği ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselâmdan
itibâren, Sevgili Peygamberimize gelinceye kadar bütün <strong>“Peygamber”</strong>leri vâsıtasıyla, <strong>kullarına,</strong> dünyâ ve âhirette râhat etmeleri, huzûr içerisinde, iyi
bir şekilde yaşamaları için, <strong>emir ve
yasaklarını, </strong>yanî ne yapmaları ve nelerden sakınmaları lâzım olduğunu,<strong> beğendiği ve beğenmediği bütün işleri
bildirmiştir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Allahü
teâlâ, kullarının îmân etmelerini, ibâdet yapmalarını, güzel ahlâka sâhip
olmalarını, kendi aralarında kardeşçe yaşamalarını, sevişmelerini, birbirlerine
yardımcı olmalarını istemiş ve emretmiştir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İnsanlar, Allah’ın Peygamberlerine tâbi
olup, emir ve yasaklarına uydukları müddetçe, huzûrlu ve râhat bir hayât yaşamışlar,
birbirlerini sevip-saymışlardır. Emirlere ve yasaklara uymadıklarında ise,
huzûrsuz olmuşlar, râhatları bozulmuş; ahlâksızlık, zulüm ve haksızlık bütün
cemiyeti sarmıştır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün
insanlığın çok bunaldığı, çözmekte sıkıntıya düştüğü&nbsp; her şeyin çözüm ve çâresi, aslında bizim
yüksek kültür ve medeniyetimizde, özellikle mukaddes dînimiz İslâmiyette
vardır. Bugün çok perişan hâlde olan insanlığın kurtuluşu için, bizim bu yüksek
kültür ve medeniyetimizden istifâde edilmelidir.&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">Meselâ
günümüzde bütün dünyanın başını ağrıtan anarşi ve terör konusunda da şunu
söyliyebiliriz: </p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyâya
gönderilen ilk insan ve aynı zamanda ilk Peygamber olan Hz. Âdem’den son
Peygamber Muhammed aleyhisselâm’a gelinceye kadar gelmiş-geçmiş bulunan&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;6&nbsp;
<strong>“Ülü’l-azm Peygamber”</strong>, 313 <strong>“Resûl”</strong> ve 124.000’den ziyâde <strong>“Nebî”</strong>nin
getirdiği ahkâm-ı dîniyyede&nbsp; <strong>dînin,
nefsin(cânın), aklın, neslin[ırzın, nâmûsun], mâlın ve benzeri değerlerin korunması</strong>
öngörülmüştür. Allahü teâlâ ve Peygamberleri, emir ve yasaklarında, bunları
koruma altına almışlardır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Halbuki
bugün bütün dünyâda bunların masûniyeti ihlâl edilmekte, bu sayılanlar da dâhil
olmak üzere, bütün insan hakları ciddî bir şekilde halel-dâr olmaktadır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mukaddes
dînimizde <strong>adam öldürmek, yaralamak, malını almak, çalmak</strong> şöyle dursun, <strong>kalp
kırmak bile büyük günâhlardan</strong>dır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun için
Yunus Emre’miz:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Eğer bir
gönül yıktınsa bu kıldığın namaz değil; </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&nbsp;Yetmişiki millet dahî elin yüzün yumaz değil “</strong>
demektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kezâ bir
müslimin veya zimmî bir gayr-i müslimin <strong>gıybetini yapmak harâm</strong>dır. <strong>İftirâ
atmak ise daha büyük günâhtır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İnsanlığın doğru yolu bulması, ahlâken
yükselmesi, bütün beşeriyetin dünyâda ve âhirette huzûra kavuşmaları için,</strong> <strong>son
Peygamber olarak Muhammed aleyhisselâm gönderilmiştir.</strong> <strong>&#8220;Gerçekten sen, büyük bir ahlâk
üzeresin&#8221;</strong> (Kalem, 4) âyetinde, Allah&#8217;ın iltifâtına mazhar olan
Sevgili Peygamberimiz, Kur&#8217;ân&#8217;dan ibâret olan güzel ahlâkını, hem hayâtında
sergilediği tatbîkâtıyla, hem de güzel emir ve tavsiyeleriyle ümmetine teblîğ
etmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Zâten güzel ahlâk, İlâhî vahye dayanan
dînden neş’et eder. Ancak dîne dayanan ahlâk müessesesi insanların rûhlarını
tatmîn eder, huzûra kavuşturur ve maddî-manevî yükselmelerini sağlar.</strong> Dolayısıyla Allah&#8217;ın ve Resûlünün bize
öğrettikleri edep ve ahlâk, değişmeyen en güzel ve en doğru ahlâktır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Filozofların bir kısmı, ahlâkı hazza, zevke,
nefse, maddî bir menfaate dayandırmak istemişlerdir. Halbuki bunların hiç biri,
ahlâk için kâfî bir dayanak ve insana huzûr kaynağı olamamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8220;O’nun
şahsında, Allah&#8217;ı ve Âhiret gününü umanlar ve Allah&#8217;ı çokça hatırlayanlar için
güzel edeb ve ahlâk nümûneleri vardır &#8221; </strong>(Ahzâb, 21) âyet-i kerîmesi,
Muhammed aleyhisselâmın <strong>“üsve-i hasene” </strong>[nümûne-i imtisâl = en güzel
örnek] olduğunu ne güzel ifâde etmektedir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed
aleyhisselâm da, <strong>“İyi huyları
tamamlamak, yerleştirmek için gönderildim”</strong> buyurmuştur. </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hazret-i-peygamberi-anma-ve-peygamberlere-saygi-haftasi-munasebetiyle-1/">“Hazret-İ Peygamberi Anma Ve Peygamberlere Saygı Haftası” Münâsebetiyle – 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hulefâ-i Râşidîn=4 Büyük Halîfe” Kimlerdir-2</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/hulefa-i-rasidin4-buyuk-halife-kimlerdir-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Mar 2006 14:16:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=880</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamber Efendimizin torunlarından ve Sofiyye-i aliyyenin en büyüklerinden,&#160; gavs-i a’zam, seyyid Abdülkadir-i Geylânî hazretleri buyuruyor ki: “Muhammed aleyhisselâmın ümmeti, başka</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hulefa-i-rasidin4-buyuk-halife-kimlerdir-2/">“Hulefâ-i Râşidîn=4 Büyük Halîfe” Kimlerdir-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Peygamber
Efendimizin torunlarından ve Sofiyye-i aliyyenin en büyüklerinden,&nbsp; gavs-i a’zam, <strong>seyyid Abdülkadir-i Geylânî</strong>
hazretleri buyuruyor ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Muhammed
aleyhisselâmın ümmeti, başka Peygamberlerin ümmetlerinden daha üstündür. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu ümmetin
de en üstünü,</strong> Ona îmân ederek mübârek yüzünü görmekle şereflenen <strong>Eshâb-ı
kirâmdır</strong> ki, hepsi O’na tâbi olmuş, O’nun için harp etmiş, O’nun uğruna
canlarını, mallarını fedâ etmişlerdir. O’nun emrini yapmak, birinci vazifeleri
olmuş, her şeyde O’nun yardımcısı olmuşlardır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu Eshâbın
da en üstünü Hudeybiye’de, Resulullah’a bîat edip,</strong> O’nun için ölmeye hâzır
olduklarına söz veren <strong>kahramanlar</strong>dır. Bunlar, 1.400 kişi idi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bunların da
en üstünü, Bedir muhârebesinde bulunanlar</strong>dır ki, bunlar 313 kişi idi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bunların da
en üstünü, ilk müslüman olan kırk kişi</strong>dir ki, kırkıncısı Hz. Ömerdir;
bunların otuzdördü erkek, altısı kadındır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bunların da
en üstünü “</strong><strong>Aşere-i mübeşşere”</strong>, yani Cennete girecekleri ismen
müjdelenen on kişidir. Bunlar, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr bin
Avvâm, Abdurrahman bin Avf, Sa’d ibni Ebi Vakkâs, Saîd bin Zeyd, Ebu Ubeyde bin
Cerrâh hazretleridir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bunların da
en üstünü “Hulefâ-i Râ</strong><strong>şidîn”
</strong>yani dört halife olup, <strong>bunların da en üstünü Hz. Ebu Bekir,</strong> sonra
Hz. Ömer, ondan sonra Hz. Osman, ondan sonra Hz. Ali’dir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük âlim
Ahmed İbn-i Hacer-i Mekkî Heytemî’nin, Sahâbe-i Kirâmın üstünlüklerini ilmî
delîl, sened ve vesîkalarla anlattığı <strong>“es-Savâiku’l-Muhrika”</strong> isimli
kıymetli kitâbından da, konumuzla ilgili iki hadîs-i şerîf nakledelim:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili
Peygamberimiz buyurdular ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1<strong>–“Allahü
teâlâ, beni insanların en asîl-zâdesi olan Kureyş kabîlesinden seçdi ve bana
insanlar arasından en iyileri eshâb (arkadaşlar) olarak ayırdı. Bunlardan
birkaçını bana vezîr (dîn-i İslâmı insanlara bildirmekde yardımcı) olarak
seçdi. Bunlardan ba’zılarını da Eshâr (ya’nî zevce tarafından akrabâ olarak)
ayırdı. Bunlara sebbedenlere (sövenlere), iftirâ edenlere, Allahü teâlânın,
bütün meleklerin ve insanların la’neti olsun! Allahü teâlâ, kıyâmet günü,
bunların farzlarını ve sünnetlerini kabûl etmez.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2 – “Eshâbımı, akrabâmı ve bana yardım
eden, gösterdiğim yolda gidenleri sevmekte benim hakkımı koruyunuz! Onları
sevmek sûretiyle benim Peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyâda
ve âhırette belâlardan, zararlardan korur. Benim Peygamberlik hakkımı
düşünmiyerek, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın
sevmediği kimselere ise azâb etmesi pek yakındır.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu hadîs-i şerîfler, açıkça gösteriyor ki, Eshâb-ı
Kirâmın her birini sevmemiz, hepsine saygı göstermemiz lâzımdır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hulefâ-i
râşidînden ilk ikisi olan Hz. Ebû Bekr ve Hz. Ömer, Resulullah Efendimizin&nbsp; hem eshârı ya’nî zevce tarafından akrabâsı,hem de vezîrleri idiler. Çünkü birincisi, ezvâc-ı tâhirâttan Hazret-i
Âişe’nin babası (radıyallahü anhümâ), diğeri de yine zevcât-ı tâhirâttan
Hazret-i Hafsa’nın babası (radıyallahü anhümâ) idiler. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Seyyid Allâme
Muhammed Emîn İbn-i Âbidîn’in, <strong>“Hâşiyetü Reddi’l-Muhtâr”</strong>&nbsp;isimli eserinde (2. ciltte) ve Hindistân
âlimlerinden bir hey’etin hâzırladığı <strong>“Fetâvâ-yı Âlemgîriyye (veya Hindiyye)”</strong>
adlı eserde (4. ciltte), Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’e sövmenin küfür (ya’ni
dînden çıkmak olduğu) açıkça ifâde edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hazret-i
Ebû Bekr,</strong> 632 senesinde, Peygamber Efendimizin vefât ettiği gün, Eshâb-ı kirâm tarafından halîfe seçildi. <strong>2
sene 3 ay 10 gün</strong> <strong>halîfelik yapt</strong><strong>ı.</strong> <strong>Peygamberlerden sonra Eshâb-</strong><strong>ı kirâm</strong><strong>ın ve insanlar</strong><strong>ın en üstünüdür. </strong>Peygamber
Efendimiz ne söylerse, hemen kabul ve tasdik ederdi. Bu sebeple Peygamber
Efendimiz, ona <strong>“S</strong><strong>ıddîk”</strong>
lakabını vermiştir.
Kur’ân-ı kerîmde de zikrolunduğu üzere, hicrette Resûlullah ile berâber idi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hazret-i
Ömer,</strong> Hazret-i Ebû Bekr tarafından
halîfe seçildi. 634 senesinde halîfe olup, <strong>10 sene 2 ay 11 gün</strong> <strong>halîfelik
yapt</strong><strong>ı.</strong> <strong>Hazret-i
Ebû Bekr’den sonra Eshâb-</strong><strong>ı
kirâm</strong><strong>ın en üstünüdür. </strong>Benzeri
görülmemiş derecede üstün
adâleti sebebiyle <strong>“Ömerü’l-Âdil”</strong> ve hak ile bâtılı birbirinden
ayıran mânâsında <strong>“Fârûk”</strong> lakabı ile meşhur olmuştur. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hazret-i
Osman,</strong> Hazret-i Ömer’in tâyin ettiği
bir heyet tarafından 644’te
halîfe seçildi. <strong>11 sene 6 ay 14 gün</strong> <strong>halîfelik yapt</strong><strong>ı.</strong> Peygamber Efendimize iki defâ
dâmât olmakla şereflendiği için iki nûr sahibi mânâsına <strong>“Zin-nûreyn”</strong> lakabıyla meşhur olmuştur.
O derece hâyâ sahibiydi ki, melekler dahi ondan hâyâ ederdi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hazret-i
Ali,</strong> 656 senesinde, Eshâb-ı
kirâmın ittifâkıyla halîfe seçildi. <strong>4 sene 8 ay
11 gün halîfelik yapt</strong><strong>ı.</strong>
<strong>Eshâb-</strong><strong>ı kirâm</strong><strong>ın büyüklerinden ve Peygamber
Efendimizin dâmâd</strong><strong>ı</strong>
olup, hiç puta tapmadan Müslüman olduğu
için <strong>“Kerremallahü vecheh”</strong>, kahramanlığı ve çok cesûr olması
sebebiyle <strong>“Kerrâr”</strong> ve <strong>“Esedullahi’l-Gâlib”</strong> lakaplarını almıştır. Ayrıca takdir-i İlâhî’ye gösterdiği rızâdan
dolayı da <strong>“Murtezâ”</strong>
lakabı verilmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu
makalemizde, <strong>“Hulefâ-i râşidîn”</strong> hazerâtını kısaca zikretmiş olduk.
Bildiğiniz gibi, <strong>“Oniki İmâm”</strong>dan bahsederken, <strong>Hazret-i Alî</strong>
efendimizi uzunca anlatmıştık. İnşâallah bundan sonraki makalelerimizde, diğer
üç halîfeyi biraz uzunca ele alacağız. </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hulefa-i-rasidin4-buyuk-halife-kimlerdir-2/">“Hulefâ-i Râşidîn=4 Büyük Halîfe” Kimlerdir-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Hulefâ-i Râşidîn=4 Büyük Halîfe” Kimlerdir-1</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/hulefa-i-rasidin4-buyuk-halife-kimlerdir-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2006 14:16:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=878</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tıp”, “Hukûk”, “Edebiyât” ve benzeri ilim dallarında olduğu gibi, dînî ilimlerde de bazı “ta’bîr(terim)”ler vardır.&#160; Literatürümüzde, “Hulefâ-i Râşidîn”, “Aşere-i Mübeşşere”,</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hulefa-i-rasidin4-buyuk-halife-kimlerdir-1/">“Hulefâ-i Râşidîn=4 Büyük Halîfe” Kimlerdir-1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Tıp”, “Hukûk”, “Edebiyât”</strong> ve benzeri ilim dallarında olduğu gibi, <strong>dînî
ilimlerde de bazı “ta’bîr(terim)”ler</strong> vardır.&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">Literatürümüzde, <strong>“Hulefâ-i Râşidîn</strong>”,
<strong>“Aşere-i Mübeşşere”, “Eshâb-ı Bedir</strong>” <strong>“Ehl-i Beyt, Âl-i Beyt, Âl-i
Abâ”</strong> ve <strong>“12 İmâm”</strong> terimlerine çok rastlarız. </p>



<p class="wp-block-paragraph">27-28 Ocak,
10-11 Şubat, 18-19 Mart tarihli makalelerimizde, <strong>“Oniki İ</strong><strong>mâm</strong><strong>”</strong> hazerâtı [yani <strong>Hazret-i Alî, Hazret-i Hasan, Hazret-i
Hüseyin, İmâm Zeyne’l-âbidîn, İmâm Muhammed Bâkır, İmâm Ca’fer-i Sâdık, İmâm
Mûsâ Kâzım, İmâm Alî Rızâ, İmâm Muhammed Cevâd Tak</strong><strong>î, </strong><strong>İmâm Alî Nak</strong><strong>î,
</strong><strong>İmâm Hasan Askerî Zekî ve İmâm
Muhammed Mehdî hazretleri</strong>] üzerinde durmuştuk. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün,<strong> Sahâbe-i kirâmın en&nbsp; büyükleri olan “Hulefâ-i Râşidîn”</strong>
üzerinde bir nebze durmak istiyoruz. Ama önce sizlere, önemine binâen, Sahâbe-i kirâm
hakkında, <strong>3 âyet-i kerîme ve 5 hadîs-i şerîf meâli</strong> takdîm edeceğiz. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü teâlâ,
Kur’ân-ı&nbsp; kerîmde meâlen buyuruyor ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- “</strong>(İslâmda)
<strong>birinci dereceyi kazanan Muhâcirler </strong>(Mekke-i mükerreme’den Medîne-i
münevvereye hicret eden Sahâbîler)<strong> ve Ensâr </strong>(Muhâcirlere yardım eden
Medineli Müslümanlar)<strong> ile güzellikle onlara tâbi olanlardan Allah râzî
olmuştur; onlar da, Allah’dan râzî olmuşlardır. Allah, bunlar için, içinde
ebedî, temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. İşte
bu, en büyük bahtiyârlık(kurtuluş)tur.”</strong>(Tevbe sûresi, 100 )</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2- “Siz,
insanlar için çıkarılmış, en hayırlı bir ümmetsiniz&#8230;”</strong>&nbsp; (Âl-i İmrân sûresi, 110 ) Ya’nî
Peygamberlerden sonra, bütün insanların en iyilerisiniz!</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3- “Sana,
Allahü teâlâ&nbsp; ve sana tâbi’ olan
mü’minler yetişir.”</strong>( Enfâl sûresi, 64 ) </p>



<p class="wp-block-paragraph">İslâmın ilk
zamânlarında Sahâbe-i kirâm çok az idi. Fakat, Allahü teâlâ’nın yanında
dereceleri pek yüksek olduğundan, sevgili Peygamberine hitâben, <strong>“dîni
yaymakta onlar sana kâfîdirler”</strong> buyurdu. <strong>Sahâbe-i&nbsp; kirâmı medheden başka âyet-i kerîmeler de
vardır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eshâb-ı
kirâmın büyüklüğünü, derecelerinin yüksekliğini bildiren hadîs-i şerîfler de
pek çok&nbsp; olup birçok kitapta yazılıdır:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1 &#8211; “Zamân(asır)lar
ahâlîsinin en hayırlısı (en iyisi), benim asrımın ahâlîsidir. </strong>[Ya’nî
Sahâbe-i kirâmın hepsidir.]<strong> Ondan sonra ikinci asrın, ondan sonra üçüncü
asrın mü’minleridir.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2-
“Eshâbımın herbiri gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidâyete
kavuşursunuz.”</strong> Ya’nî hangisinin sözü ile hareket ederseniz, doğru yolda yürürsünüz.
Denizlerde, çöllerde, yıldızlarla ve pusulalarla cihet bulunduğu, yol alındığı
gibi, bunların sözleriyle hareket edenler de, doğru yolda giderler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3-
“Eshâbımın hiçbirine dil uzatmayınız. Onların şânlarına yakışmıyan birşey
söylemeyiniz! Nefsim elinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, sizin biriniz
Uhud dağı kadar altın sadaka verse, Eshâbımdan birinin bir müd (875 gr.) arpası
kadar sevâb alamaz.”</strong> Çünkü, sadaka vermek ibâdettir. İbâdetlerin sevâbı
niyyetin temizliğine göredir. Bu hadîs-i şerîf, Eshâb-ı kirâmın kalblerinin ne
kadar temiz olduğunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4-
“Eshâbıma dil uzatmakta Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü
niyyetlerinize hedef tutmayınız! Nefsinize uyup, kin bağlamayınız! Onları
sevenler, beni sevdikleri için severler. Onları sevmiyenler, beni sevmedikleri
için sevmezler. Onlara elle, dille eziyyet edenler, gücendirenler, Allahü
teâlâya eziyyet etmiş olurlar ki, bunun da muâhazesi, ibret cezâsı gecikmez,
verilir.”&nbsp; </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5 – “Beni
gören veyâ beni görenleri gören bir müslümânı Cehennem ateşi yakmaz.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu girişten sonra, şimdi gelelim bugünkü
konumuza:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Hulefâ-i Râşidîn (Râşid Halîfeler)</strong><strong>”,</strong> Peygamber Efendimizin vefâtından sonra, sırasıyla halîfe olan “<strong>ilk dört halîfe”</strong>ye yanî <strong>Hz. Ebû
Bekr, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’ye</strong> verilen isimdir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ehl-i
sünnet i’tikâd</strong><strong>ında,
dört büyük halîfenin üstünlük s</strong><strong>ıras</strong><strong>ı, halîfelik s</strong><strong>ıras</strong><strong>ına göredir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ümmetin en
büyük âlimlerinden olan İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleri, <strong>“el-Fıkhu’l-Ekber”</strong>
isimli kitâbında buyuruyor ki:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“Peygamberlerden sonra insanların en
fazîletlisi, <strong>Hazret-i Ebû Bekr es-Sıddîk</strong>,
sonra <strong>Ömer el-Fârûk</strong>, sonra <strong>Zü’n-Nûreyn</strong><strong> Osmân b. Affân</strong>, daha sonra <strong>Alî el-Murtazâ</strong>’dır. (Allahü teâlâ
hepsinden razı olsun.) Onlar doğruluk üzere, doğruluktan ayrılmayan, <strong>ibâdet eden</strong> kimselerdir. <strong>Bir
müslümanın, onların hepsine sevgi ve saygı duyması gerekir.</strong> (Her Müslüman,)
<strong>Hazret-i Peygamber’in ashâbının hepsini, sadece hayırla anar</strong> (onların
hiçbirine aslâ küfür ve lânet etmediği gibi, hakâret edici ve kötüleyici söz de
söylemez).” </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Peygamberimiz
Muhammed aleyhisselâm</strong><strong>ın
ba</strong><strong>şl</strong><strong>ıca üç vazîfesi</strong> <strong>vard</strong><strong>ı:</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">a) Allahü
teâlânın emir ve yasaklarını öğretmek, </p>



<p class="wp-block-paragraph">b) Din ve
dünyâ işlerini, dînin gâyesini
yerine getirecek şekilde
yürütmek, </p>



<p class="wp-block-paragraph">c) Mürşid (rehber) olarak insanları terbiye edip, kemâle ulaştırmak. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Hulefâ-i
Râ</strong><strong>şidîn” de, bu üç
vazîfeyi birlikte yapt</strong><strong>ılar.
</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bunlardan
sonra gelen halîfeler ise, 3 vazîfeden yaln</strong><strong>ız saltanat vazîfesini yapt</strong><strong>ılar.</strong> <strong>İlim
ö</strong><strong>ğretmek vazîfesi Mezheb
</strong><strong>İmâmlar</strong><strong>ına, insanlar</strong><strong>ı terbiye edip kemâle ula</strong><strong>şt</strong><strong>ırmak vazîfesi de Tasavvuf Büyüklerine, Evliyâya verildi.</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/hulefa-i-rasidin4-buyuk-halife-kimlerdir-1/">“Hulefâ-i Râşidîn=4 Büyük Halîfe” Kimlerdir-1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Oniki İmam” Denilen Büyük Zâtlar – 6</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/oniki-imam-denilen-buyuk-zatlar-6/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Mar 2006 14:15:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugünkü makalemizle, Oniki İmâm hazretlerini tamamlıyacağız. İnşâallah ileride fırsat bulunca, onların kıymetli sözlerinden ve kerâmetlerinden de bazı nakıller yapacağız. 8-</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/oniki-imam-denilen-buyuk-zatlar-6/">“Oniki İmam” Denilen Büyük Zâtlar – 6</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bugünkü makalemizle,
Oniki İmâm hazretlerini tamamlıyacağız. İnşâallah ileride fırsat bulunca,
onların kıymetli sözlerinden ve kerâmetlerinden de bazı nakıller yapacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8- İMÂM ALÎ
RIZÂ (rahmetullâhi teâlâ aleyh): </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber Efendimizin
soyundan olup, ilim, takvâ, ahlâk, şecâat
ve asâlet bakımından zamanındaki insanların
en üstünlerindendir. <strong>İmâm Mûsâ Kâzım’ın oğlu ve İmâm Muhammed Cevâd Takî
hazretlerinin babasıdır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmâm Alî
Rızâ, oniki imâmın sekizincisidir. </strong>Künyesi “Ebü’l-Haseni’s-sânî”, lakabı <strong>“R</strong><strong>ızâ”</strong>, “Sâbir”, “Râzî”dir</p>



<p class="wp-block-paragraph">153 [m. 770]
senesinde Medîne-i münevvere’de tevellüd ve 203 [m. 818] yılında, Ramazan-ı şerif ayının yirmi üçüncü [Cuma] günü Tûs,
ya’nî Meşhed’de vefât etdi. Hârûn Reşîd’in
kabri yanına defn edildi.
Kabr-i şerîfi ziyâret
edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cenâze namazını, Abbâsî Halîfesi Me’mûn kıldırdı. Halîfe, İmâm Alî Rızâ
hazretlerini çok sever ve sayardı. Kızkardeşi Ümmü Habîbe’yi ona, kızı Ümmü’l-Fazl’ı
da Ali Rıza’nın oğlu Muhammed Cevâd’a vererek ona akraba oldu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendisi Merv şehrindeyken, yerine halîfe olmasını
emir ve i’lân edip, herkese bîat ettirdi, paralara ismini yazdırdı. Bayrağı ve
asker elbisesini siyâh yerine yeşil yaptı. Fakat, İmâm Alî Rızâ, ondan önce
vefât etti. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İlim ve takvada yüksek bir zat olan İmâm Ali Rızâ’nın
sohbetlerinde pekçok âlim ve evliyâ yetişti.
Tıpla ilgili bir risâlesi ve
kendisine nisbet edilen bazı
eserleri vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bâyezîd-i
Bistâmî ve Ma’rûf-i Kerhî gibi zâtlar </strong><strong>İmâm Ali R</strong><strong>ızâ’n</strong><strong>ın sohbetlerinde kemâle geldiler.</strong>
</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok
kerâmetleri görüldü. Üstün hâlleri, menâkıb kitâblarında
yazıldı.<strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9- İMÂM
MUHAMMED CEVÂD TAKÎ (rahmetullâhi teâlâ aleyh): </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah
Efendimizin torunlarından, Hazret-i Ali ile Hazret-i Fâtıma’nın evlâdındandır.
Hazret-i Hüseyin’in torunlarından olduğu için <strong>“seyyid”</strong>dir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmi Muhammed
Cevâd bin Ali bin Mûsâ Kâzım bin Câfer-i Sâdık bin Muhammed Bâkır bin Zeynel-âbidîn
bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib’dir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmâm Alî
Rızâ’nın oğlu</strong>dur. Künyesi “Ebû Câfer”,<strong> “</strong><strong>İmâm-</strong><strong>ı Takî”</strong>
lakabı ile meşhûrdur. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Oniki
imâmın dokuzuncusudur. İmâmlığı onaltı sene iki ay ondört gündür. Daha küçük
yaşta, büyük ve derin bir âlim olmuştur.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">195 [ m. 811]senesinde Receb ayının onundaMedîne’de tevellüd ve 220 [m. 835]
senesinde Zilhicce ayının altısındaBağdâd’da vefât etti. Kabri, dedesi
Mûsâ Kâzım hazretlerinin kabrinin arkasındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halîfe Me’mûn,
kızı Ümmü Fadl’ı Muhammed Cevâd ile evlendirmiş, Medîne’ye yollamış ve her yıl
on bin dirhem göndermiştir. Ali Nakî ve Mûsâ isminde iki oğlu, Fâtıma ve Ümâme
isminde iki de kızı vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zevcesi
Ümmü’l-Fadl’ın amcası olan Halîfe Mu’tasım ile görüşmek için Bağdâd’a gidince
vefât etmiştir. Zevcesi sarâya alınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm Muhammed
Cevâd’ın menkıbeleri ve kerâmetleri çoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>10- İMÂM
ALÎ NAKÎ (rahmetullâhi teâlâ aleyh):</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Peygamber Efendimizin
soyundan olup, ilim, takvâ, ahlâk, şecâat ve asâlet bakımından zamanındaki
insanların en üstünlerindendir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hazret-i Ali
ve Hazret-i Fâtıma’nın evlâdından, <strong>İmâm Muhammed Cevâd Takî’nin oğlu</strong>dur.
Künyesi, <strong>“Ebü’l-Hasen-i Askerî”</strong>dir. <strong>“Hâdî”</strong> lakabı ile meşhur oldu.
</p>



<p class="wp-block-paragraph">829 (h. 214)
senesinde Medine-i münevverede doğdu. 868(h. 254)’de Bağdat’ın Sâmerrâ
nahiyesinde vefat etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Oniki
imamın onuncusudur.</strong> Seyyid Alî Nakî’nin <strong>imâmlığı otuzüç yıl altı ay
yirmiyedi gündür.</strong> Hasen-i Askerî, Hüseyin ve Ca’fer adında üç oğlu ve bir
kızı vardı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm Alî Nakî’nin
üstün hâlleri ve menkıbeleri menâkıb kitâblarında yazılıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>11- İMÂM
HASAN ASKERÎ ZEKÎ (rahmetullâhi teâlâ aleyh): </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmâm Alî
Nakî’nin oğlu</strong>dur. İsmi Hasan olup, künyesi “Ebû Muhammed”dir. <strong>“Zekî”</strong>,
“Hâlis” ve “Sirâc” lakablarıyla bilinir. Sâmerrâ’da oturduğu “el-Asker”
mahallesine izâfeten, <strong>“el-Askerî”</strong> nisbetiyle meşhur olmuştur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">846(h. 232)’da
Medîne’de doğdu. Babasının ikâmete mecbur tutulduğu Sâmerrâ’ya iki yaşındayken
gelen Hasan el-Askerî orada büyüdü. Abbâsî Halîfesi El-Mu’temid zamânında,
875(h. 261)’te vefât eden Hasan bin Ali el-Askerî, Bağdat yakınındaki Sâmerrâ’da
babasının yanına defnedildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Oniki
imâmın onbirincisidir.</strong> Zamânının âlimlerinden ilim tahsil etti. Fars, Hint
ve Türk dillerini öğrendi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Cesur, cömert,
kerîm ve âlim bir zât olan Hasan bin Ali el-Askerî’nin, <strong>oniki imâmın
onikincisi ve sonuncusu olan Muhammed Mehdî adında bir oğlu vardı. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Güzel ahlâk
sâhibi ve velî bir zât olup, kerâmet ehliydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>12- İMÂM
MUHAMMED MEHDÎ (rahmetullâhi teâlâ aleyh):</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmi <strong>Muhammed bin Hasan-ı Askerî bin Ali</strong>’dir. Künyesi <strong>“Ebü’l-Kâsım”</strong>,
lakabı <strong>“Mehdî”</strong>, “Kâim” ve “Muntazar”dır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">870 (h. 257) senesi Ramazan ayının yirmiüçüncü günü Sâmerrâ’da doğdu. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Oniki imâmın sonuncusudur.</strong> İlim, fazîlet ve güzel ahlâk sâhibi
bir zât olan Muhammed Mehdî, insanlardan uzaklaşıp, uzlete çekilince, “<strong>ebdâl”
zümresine girdi</strong>. </p>



<p class="wp-block-paragraph">O zamânın kutbu Ali bin Hüseyin Bağdâdî vefât edince, İmâm Muhammed
Mehdî onun cenâze namazını kıldırdı ve onun yerine “<strong>kutup”luk makâmı da ihsân
edildi</strong>. </p>



<p class="wp-block-paragraph">888 (h. 275) senesinde vefât edip, Medîne-i münevvere’de defn olundu.</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/oniki-imam-denilen-buyuk-zatlar-6/">“Oniki İmam” Denilen Büyük Zâtlar – 6</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Oniki İmâm” Denilen Büyük Zâtlar &#8211; 5</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/oniki-imam-denilen-buyuk-zatlar-5/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Mar 2006 14:14:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha önce yazdığımız 4 makâlemizde, “Oniki İmâm”dan 5 tanesi üzerinde kısaca durmuştuk. Araya “Karikatür krizi” girince, biraz ara verip Peygamber</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/oniki-imam-denilen-buyuk-zatlar-5/">“Oniki İmâm” Denilen Büyük Zâtlar &#8211; 5</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Daha önce yazdığımız 4 makâlemizde,<strong> “Oniki
İmâm”dan 5 tanesi </strong>üzerinde kısaca durmuştuk. Araya<strong> “Karikatür krizi” </strong>girince,
biraz ara verip Peygamber Efendimizden bahsetmek îcâb etti.<strong> “Oniki İmâm”</strong>la
ilgili son makalemizde,<strong> “İmâm Zeynel-âbidîn” </strong>ile<strong> “İmâm Muhammed
Bâkır” </strong>hazretlerini anlatmış ve<strong> “İmâm Ca’fer-i Sâdık”</strong>tan da birazcık
bahsetmiştik. Bu büyük zâtın hayâtına şimdi devâm edelim.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6- İMÂM CA’FER-İ SÂDIK (rahmetullâhi
teâlâ aleyh):</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmâm
Ca’fer-i Sâdık bin Muhammed Bâk</strong><strong>ır
bin </strong><strong>İmâm Zeynel-âbidîn
bin Hazret-i Hüseyin bin Hazret-i Ali (</strong>702-765 (h. 83-148),&nbsp; <strong>Tâbiîn’in, evliyân</strong><strong>ın ve </strong><strong>İslâm âlimlerinin yükseklerinden ve büyüklerindendir.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">İmâm Câfer-i Sâdık,<strong> “Oniki </strong><strong>İmâm”</strong>ın altıncısı ve <strong>“Silsile-i aliyye”</strong>nin de dördüncüsüdür. Yedi erkek,
üç kız evladı olup, büyük oğlu İsmâ&#8217;îl, kendisinden önce vefât&nbsp; ettiğinden, <strong>yedinci imâm, ikinci oğlu Mûsâ
Kâzım hazretleri olmuştur.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dînî
ilimleri, babas</strong><strong>ı
Muhammed Bâk</strong><strong>ır’dan ö</strong><strong>ğrendi. İlmi ve kemâli eşsiz idi. </strong><strong>İlim ve fâzîlette zamân</strong><strong>ın</strong><strong>ın bir tânesi oldu. Tefsîr ilmindeki derecesi pek yüksekti.</strong> İnce mârifetleri bildiren sözleri
nükte ve latîfeleri pek meşhûrdur.&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün dîn
bilgilerinde olduğu gibi, <strong>zamân</strong><strong>ın</strong><strong>ın bütün fen ilimlerinde de söz sâhibiydi.</strong> Hele kimyâ
ilminde, zamanının bir tânesi idi. Kimyânın babası sayılan meşhûr kimyâger Câbir, bunun
derslerinde yetişti. Yetiştirdiği talebeler, cebir ve kimyâ ilimlerinde
çeşitli keşifler yapmışlar, bu ilimlerin temel sistematiğini kurmuşlardır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmâm Câfer’in en me</strong><strong>şhûr talebesi, Hanefî mezhebinin
kurucusu ve Ehl-i Sünnetin reîsi sayılan </strong><strong>İmâm-</strong><strong>ı
A’zam Ebû Hanîfe Nu’mân bin Sâbit’tir.</strong> İmâm-ı A’zam, İmâm
Câfer-i Sâdık’ın derslerine ve sohbetlerine devâm
ederek, o gizli ve âşikâr
mârifet kaynağından ilim ve
evliyâlık yolunda çok istifâde
etti, <strong>“ârif-i billah”</strong> oldu. O’nun yüksek huzûrunda kavuştuğu mertebeleri anlatmak için, <strong>&#8220;O iki sene olmasayd</strong><strong>ı, Nu’mân helâk olmu</strong><strong>ştu&#8221;</strong> buyuran İmâm-ı A’zam, bu sözüyle, <strong>hocas</strong><strong>ı Câfer-i Sâd</strong><strong>ık
hazretlerinin büyüklü</strong><strong>ğünü,
k</strong><strong>ıymetini, kavu</strong><strong>ştu</strong><strong>ğu dereceleri anlatmak istemi</strong><strong>ştir.&nbsp; </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bütün
tasavvuf yollar</strong><strong>ı,
Câfer-i Sâd</strong><strong>ık
Hazretlerinde birle</strong><strong>şmektedir.</strong>
İmâm Câfer-i Sâdık, iki yoldan Resûlullah’a bağlıdır. Birisi
babalarının yolu olup, Hazret-i Ali vâsıtasıyla Resûlullah’a ulaşır.
Buna <strong>“Vilâyet yolu”</strong> denir. İkincisi,
annesi tarafından dedelerinin
yolu olup, Hazret-i Ebû Bekr vâsıtasıyla Resûlullah’a bağlanmaktadır. Bu yola da <strong>“Nübüvvet yolu”</strong> denir.&nbsp; </p>



<p class="wp-block-paragraph">Pekçok kerâmeti
görülmüş ve menkıbeleri kitaplarda yazılmıştır. Namaz kılarken kendinden geçip, düştüğü olurdu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci Abbâsî halîfesi olan Ebû Câfer Mansûr, kendisine düşman idi. Bir
kere öldürtmek istedi ise de, [Ferîdüddîn-i Attâr’ın <strong>“Tezkire-i Evliyâ”</strong>
isimli kitâbında yazılı] bir kerâmetini görünce korktu; tevbe etti ve ona çok
hürmet eder, nasihatlerini dinler oldu. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7- İMÂM MÛSÂ KÂZIM (rahmetullâhi teâlâ
aleyh): </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eshâb-ı kirâmın sohbetinde bulunmakla şereflenen
<strong>Tâbiîn devrinin yüksek âlimlerinden ve evliyân</strong><strong>ın büyüklerindendir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah
Efendimizin torunlarından olup, Hazret-i Ali ile Hazret-i Fâtıma’nın neslindendir. Hazret-i Hüseyin’in çocuklarından olduğu için <strong>“Seyyid”</strong>dir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Asıl adı, Mûsâ bin Câfer-i Sâdık
bin Muhammed Bâkır bin Zeynel-âbidîn
Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebî Tâlib’dir. <strong>İmâm Ca’fer-i Sâdık’ın oğlu, İmâm
Alî Rızâ’nın da babasıdır.</strong> Annesinin ismi Humeyde-i Berberiyye’dir.
Künyesi, “Ebü’l-Hasan” ve “Ebû İbrâhim”dir.
<strong>“Kâz</strong><strong>ım”</strong>, “Sâbır”, “Sâlih”, “Emîn” gibi lakapları da vardır. <strong>En me</strong><strong>şhuru
“Kâz</strong><strong>ım”d</strong><strong>ır. Hilminin (yumu</strong><strong>şakl</strong><strong>ığın</strong><strong>ın)
çoklu</strong><strong>ğundan, kötülük
yapanlara k</strong><strong>ızmay</strong><strong>ıp ba</strong><strong>ğışlad</strong><strong>ığından
ve gazab</strong><strong>ına hâkim oldu</strong><strong>ğundan kendisine bu lakap verilmi</strong><strong>ştir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Oniki
imâmın yedincisidir. </strong>İmâmlığı yirmi beş sene üç ay süren Mûsâ Kâzım Hazretleri,<strong> derin bir âlim ve büyük bir velîdir. Din
bilgilerinde ictihâd derecesine yükselmi</strong><strong>şti. Her ilimde </strong><strong>İmâm,
üstâd, büyük bir rehberdi.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Mûsâ Kâzım Hazretleri, <strong>hadîs-i </strong><strong>şerîf ilminde sikâ yâni güvenilir
bir râvîdir. Büyük bir hadis </strong><strong>İmâm</strong><strong>ıd</strong><strong>ır.</strong> Oğulları Ali Rızâ, İbrâhim, İsmâil, Hüseyin, Ali ve Muhammed
ondan hadîs-i şerîf rivâyet
etmişlerdir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok ibâdet
ederdi. Gecelerini hep namazla geçirirdi. Bu hâllerinden dolayı, kendisine <strong>“Sâlih kul”</strong> adını vermişlerdir.
Tasavvuf ilminde, Ehl-i Sünnetin gözbebeğidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">128 [m. 745]
senesinde Safer ayında Mekke
ile Medîne arasında <strong>“Ebvâ”</strong>
denilen yerde tevellüd ve 183 [m. 799] yılında Bağdâd’da hapishânede vefât
etti. [186 (m. 802)’de vefât ettiği de söylenir.] <strong>Kabr-i şerîfi,</strong> Bağdat’ın 10 km.
kuzey batısında, Dicle Nehrinden 5 km. içerde olan <strong>Kâzımiyye’dedir.</strong>
<strong>Müslümanlar</strong><strong>ın en çok
ziyâret etti</strong><strong>ği
türbelerden biridir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mûsâ Kâzım Hazretlerinin yaşadığı devirde, Ehl-i Beyt’ten olanlara maalesef pekçok haksızlık yapılmıştır. Önce Halîfe Mehdî, sonra da Hârûn Reşîd kendisini Medîne’den
Bağdâd’a getirtip hapsetmişlerdir. <strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İmâm Mûsâ
Kâz</strong><strong>ım’</strong><strong>ın hayât</strong><strong>ı, fazîletler(üstünlükler)le
doludur.</strong> Sevdiklerine ibret olan ve yol gösteren kerâmet ve menkıbeleri ile rûhlara gıdâ olan sözleri çoktur. </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/oniki-imam-denilen-buyuk-zatlar-5/">“Oniki İmâm” Denilen Büyük Zâtlar &#8211; 5</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlim Adamlarının Peygamberimiz Hakkındaki Bazı Sözleri-2</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/ilim-adamlarinin-peygamberimiz-hakkindaki-bazi-sozleri-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Mar 2006 14:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=871</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihimizde Karahanlılar, Gazneliler, Timuroğulları, Babürlüler, Selçuklular ve Osmanlılar, bütün insanlığa çok hayırlı hizmetler yapmış ve çok yüksek medeniyetler sergilemişlerdir. Bu</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ilim-adamlarinin-peygamberimiz-hakkindaki-bazi-sozleri-2/">İlim Adamlarının Peygamberimiz Hakkındaki Bazı Sözleri-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Tarihimizde <strong>Karahanlılar,
Gazneliler, Timuroğulları, Babürlüler, Selçuklular ve Osmanlılar</strong>, bütün
insanlığa çok hayırlı hizmetler yapmış ve çok yüksek medeniyetler
sergilemişlerdir. Bu medeniyetlerin temelleri, tâ Sevgili Peygamberimizin <strong>“Hicret-i
Nebeviye”</strong>lerinden sonra Medîne-i münevverede kurdukları İslâm devletine
dayanır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüksek
medeniyetlerin temellerini atan Sevgili Peygamberimiz, dost-düşmân herkesin
dikkatlerini çekmiş, pek çok kimse, imkânları nisbetinde o zâtı tedkîk etmiş,
incelemelerinin sonucunda bazı değerlendirmeler yapmışlardır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hemen
burada belirtelim ki, Muhammed aleyhisselâm Peygamberlerin sonuncusu</strong>dur. <strong>O’nun
kitâbı, geçmiş kitâpların en iyisi</strong>dir. O’nun dîni, bütün dînleri
yürürlükten kaldırmıştır. <strong>O’nun getirdiği dîn, kıyâmete kadar bâkî
kalacaktır; kimse tarafından değiştirilemeyecektir. </strong>Yüce Allah, bu dîni
(İslâmı) kıyâmete kadar koruyacağını, bozulmamış olarak her yere yayacağını
müjdelemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsânlığın bugün
de, <strong>Hazret-i Peygamber</strong>e &nbsp;ne kadar
muhtâç olduğunu ifâde için, <strong>dünyâ
çapında meşhûr bazı kimselerin, O</strong><strong> ve İslâm Dîni hakkındaki bazı sözlerini burada nakletmek çok faydalı
olacaktır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün, Batılılardan
sâdece 3 tanesinin sözlerini ele almak istiyoruz: </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Bonaparte et İslâm (Bonapart ve İslâmiyet)”
isimli kitapta belirtildiğine göre, târihe, dünyanın en büyük askerî
dehâlarından biri, aynı zamanda kıymetli bir devlet adamı olarak geçen Fransız
İmparatoru Napoléon Bonaparte (1769-1821)&nbsp;
şöyle diyor:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Allah’ın varlığını ve birliğini, Mûsâ kendi
milletine, Îsâ Romalılara, fakat Muhammed (aleyhisselâm) bütün eski dünyâya
bildirdi. Arabistan tamâmiyle putperest olmuştu. Îsâ’dan altı asır sonra
Muhammed (aleyhisselâm) kendisinden evvel gelmiş olan İbrâhîm, İsmâîl, Mûsâ ve
Îsâ’nın (aleyhimüsselâm) Allah’ını Araplara tanıttı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Arapların yanına sokulan Aryenler, hakîkî İsâ
dînini bozarak onlara “Allah, Allah’ın oğlu, Rûhu’l-kudüs” gibi, üçlü, kimsenin
anlayamayacağı akîdeleri [teslîs akîdesini] yaymaya çalışıyor, şarkın sulh ve
huzûrunu tamâmen bozuyorlardı. Muhammed (aleyhisselâm) onlara doğru yolu
gösterdi. Araplara, yalnız bir tek Allah olduğunu, O’nun babasının da, oğlunun
da bulunmadığını, böyle birkaç Allah’a tapmanın, puta tapmaktan kalan saçma bir
âdet olduğunu anlattı.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yine dünyaca tanınmış büyük Fransız edîbi ve
devlet adamı Alphonse Lamartine (1790-1869),</strong> “<strong>Histoire de Turquie (Türkiye Tarihi)” adlı eserinde Muhammed
aleyhisselâm hakkında şöyle diyor:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hz. Muhammed (aleyhisselâm) bir yalancı
peygamber miydi? O’nun eserlerini ve târîhini inceledikten sonra bunu
düşünemeyiz. Çünkü yalancı peygamberlik, iki yüzlülüktür. İki yüzlülükte
inandırma kuvveti yoktur; nasıl ki, yalanda da doğruluğun kudreti bulunmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun
varabileceği yer, fırlatma gücü ile orantılıdır. Bir manevî ilhâmın gücü de,
onun meydana getirdiği eser ile orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan, bu kadar
uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devâm eden bir
“fikir” yani İslâmiyet yalan olamaz. Bunun çok samîmî ve çok inandırıcı olması
gerekir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">O’nun hayâtı, uğraşmaları, memleketinin
hurâfelerine ve putlarına kahramânca saldırıp onları parçalaması, puta tapan
çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı, kendine saldırdıkları hâlde, 13
sene Mekke’de buna dayanması, hemşehrileri arasında türlü hâdiseler çıkartmak
ve kendini âdetâ kurbân yerine koymak gibi hâllere tahammül etmesi, Medîne’ye
hicreti, durmadan yaptığı teşvîkler ve verdiği vaazlar, çok üstün düşmân
kuvvetleriyle yaptığı savaşlar, kazanacağına olan itimâdı, en büyük felâket
zamanında bile duyduğu insân üstü güvence, zaferde bile gösterdiği sabır ve
tevekkül, sözlerini kabûl ettirme hırsı, sonsuz ibâdeti, Allah’la mukaddes
konuşmaları, ölümü, ölümünden sonra da devâm eden şân ve şerefi, zaferleri
O’nun hiçbir zamân, yalancı bir peygamber olmadığını, tâm aksine büyük bir
îmâna sâhip bulunduğunu gösterir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filozof, hatîp, peygamber, kânûn koyucu,
cenkçi, insân düşüncelerini etkileyici, yeni îmân esâsları koyan ve yirmi büyük
dünya imparatorluğu ile bir büyük İslâm devleti kuran kişi: İşte Muhammed
(sallallahü aleyhi ve sellem) budur! </p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanların büyüklüğünü ölçmek için
kullandıkları bütün mikyâslarla ölçülsün; acabâ O’ndan daha büyük bir şahıs var
mıdır? Olamaz!”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kezâ dünyânın tanıdığı en büyük ilim
adamlarından biri olan İskoçya’lı Thomas Carlyle da diyor ki:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Hz. Muhammed (aleyhisselâm) gelmeden evvel
Arapların bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı, kuru
kum üzerinde kaybolup gidecek ve hiç iz bırakmayacaktı. Fakat Muhammed
aleyhisselâm gelince, bu kuru kum dolu çöl, sanki bir barut fıçısına döndü.
Delhi’den Granada’ya kadar her taraf birdenbire semâya yükselen alevler hâline
geldi. Bu büyük zât sanki bir şimşekti. O’nun etrafındaki bütün insanlar,
O’ndan ateş alan parlayıcı maddeler hâline dönüştüler.”</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ilim-adamlarinin-peygamberimiz-hakkindaki-bazi-sozleri-2/">İlim Adamlarının Peygamberimiz Hakkındaki Bazı Sözleri-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlim Adamlarının Peygamberimiz Hakkındaki Bazı Sözleri-1</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/ilim-adamlarinin-peygamberimiz-hakkindaki-bazi-sozleri-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2006 14:12:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=869</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şüphesiz ki, Allahü teâlâ, yarattığı şu mükemmel âlemle, kendi varlığını belli ettiği gibi, kullarına çok acıdığı için, var&#160; olduğunu ayrıca</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ilim-adamlarinin-peygamberimiz-hakkindaki-bazi-sozleri-1/">İlim Adamlarının Peygamberimiz Hakkındaki Bazı Sözleri-1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Şüphesiz ki,
Allahü teâlâ, yarattığı şu <strong>mükemmel âlemle, kendi varlığını belli etti</strong>ği
gibi, kullarına çok acıdığı için, var&nbsp;
olduğunu ayrıca <strong>“Peygamber”</strong>leri vâsıtasıyla da bildirmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyâya
gönderilen <strong>ilk insan ve ilk Peygamber Âdem aleyhisselâm</strong>dan başlayarak, <strong>Sevgili
Peygamberimiz</strong>e gelinceye kadar her asırda, dünyânın her tarafındaki <strong>insanlar
arasından en iyi, en üstün olarak seçtiği bir zâta (Peygambere),</strong> <strong>“melek”</strong>le
(<strong>“Cebrâîl”</strong> aleyhisselâm’la) haber göndererek, kendi varlığını,
isimlerini ve sıfatlarını bildirmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu <strong>“Peygamber”</strong>leriyle,
insanların dünyâda ve âhirette râhat etmeleri, huzûr içerisinde, iyi bir
şekilde yaşamaları için, emirlerini ve yasaklarını, yanî ne yapmaları ve
nelerden sakınmaları lâzım olduğunu açıklamıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü
teâlânın, mahlûkâtına olan merhameti, ihsânı, ni’metleri o kadar çoktur ki,
bunu ancak <strong>“sonsuz”</strong> kelimesiyle ifâde edebiliriz. Kullarına çok acıdığı
için, onların dünyâda râhat, huzûr içinde, kardeşçe yaşamaları, âhirette de
sonsuz saâdete, bitmez-tükenmez ni’metlere kavuşmaları için, yapılması lâzım olan
iyilikleri ve sakınılması lâzım olan kötülükleri, Peygamberlerine bildirmiş,
bunları bildiren birçok <strong>“Kitap”</strong> (yüz suhuf ve dört büyük kitap) da
göndermiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kitaplardan
yalnız Kur&#8217;ân-ı Kerîm bozulmamış, diğerleri maalesef kötü kimseler tarafından
değiştirilmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhakkak ki <strong>Cenâb-ı
Hakk’ın kullarına olan ni’metlerinin en büyüğü, “Peygamber”ler ve “Kitap”lar
göndererek onlara sırât-ı müstakîmi, doğru yolu, Cennet yolunu göstermesidir.
Yüce Allah, Hazret-i Âdem’den (aleyhisselâm) beri, insanları ebedî saâdete
kavuşturmak için, muhtelif zaman ve zeminlere pek çok “Peygamber” göndermiştir.
Bunların 6’sı “Ülü’l-azm”, 313’ü “Resûl”, 124.000’den ziyâdesi de “Nebî”dir. </strong>Bütün
Peygamberler, hep aynı îmân ve i’tikâd esâslarını bildirmişler, hepsi de insanları
ebedî kurtuluşa dâvet etmişlerdir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bilindiği
gibi, bazı Peygamberler belli bir zaman dilimine, bazıları muayyen bir coğrafî
bölgeye, bazıları da belli bir kavme gönderilmiş, bunların dünyâdaki zamanları
dolunca, getirdikleri ahkâmın yürürlük müddetleri de bitmiştir. Fakat âhır
zaman Nebîsi Muhammed aleyhisselâm’ın getirdiği hükümler, kıyâmet kopuncaya
kadar devâm edecektir.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada yeri
gelmişken belirtmek gerekir ki, <strong>İslâmın birinci şartı,</strong> bilindiği gibi, <strong>Allahü
teâlâya ve Peygamberine (aleyhisselâm) îmândır.</strong> Ya&#8217;nî onlara inanmak, onları
sevmek ve sözlerini beğenip, kabûl etmektir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Allahü teâlâ, kıyâmete kadar değiştirmemek üzere ve bütün
dünyaya, en son Peygamber olarak, Muhammed aleyhisselâmı göndermiştir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İki cihân
saâdetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünyâ ve âhıretin Efendisi olan Muhammed
aleyhisselâma tâbi&#8217; olmaya bağlıdır. Ona tâbi&#8217; olmak&nbsp; için, îmân etmek ve onun getirdiği ahkâm-ı
İslâmiyyeyi öğrenmek ve yapmak lâzımdır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yine
Muhammed aleyhisselâm’a tâm ve kusûrsuz tâbi&#8217; olabilmek için, onu tâm ve
kusûrsuz sevmek lâzımdır. Bunun alâmeti de, onun dostlarını dost, düşmanlarını
düşman bilmek, onu beğenmeyenleri sevmemektir.</strong> Tabîî ki sevgi ve nefret
kalpte olur. Dînimizin gereği, zâhiren onlara da iyi davranmak, tatlı dilli ve
güler yüzlü olmak lâzımdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her mü&#8217;minin, Resûlullah’ı çok sevmesi lâzımdır.
Çünkü, başta “<em>Sahîh-i Buhârî”</em> olmak üzere, birçok hadîs kitâbında yer
alan bir hadîs-i şerîfte, <strong>“Bir kimse,
beni çocuğundan, babasından ve herkesten dahâ çok sevmedikçe, [kâmil ma’nâda] îmân
etmiş olmaz”</strong> buyuruldu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Hadîs-i şerîfin diğer bir rivâyeti de şöyledir: </p>



<p class="wp-block-paragraph">“<strong>Bir
kimse, beni kendi nefsinden, ehlinden ve bütün insanlardan dahâ çok sevmedikçe,
îmân etmiş olmaz.” </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Allahü tealâ’yı sevenin, O’nun Resûlü’nü de, O’nun
yolunda olan sâlih kulları da sevmesi lâzımdır, vâciptir[farzdır]. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilindiği gibi
<strong>Allahü teâlâ, Cenneti ve Cehennemi önceden yarattı. Her ikisini, insanlar ve
cinnîlerle dolduracağını ezelde dileyip, bunu kitâplarında ve Peygamberleri
vasıtasıyla bildirdi.</strong> Binâen aleyh Âdem aleyhisselâm’dan beri, Cennete
gidecek îmânlı, iyi insanlar olduğu gibi, Cehenneme götüren kötülükleri yapan,
îmânsız, akılsız, fenâ kimseler de gelmiş-geçmiştir. Kıyâmete kadar da bu böyle devâm edecektir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Îmânlı, itâatlı, muhterem, kıymetli varlıklar olan
Melekler, Cennet’e gideceklerdir. Meleklerin sayısı, insanlardan ölçülemiyecek
kadar çoktur. İnsanların ise, her zamân az bir kısmı îmânlı, çoğu ise, îmânsız,
azgın, taşkın kimseler olmuşlardır; kâfirler ise Cehennem’e gideceklerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Târihte, araştırma ve incelemeleri netîcesinde,
İslâmiyetle şereflenen sayılamıyacak kadar çok insan vardır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Günümüzde de yabancılardan, gayr-i müslimlerden
pek çok kimse, zamân zamân İslâmiyetle şerefleniyor. Bir çok diplomat, devlet
ricâli, ilim ve fen adamları, hattâ dîn adamlarının müslümân oluşları,
İslâmiyetin büyüklüğüne hayrân kaldıklarındandır. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu girişten sonra, yarın inşâallah onlardan
bazılarını zikretmek istiyoruz.</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/ilim-adamlarinin-peygamberimiz-hakkindaki-bazi-sozleri-1/">İlim Adamlarının Peygamberimiz Hakkındaki Bazı Sözleri-1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinler Ve Medeniyetler Arası Muhârebelerin Zararları-2</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/dinler-ve-medeniyetler-arasi-muharebelerin-zararlari-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Mar 2006 14:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Papalığın teşvîkıyle, Hıristiyan Avrupalıların Müslümanlara karşı tertip ettikleri ve 1096-1270 yılları arasında devâm eden “Haçlı Seferleri”ne, günümüzde bir Cumhurbaşkanı ile</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/dinler-ve-medeniyetler-arasi-muharebelerin-zararlari-2/">Dinler Ve Medeniyetler Arası Muhârebelerin Zararları-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Papalığın
teşvîkıyle, Hıristiyan Avrupalıların Müslümanlara karşı tertip ettikleri ve
1096-1270 yılları arasında devâm eden <strong>“Haçlı Seferleri”</strong>ne, günümüzde bir
Cumhurbaşkanı ile bir Bakan bazı atıflarda bulundular. Bu konu çok önemli
olduğu için, üzerinde biraz daha durmak istiyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihteki <strong>“Haçlı
Seferleri”</strong> ve “<strong>Saint Barthelmy Katliâmı”</strong>,
dinler arası; I. ve II. Dünyâ Harpleri ise medeniyetler arası çatışmalara misâl
olarak gösterilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dînî, kültürel,
sosyal, siyâsî ve iktisâdî sebeplere dayanan Haçlı Seferleri’ni, maalesef Papa II.
Urbanus, 1095 yılında toplanan Clermont Konsili’nde yaptığı konuşmasıyla
başlatmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asırlarca
devâm eden <strong>8 adet</strong> <strong>savaşta, kadınlar ve çocuklar dâhil, </strong>yüzbinlerce
Müslüman kılıçtan geçirilip, <strong>hunharca öldürüldü;</strong> İslâm Devletleri’nin yerleşim
alanları da yakılıp-yıkıldı ve yağmalandı. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Haçlıların
kılıcından sâdece Müslümanlar değil, Yahûdîler, özellikle Ortodoks Bizanslılar
da çok zarar görmüşlerdir.</strong>.<strong> Hattâ 4. Haçlı seferinde (1204’te)</strong> Haçlılar,<strong>
İstanbul’u işgal ettiler; 1261 yılına kadar, belki de tarihte ilk defa,
İstanbul’da Lâtin İmparatorluğu kuruldu. </strong>Bizanslılar İznik’i başşehir
yaptılar. Ancak 1261 senesinde tekrar İstanbul’u geri alabildiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi gelelim <strong>“Saint Barthelmy Katliamı”</strong>na:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu katliâmda, o</strong> zamanki <strong>Paris nüfusunun beşte biri, yani en az yirmi
bin kişi katledildi. </strong>Şöyle ki,Fransa tahtında oturan genç kral
IX’uncu Charles, Roma’daki Papa XI’inci Leo’nun kız kardeşi, fanatik ve koyu
bir Katolik olan annesi (yani Ana Kraliçe) Katherine ile ülkelerinde,
Katoliklikten başka hiçbir inanca hayat hakkı tanımak istemiyorlardı. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ama ne var ki, Fransa’nın bir kısmında, Ortodoks olan Navar
Kralı Henry hâkim durumda idi.</strong> Sık sık
yazıştığı ağabeyi <strong>Papa Leo’nun büyük tesiri altında kalan Ana Kraliçe ve
oğlu, Fransa’nın din bütünlüğünü bozan bu durumu düzeltmek</strong>, &nbsp;<strong>Ortodoksları ortadan kaldırıp, Fransa’da
Katolik birliğini sağlamak istiyorlardı.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Papa Leo, bu konuda bir plan yaptı. <strong>Bu plana göre:</strong> <strong>24
Ağustos 1572 günü, mutaassıp Katolikler, en mukaddes bildikleri Saint Barthelmy
Yortusu’nda, o gece Paris’teki bütün Ortodoks evlerini tespit edip kapılarına
özel işaretler koydular.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Gece yarısından sonra, Saint Germen Qukcer Kilisesi’nin
çanları çalmaya başladı ve bir anda sokaklarda elleri meş’aleli binlerce insan peydah
oldu. Bu meş’alelerle, kapıları önceden işâretlenmiş evleri yakmaya başladılar.
Yanan evlerden, canlarını kurtarmak için, sokağa fırlayanları, en vahşî şekilde
sokak ortasında parçaladılar. Bu cinayetleri işleyenler arasında yaşlı fanatik kadınlar
bile vardı. <strong>Gözü dönmüş Katolik cânîler ayrıca, Protestan asilzâdelerini de öldürdüler.
Bütün bu insanlar, Katolik olmadıkları için katledildi. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle ki, gözleri önünde bu katliâmlar
yapılan genç Kral Charles, gördüğü manzara karşısında tahammül edemeyip aklını
yitirdi ve olaydan onbeş gün sonra da <strong>“deli”</strong> olarak öldü. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Târihî konularda uzman, radyo ve televizyon programcısı, &nbsp;yazar, Em. Alb. İsmail Yağcı’nın da belirttiği
gibi (15 Şubat 2006 tarihli Türkiye Gazetesi) bu cinâyeti planlayan Papa
Leo’nun, Ana Kraliçe’yi cinâyete azmettirici yazışmalarının birer sureti
Vatikan’da hâlen saklanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şimdi de
kısaca I. ve II. Cihân Harplerine temâs edelim:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>I. Dünya
Savaşı</strong>’nda, savaşa katılan <strong>“İttifâk Devletleri”(Almanya,
Avusturya-Macaristan, Bulgaristan, Türkiye)</strong>’nin toplam nüfûsu 168.300.000,
silâh altına alınan asker sayısı 22.900.000’dir. <strong>Orduların kayıpları
15.620.000, sivil kayıplar ise 3.640.000 kişidir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“İ’tilâf
Devletleri” </strong>denilen <strong>İngiltere, Rusya, A.B.D., Fransa, Japonya, İtalya,
Belçika, Portekiz, Romanya, Sırbistan, Yunanistan, Karadağ</strong>’ın toplam nüfûsu
1.002.435.000, silâh altın alınan asker sayısı 42.700.000’dir. <strong>Bunların ordu
kayıpları da 22.861.000, sivil kayıpları ise 5.863.300 kişidir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Görüldüğü
gibi, her iki taraftan 50 milyon insan ölmüştür; her taraf yakılıp yıkılmıştır.
Harplerde ele geçenlerle kayıpları iyi mukâyese etmelidir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>57
Devlet’in birbiriyle 6 yıl çarpıştığı II. Dünya Savaşı’na gelince (1939-1945),
hemen hemen dünyanın her tarafını içine alan milletlerarası bir savaştır. </strong>İngiltere,
Fransa ve ortaklarına<strong> “Müttefikler”, </strong>Almanya ve ortaklarına da<strong>
“Mihver Devletler” </strong>denilmiştir.<strong> Müttefik devletlerde en çok kayıp
Amerika, Britanya Milletler Topluluğu, Sovyetler Birliği, Çin ve Fransa’da oldu</strong>.
<strong>Mihver devletlerinde ise Almanya, Japonya ve İtalya büyük kayba uğradılar. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu büyük
harpte, dünyânın toplum, medeniyet ve insanlık açılarından uğradığı kayıpların
tam bir hesâbı yapılamaz.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ölü ve
kayıplar: </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Müttefiklerden
10.650.000 </strong>(en çok Sovyetler 7.500.000),<strong> Mihver devletlerinden ise
4.650.000 </strong>(en çok Almanlar 2.850.000) olmak üzere<strong> toplam 15.300.000 can
kaybı olmuştur. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yaralı
sayısı, müttefiklerden 20 milyon, Mihver devletlerinden ise 8 milyondur.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hitler’in
toplama kamplarında da 6 milyon insan kaybolmuştur.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu harp,
birçok milletin bağımsızlığını kaybetmesine sebep olmuştur.</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/dinler-ve-medeniyetler-arasi-muharebelerin-zararlari-2/">Dinler Ve Medeniyetler Arası Muhârebelerin Zararları-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinler Ve Medeniyetler Arası Muhârebelerin Zararları-1</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/dinler-ve-medeniyetler-arasi-muharebelerin-zararlari-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2006 14:10:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bildiğiniz gibi, bir müddetten beri ısrarlı bir şekilde, Müslümanların en mukaddes değerlerine &#160;hakâret edilerek tahrîk edildiklerini görüyoruz. Halbuki ma’lûmdur ki,</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/dinler-ve-medeniyetler-arasi-muharebelerin-zararlari-1/">Dinler Ve Medeniyetler Arası Muhârebelerin Zararları-1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bildiğiniz
gibi, bir müddetten beri ısrarlı bir şekilde, Müslümanların en mukaddes
değerlerine &nbsp;hakâret edilerek tahrîk
edildiklerini görüyoruz. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Halbuki ma’lûmdur
ki, iki araba çarpıştığında, her ikisinde de büyük hasarlar meydâna gelir. &nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kezâ iki testi
çarpışınca ikisi de kırılabilir; faraza biri biraz sağlam olsa ve kırılmasa
bile, yine de biraz zarar görür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başlatılan
yangın, bazan kontrol altına alınamıyabilir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Meydana
getirilen sel de, bazen kontroldan çıkabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Isrârlı bir
şekilde Müslümanların üzerine gelindiğine dâir misâller o kadar çok ki, saymakla
bitmez. Bu yapılanları ma’kûl karşılamak mümkün değil. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Birkaç misâl
verelim:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1-</strong> <strong>“Şeytân
Âyetleri”</strong> adıyla bir kitap yazarak, Müslümanların mukaddes kitâbı <strong>“Kur’ân-ı
Kerîm”</strong>e hakâret ettiler. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2-</strong>
Hatırlanacağı üzere, geçen sene, ABD&#8217;de yayımlanan “Newsweek” dergisindeki bir
haberde, Guantanamo&#8217;daki ABD askerlerinin <strong>Kur’ân-ı Kerîm’</strong>i, tuvalete
attıkları iddiası yer almıştı. Bunun üzerine, Afganistan ve Endonezya&#8217;da baş
gösteren protesto gösterileri ve çatışmalarda 16 kişi ölmüştü. Dergi, daha
sonra özür dilemişti. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3-</strong> &nbsp;19 Mayıs 2005&nbsp;
tarihinde “habervitrini.com” isimli İnternet Sitesi’nde yer alan, ayrıca
CNN TÜRK’te neşredilen bir habere göre: </p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD&#8217;de <strong>“amazon.com”</strong> isimli İnternet Sitesi
üzerinden, bir <strong>“Mushaf-ı şerîf”</strong> satın alan Azzâ Basaruddîn adlı ABD&#8217;li
Müslüman bir kadın, “Kitâb”ın kapağı içinde <strong>&#8221;Tüm Müslümanlara Ölüm&#8221;</strong>
yazısıyla karşılaştı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun üzerine, ABD&#8217;deki Müslüman Dernekleri, olayla
ilgili olarak “amazon.com”un, kamuoyu önünde, tüm Müslümanlardan özür
dilemesini istemiş; <strong>olayı araştıran ve doğrulayan şirket, mezkûr kadının parasını
iâde edip yeni bir Kur’ân ve hediye çeki göndermiş, kendisinden özür dilemiş,
ayrıca kitapların paketlenmesi ve dağıtımından sorumlu kuruluşla ilgili de
soruşturma başlatmıştı.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4-</strong> Meşhûr
11 Eylül hâdiselerinden sonra, Amerika Cumhurbaşkanı <strong>“Haçlı Seferleri”</strong>nden
bahsetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5-</strong> &nbsp;17 Ağustos 2005’te bir Danimarka Radyosu
(Radio Holger), <strong>Müslümanlara karşı şiddet kampanyası başlattı.</strong> [Hattâ
bundan dolayı, Radyo’nun yayın lisansı, 3 aylığına elinden alındı; ama buna rağmen,
Radyo yetkilileri, yayınlarını İnternet’ten sürdüreceklerini açıkladılar.]</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6-</strong> &nbsp;<strong>30 Eylül 2005’te yine Danimarka’nın çok
satan bir gazetesi (Jyllands-Posten), yoğun tepkilere sebep olan 12 çirkin
karikatürü yayınladı. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7-</strong> &nbsp;<strong>01 Şubat 2006 tarihinde,</strong>&nbsp; muhafazakar Die Welt (Almanya), France Soir (Fransa),
Volkskrank (Hollanda), Blick (İsviçre), La Stampa ve Corriere della Sera (İtalya)
ve bazı İspanya gazeteleri, söz konusu karikatürleri tekrâr yayınladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu
gazetelerde, başta Peygamber Efendimiz olmak üzere, birçok mukaddes değerimize
saldırdılar. Meselâ karikatürlere bakıldığında, <strong>Peygamberimizden başka, Kelime-i
Tevhîd, Kur’ân-ı Kerîm, İslâm harfleri, sakal, sarık, tesettür ve benzerleriyle
de alay edildiği</strong> görülecektir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu durum
karşısında, maalesef ilgili ülkelerin resmî yetkililerince, herhangi bir tedbir
alınmadı ve Müslümanlardan da özür dilenmedi. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık bardağı
taşıran bu olaylardan dolayı, <strong>bütün İslâm âleminde, karikatüristler, karikatürleri
yayınlıyan gazetelerin sorumluları ve onların ülkelerinin yetkililerine karşı
yoğun protestolar başladı</strong>, hattâ maalesef bazı yerlerde şiddet olayları da
meydana geldi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8-</strong> Ayrıca
bu seviyesiz, bayağı <strong>karikatürleri tişörtlere de bastılar.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9-</strong> İtalya’da
bir bakan, <strong>“Papa”</strong>ya mürâcaat ederek tekrâr <strong>“Haçlı Seferleri”</strong>
başlatmasını istedi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“NetGazete.com” adlı
İnternet sitesinde, 08.02.2006 tarihinde çıkan bir habere göre: </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Birliği
Partisi&#8217;nden İtalya Reform Bakanı Roberto Calderoli, <strong>Papa 16. Benedict&#8217;i
yeni bir &#8220;Haçlı Seferi&#8221; başlatmaya çağırdı.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karikatür krizi
ve Trabzon&#8217;da bir İtalyan rahibin öldürülmesini, &#8220;Durum çok vahim&#8221;
şeklinde değerlendiren Bakan Calderoli, <strong>&#8220;Papa, 5. Pio ve 11. Innocenzo
gibi mücadele etmeli&#8221;</strong> diyerek Haçlı Seferlerini başlatan papaları
Benedict&#8217;e emsâl gösterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Calderoli,
&#8220;Durum çok vahim. Bugün bütün İtalyan vatandaşları, zavallı rahip gibi
öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya. Müslüman halkta müthiş bir nefret var.
Tedbîr almanın zamanı geldi. <strong>Bunu sadece güç kullanarak
engelleyebiliriz&#8221;</strong> diye konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>10-</strong> &nbsp;<strong>17 Şubat 2006
tarihinde gazetelerde çıkan haberlere göre, </strong>yineİtalya Reform Bakanı Roberto Calderoli, katıldığı TG1 haberlerinde, çirkin
karikatürlerin basılı olduğu tişörtle televizyona çıktı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Calderoli, ülkesinde bulunan Müslümanlara hakâret etti ve Berlusconi’ye
de bir çağrıda bulundu: “<strong>Hıristiyanlık değerlerine sahip çık, Hıristiyanlığı
yaymaya çalış. İslam’ın yayılmasına izin verme”</strong> dedi. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu misâlleri
çoğaltabiliriz. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Makalemizin
sonunda ifâde edelim ki, biz, onların mukaddes değerlerine hakâret etmiyoruz. <strong>Onlar
da bizim mukaddesâtımıza dil uzatmamalıdırlar.</strong> Müslümanları tahrîk ve
provoke için uğraşmamalıdırlar.<strong> İnsanlık, medenîlik, insan haklarına saygı,
hukûkî normlar da bunu gerektirmektedir.</strong></p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/dinler-ve-medeniyetler-arasi-muharebelerin-zararlari-1/">Dinler Ve Medeniyetler Arası Muhârebelerin Zararları-1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberimize Yapılan Hakâret Dolayısiyle &#8211; 4</title>
		<link>https://www.ramazanayvalli.com.tr/peygamberimize-yapilan-hakaret-dolayisiyle-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2006 10:03:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gazete Makaleleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://ramazanayvalli.net/?p=632</guid>

					<description><![CDATA[<p>Târih boyunca, mükemmel hayâtı, en ince teferruâtıyla ortaya konulan yegâne zât olan Hazret-i Peygambere, insânlığın ne kadar muhtâç olduğunu, bugün</p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/peygamberimize-yapilan-hakaret-dolayisiyle-4/">Peygamberimize Yapılan Hakâret Dolayısiyle &#8211; 4</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Târih
boyunca, mükemmel hayâtı, en ince teferruâtıyla ortaya konulan yegâne zât olan
Hazret-i Peygambere, insânlığın ne kadar muhtâç olduğunu, bugün daha iyi
anlıyoruz.</strong><strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Haddi
zâtında, Allah’ın, Peygamberler ve kitaplar göndermesi, bu suretle, bütün
insanlara, dünyâ ve âhirette huzûr ve saâdet içerisinde yaşamanın yollarını
göstermesi, en büyük ni’metidir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyadaki
bütün insanlara çok acıyan Rabbimiz, iyi, güzel ve faydalı şeyleri yaratıp,
dostunu-düşmanını ayırmadan, herkese gönderiyor. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu cümleden
olarak, Peygamberleri vasıtasıyla, beşeriyete saâdet yollarını göstermiş, iyi-kötü,
güzel-çirkin her şeyi onlara öğretmiştir. </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yüce Allah, insanlara, kendileri için en
doğru olan yaşayış tarzını bildirmiştir.</strong> Dolayısıyla Allah&#8217;ın bize öğrettiği edep ve ahlâk, değişmeyen en güzel
ve en doğru ahlâktır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8220;Gerçekten
sen, büyük bir ahlâk üzeresin&#8221;</strong> (Kalem, 4) âyetinde, Allah&#8217;ın
iltifâtına mazhar olan Sevgili Peygamberimiz, Kur&#8217;ân&#8217;dan ibâret olan güzel
ahlâkını, hayâtında sergilediği tatbîkâtı ve tavsiyeleri ile ümmetine teblîğ
etmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>&#8220;Onun
şahsında, Allah&#8217;ı ve Âhiret gününü umanlar ve Allah&#8217;ı çokça hatırlayanlar için
güzel edeb ve ahlâk nümûneleri vardır &#8221; </strong>(Ahzâb, 21) âyet-i kerîmesi,
onun <strong>“üsve-i hasene” </strong>[nümûne-i imtisâl = en güzel örnek] olduğunu ne güzel ifâde etmektedir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ahlâk İlmi” âlimlerinden <strong>Ali bin Emrullah</strong>’ın dediği gibi, “İslâm âlimlerinin çoğuna
göre: insanlar iyiliğe, yükselmeye elverişli olarak doğarlar. Sonra nefsin kötü
arzûları, güzel ahlâkı öğrenmemek ve kötü arkadaşlarla
düşüp kalkmak, kötü huyları meydana getirir.” </p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında
kâinâtın Efendisi Muhammed aleyhisselâmı, lâyıkı vechile, doğru bir şekilde
beşeriyete tanıtmak, biz Müslümanlar için bir insanlık, müslümânlık ve vefâ
borcudur. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İslâm âlimlerinin
buyurdukları gibi, <strong>saâdetlerin başı, </strong><strong>Muhammed aleyhisselâmı tan</strong><strong>ımak, sevmek, O’na îmân etmek,
tâbi’ ve teslîm olmaktır.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Resûlullah
Efendimizin üstünlüklerini bildiren yüzlerce kitap yazılmıştır. <strong>Onun
faziletlerinden birkaç tanesini seçerek burada nakledelim:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1- </strong>Âyet-i kerîmede de geçtiği üzere, Allahü teâlâ ve melekler,
Ona salât etmektedirler. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2-</strong> Allahü teâlâ, O’nun ismini
Arş’a, Cennet’lere ve yedi kat göklere yazdırmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3-</strong> Cenâb-ı Hak, kelime-i
şehâdette, ezânda, ikâmette ve namazdaki teşehhüdde, kendi isminin yanına O’nun
ismini de koymuştur. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4-&nbsp;</strong>Erkek-kadın, bülûğa ermiş olarak, büyük yaşta vefât eden herkese,
kabrinde Muhammed aleyhisselâm sorulacaktır. <strong>“Rabbin kimdir?” </strong>denildiği
gibi,<strong> “Peygamberin kimdir?” </strong>de denilecektir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5-</strong> Allahü teâlâ, bütün
Peygamberlere, <strong>“Muhammed aleyhisselâm sizin zamanınızda Peygamber olursa,
ümmetlerinize, ona îmân etmelerini de emrediniz”</strong> diye emir buyurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6- </strong>Tevrât, Zebûr ve İncîl’de
Muhammed aleyhisselâm, dört Halîfesi, Eshâbı ve ümmetinden bazıları, güzel
sıfatlarla bildirilmiş ve medholunmuşlardır. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7-</strong> Sevgili Peygamberimiz, âlemlere
rahmet olarak gönderilmiştir. O’nun rahmeti, faydası, bütün varlıklara
yayılmıştır. Mü&#8217;minlere faydası meydândadır. Ona îman etmiyenlere ise, O’nun
âlemlere rahmet olması sebebiyle, bu dünyâda azâb yapılmadı, cezâları öteki
âleme, âhirete tehîr olundu. Halbuki başka Peygamberlerin zamanlarındaki
kâfirlere, dünyâda çeşitli azâblar yapılır, yok edilirlerdi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8-</strong> Dünyâya
geldiği zaman, yeryüzündeki bütün putlar, tapınılan heykeller yüzüstü
devrildiler. [Sava gölü kurudu; Semâve vâdîsi taştı; Kisrâ’nın sarayından 14
burç yıkıldı; Mecûsîlerin 10 asır boyunca hiç söndürmedikleri ateşleri o gece
söndü.] </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9-</strong> Allahü teâlâ, Muhammed
aleyhisselâma,&nbsp; râzı oluncaya kadar
istediğini vereceğini “Duhâ” sûresinde bildirmiştir: <strong>“Rabbin, Sana, râzı
oluncaya kadar, </strong>[Sen, yeter deyinceye kadar]<strong> her dilediğini verecek” </strong>meâlindeki
bu âyet-i kerime, Allahü teâlânın, <strong>Peygamberine bütün ilimleri, bütün
üstünlükleri, ahkâm-ı İslâmiyyeyi, düşmânlarına karşı yardım ve galebeyi, ümmetine
fetihler ve zaferleri, kıyâmette her türlü şefâat ve tecellîleri ihsân
edeceğini</strong> vaat etmektedir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>10-</strong> Allahü teâlâ, başka
Peygamberleri belli bir zamanda, belli bir memlekette Peygamber yapmıştır.
Muhammed aleyhisselâmı ise, kıyâmete kadar, yer yüzündeki bütün insanlara ve
cinnîlere Peygamber olarak göndermiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>11-</strong>
Aklı, bütün insanların akıllarından daha çoktur. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>12-</strong> İnsanlar
ve melekler içinde, en çok ilim O’na verildi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>13-</strong> İnsanlarda
bulunabilecek bütün iyi huyların hepsi Ona ihsân olundu. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>14- </strong>Üstünlüklerinin
en üstünü, <strong>“Habîbullah”</strong> olmasıdır. Allahü teâlâ, O’nu kendisine sevgili,
dost yapmıştır. O’nu herkesten, her melekten daha çok sevmiştir. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>15-</strong>&nbsp;Muhammed
aleyhisselâm mâsum idi. Bilerek ve bilmiyerek, büyük ve küçük, Peygamberliği
bildirilmeden evvel ve sonra, hiçbir günâh işlememiştir. Çirkin hiçbir hareketi
görülmemiştir. Onun her sözü, her işi doğrudur. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>16-</strong> Her
ictihâdı, Allahü teâlâ tarafından doğrulanmıştır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">O’nun
üstünlüklerine dâir, daha birçok madde yazılabilir; ama makalemizin hacmi ancak
bu kadarına yetti.&nbsp;&nbsp; </p>
<p><a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr/peygamberimize-yapilan-hakaret-dolayisiyle-4/">Peygamberimize Yapılan Hakâret Dolayısiyle &#8211; 4</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ramazanayvalli.com.tr">Prof. Dr. Ramazan Ayvallı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
